AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

Anastasiadis'in teklifi, Lute'un gelişi, çözümün anahtarı...

Yayın Tarihi: 08/01/21 12:52
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Nikos Anastasiadis'in bu hafta başında BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e gönderdiği mektubun ayrıntıları Rum basınına sızmış.

Jane Holl Lute'un bu hafta sonu adada olacağını düşündüğümüzde, mektubun çok kritik bir zamanda sunulduğunu ve ortada bir pazarlığın olduğunu anlamak güç değil.

Politis'e göre Anastasiadis mektubunda Güven Yaratıcı Önlem (GYÖ) olarak daha önceden yazıp çizdiğimiz şekliyle   Maraş’ın BM Barış Gücü’nün gözetim ve yönetimine verilmesini, kentin bu şekilde açılmasını, karşılığında da aynısının Ercan Havaalanı için de olmasını, yani Ercan’ın BM Barış Gücü’nün gözetim ve denetimi altına verilmesini önermiş.

Yine gazeteden alıntıyla, “Bu olursa, Ercan'a Türkiye dışında başka ülkelerden de direkt uçuşlar başlayabilir” diye de eklemiş.

Anastasiadis ayrıca, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini durdurması, Güney Kıbrıs ile MEB sınırlandırması yapmayı kabul etmesini, Kıbrıslı Türklerin haklarının güvence altına alınması için ortak fon kurulmasını, Maraş’ın bugünkü statüsünde açılması çabalarının durdurulmasını ve müzakerelere Crans Montana’da kalınan yerden devam edilmesini de talep etti.

Haberi iki temel eksende incelemek lazımdır. Birincisine yani Maraş'a karşılık Ercan meselesine, Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumlar arasında bir husus olarak bakarken, haberin ikinci kısmına, Kıbrıslı Rumlarla, Türkiye arasında bir mesele olarak bakabiliriz.

Maraş'a karşılık Ercan'a uçuşun kabul edilmesi çok kritik bir gelişmedir, tanınmaya giden yolun neredeyse açılması kadar kritik bir gelişmedir ama tanınmaya yetecek demek değildir.

Ancak Kıbrıs müzakere tarihinin en eski al-ver konularında olan husus, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin tek taraflı Maraş açılımına girmesi sonrası bambaşka bir hale bürünmüştür.

Geçtiğimiz günlerde yazdığım iki ayrı makalede, Maraş'ın koz olarak statüsünün yükseldiğini, 'açık' olarak kabul edildiğini ve artık gaz-kıta sahanlığı/MEB konusuyla eş tutulduğunu yazmıştım.

Nitekim Anastasiadis'in teklifinin ikinci kısmına baktığımızda Maraş konusunun sadece Ercan'la ilişkilendirilmesinin mümkün olamayacağını daha iyi anlıyoruz.

Habere göre Anastasiadis, Guterres'e gönderdiği mektupta, Türkiye ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşması yapmayı önermektedir. Dikkat ederseniz konu bizimle değil, Türkiye ile bir mesele halindedir.

Bizimle değil derken, onu da açacak olursak, Kıbrıs Cumhuriyeti ile Türkiye arasındaki her mesele, 1960 antlaşmaları tahtında kurucu ortak olarak bizimle de demektir.

Zira gaz ve diğer doğal zenginliklerle ilgili sürekli şekilde ortaklık iddia edip, 1960 antlaşmalarını ortaya sürerken, adanın kuzeyinde devlet kurup 'ayrılıkçılık' oyunumuzu da bir güzel oynamaktayız. İşin gerçeği, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nden istediği her şeyi aslında bizden de istediğidir.

Yani Anastasiadis'in Türkiye'ye yaptığı MEB çağrısı, adanın batısından güneyine doğru uzanan parsellerle ilgili bir meseledir ve bizi de ilgilendirmektedir.

Öyle ki, Türkiye, bahse konu bölgelerde kendi çıkarları yönünde hak iddia etmekte ve adanın toplam MEB'inin yüzde 44'ünü istemektedir. Pazarlığa başlangıç noktası olan bu oran adadaki 1-4-5-6 ve 7.parsellerin bir kısmının Türkiye'ye verilmesini ön görmektedir. İşin içinde Meis adasının durumu da vardır ve konunun bu noktasında işin içine Yunanistan da girmektedir.

Öte yandan, hatırlanacağı üzere KKTC, 2012'de doğal gaz ve petrol aramak için ruhsat verdiği Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı  (TPAO)'ya, 2018'de bir kez daha 6 yıllığına ruhsat vermiştir. Hatta bu ruhsatlandırma uzatması, o zaman kurulan federasyoncu CTP başkanlığında, federasyoncu TDP ortaklığındaki dörtlü hükümet tarafından verilmiştir.

Bu detayı bir kenara bırakacak olursak, adanın kuzey, doğu ve güneyindeki parseller için verilen bu ruhsatın adanın batısındaki durumla hiçbir alakası yoktur.

Batıdaki durum, Türkiye'nin kendi ilan ettiği MEB'idir ve Türk Dışişlerinin de sık sık vurguladığı üzere, kendi MEB'i üzerinde arama veya başka bir iş yapmak için kimseden izin almasına yine kendi iddialarını destekler şekilde gerek yoktur.

Dolayısıyla, Anastasiadis'in sunduğu ve gerek güney gerekse de kuzey basınına 'Maraş'a karşılık Ercan' diye yansıyan önerinin yine Kıbrıs Postası tarafından duyurulduğu üzere Kıbrıs Türk liderliğince reddedilmesinin sebebi, işin içinde direk olarak Türkiye'nin bulunmasından başka bir şey değildir.

Yoksa, zaten ölü şekilde harabe halinde duran Maraş'ın uluslararası hukuka uygun olarak geri iade edilmesine karşılık Ercan'a uçuş yapılmasını, yani bir nevi dolaylı tanınmayı kabul etmemek mantıksızlık kadar samimiyetsizlik de olur.

Dahası, yıllardır 'izolasyon' diye yeri göğü inletirken, sürekli ambargolardan yakınırken, ayağa kadar gelen bu fırsatın, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun dediği gibi "dalga geçmekle" eş tutulmasını koyacak bir yer de bulamayız.

Ama hep vurguladığım üzere, Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur ve çözülecekse uluslararası bir sahnede çözülecektir.

Bu bağlamda, Lute'un ziyareti çok kritiktir. Yapacağı görüşmeler ve pazarlıklar da çok önemlidir.

"Bir şey olmaz, çok gelip gitti" diye bilmişlik taslayanlara da seslenecek olursam, Guterres'in tekrardan çözüm için girişim yapması, Türkiye-AB gerilimi, Doğu Akdeniz gerilimi ve genel olarak Akdeniz havzasının stabilize edilmesi için "bir şeyler olmaktan" başka bir çare yoktur.

O çarenin anahtarı da Kıbrıs sorununun çözümüdür.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.