Fiyasko, ‘KKTC dream’ ve birtakım tespitler…

Yayın Tarihi: 06/11/23 07:00
okuma süresi: 6 dak.

Büyük hayallerle yola çıkılan iki devletli çözüm modeli formülü, 3 Kasım Astana zirvesi ve oraya alınmayan davetle birlikte son buldu. Elbette, bu kadar büyük bir diplomatik mağlubiyete rağmen, bu tezde sonuna kadar ısrar edilecek, büyük paralar harcanmaya, propagandalar yapılmaya devam edilecektir ama bu tezin en yakın sayılan Türki Cumhuriyetler nezdinde bile olur bulmaması işi zaten kendiliğinden bitiriyor.

Yine de Ersin Tatar, Astana daveti meselesi için Rumları ve AB’yi suçluyor, Kazakistan’a ve Türkiye’ye tek bir laf dahi etmiş değil. Onun gibi diğer yetkililer de bu büyük fiyaskoyu kapatmak için zirvede yapılan konuşmalara şükran çekmekle meşguller.  

Esasında Tatar haksız değil ancak son dönemde yaşananlar etkin diplomasi nasıl yapılıra bir örnektir.

Kim tarafından? Tabii ki Rumlar tarafından.

Öyle ki Rumlar, Kazaklarla çoktan işi pişirmiş durumda. Önce Eylül’de oraya (Astana) bir temsilci atamışlar. Sonra aynı günlerde New York’taki BM toplantılarında karşılıklı iş birliği için bir mutabakat imzalamışlar. Ardından adaya gelen Kazak Dışişleri Bakan Yardımcısı federal çözüme destek açıklaması yaptırmışlar. Hatta Rumların bu ziyarette Astana için davet yapılmayacağının taahhüdünü de aldıkları bile konuşuldu. Şimdilerde ise karşılıklı direk uçuş yapmayı planlıyorlar.

Siz bilmem hangi sendikanın Samsun İl Başkanına plaket takdim edip, hamaset nutku atıp, her şeyi Türkiye zaten yapacak rahatlığında otururken, adamlar nakış gibi diplomasi yürüttüler. Sonucunda da Astana’da TDT’ye tam üyelik hayali kurarken, davet bile alamayacak noktaya gelindi. Büyük fiyasko.

Yani diyeceğim o ki uluslararası ilişkiler başka bir olay, ‘ana kucağında’ devletçilik oynamak bambaşka bir olay.

Aslında mesele çok basittir. 1960 antlaşmalarına göre adada tanınan tek yönetim Kıbrıs Cumhuriyetidir. Bunun dışında adada kurulan ya da kurulmak istenilen her yönetim BM’nin altında Türkiye’nin de onayı bulunan 186. sayılı kararına göre ‘illegal, ayrılıkçı bir entitedir.’

1974 sonrası adanın fiilen bölünmesinin ardından Kıbrıslı Türklerin yöneticileri aylar boyunca Türkiye’nin ilhak kararı almasını beklediler. Onlara göre adaya Türk askerinin gelmesi, taksimin gerçekleşmesi ve adanın kuzeyinin Türkiye ile entegrasyona gitmesiydi.

Ancak Türkiye bu yola girmedi. Bunun yerine garanti antlaşmalarının hilafına bir şekilde adadaki askeri varlığını sürdürmeye ve işi nüfus taşıyarak doğal yolunda halletmeye karar verdi. Bugün gelinen nokta bu siyasetin eseridir.

Türkiye ile entegrasyona giremeyen Kıbrıslı Türklerin yöneticileri aslında hiç de istemeden KTFD’yi ilan ettiler. Tarih 13 Şubat 1975’ti.

Ardından da parlamenter bir demokrasi denemesine girişerek önce bir anayasa hazırladılar sonra da 1976’da ilk kez seçimleri yaparak adanın kuzeyinde yeni bir yönetim kurdular.

Bir arkadaşımın tanımladığı gibi ‘dejure’den aşağı, defacto’dan ileri’ bir yönetim olan KTFD dünya tarafından ‘yasaklanmadı.’ Aksine KTFD, 1960’ların başından itibaren dillendirilen ve bir Türk tezi sayılan federasyonun kuzey parça devleti olarak düşünülmeye başlandı. Nitekim 1977 Şubat’ında belki de Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlara karşı aldığı tek diplomatik zafer sayılabilecek gelişmede, Makarios, federal çözümü bir model olarak kabul etti.

1979’da Kiprianu ile Denktaş’ın imzaladığı ikinci anlaşmayla birlikte hem iki bölgelilik hem de iki toplumluluk şekline bürünen bu model, 1983’e gelindiğinde tam bir fait accompili (oldu bitti) sonucu ilan edilen KKTC ile birlikte büyük bir darbe aldı. 

Rumlar, KKTC’nin ilanı için ‘unilateral decleration of independence’ yani ‘tek taraflı bağımsızlık ilanı’ tabirini kullanırlar. Yani esas devletten ayrılan ‘ayrılıkçılar.’

İşte tam da bu yüzden KKTC’nin ilanından sonra dünyada ortaya çıkan tepkiler, KTFD’ye olduğu gibi olmadı. Bunun yerine BM’den peş peşe kararlar çıkartılarak, KKTC’nin tanınması yasaklandı ve bu yasaklar bugün hala daha devam ediyor.

Bence bugün iki devletli çözüm dedikleri şey aslında 1957’lerden beri Kıbrıslı Türklerin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan taksim politikasının yeniden piyasaya sürülmesinden başka bir şey değildir.

Bunu bildiğimiz için bu yolun yanlış olduğunu, Kıbrıslı Türklerin zamanının bir kez daha boşa harcanacağını söyledik durduk.

Nitekim öyle oldu ve görünen o ki olmaya da devam edecek.

Diyeceğim o ki Astana Zirvesi ve oraya alınamayan davet, iki devletli çözüm siyasetinin sonudur, o iş bitmiştir.

Ama belli ki yanlışta ısrar edilmeye devam edilecek çünkü bu kafalar için ‘çözümsüzlük çözümdür.’

Zaten karşılarında muhalefet edecek örgütlü bir yapı da artık yoktur. Zira o örgütlü yapılar da ‘KKTC Dream’ dediğimiz şeye kendilerini kaptırmış durumdadır. Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi gibi bir yerde, yaşayıp gidiyorlar işte…

Dolayısıyla konfor alanları terk edilmeden, uluslararası hukuk yolunda çare aranmaya çıkılmadan, federal çözüm için mücadeleyi yükseltmeden herhangi bir çare bulunamayacak, sonuç da sıcak suda kaynayan kurbağa hikayesindeki gibi olacak…

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları