Kalabalıklar arasında kaybolan vicdan

Yayın Tarihi: 26/01/26 07:50
okuma süresi: 4 dak.

Kalabalıklar ilk bakışta güven verir. İnsan kendini yalnız hissetmez, korunmuş gibi algılar. Aynı duyguyu paylaşanlar, aynı cümleleri kuranlar, aynı yönde hareket edenler vardır. Ancak kalabalıklar büyüdükçe vicdanın sesi çoğu zaman incelir. Bu incelme bir yok oluş değildir; daha çok duyulması zorlaşan bir fısıltıya dönüşür. İyi haber şu ki vicdan kaybolmaz, yalnızca hatırlanmayı bekler.

Kalabalıkların içinde vicdanın zorlanmasının temel nedeni sorumluluğun dağılmasıdır. “Herkes böyle yapıyor” cümlesi, bireysel muhasebeyi askıya alır. İnsan tek başınayken durup düşünür, tereddüt eder, sınırlarını yoklar. Kalabalığın içindeyken ise kararlar hızlanır. Hızlandıkça derinlik azalır. Ama bu, geri dönüşü olmayan bir süreç değildir.

Pozitif olan şudur: Kalabalıklar vicdanı bastırsa da onu tamamen susturamaz. Çünkü vicdan, bireyseldir. Toplulukların içinde bile tek tek insanlarda varlığını sürdürür. Bazen küçük bir itirazda, bazen sessiz bir geri çekilmede, bazen de “ben buna katılmıyorum” deme cesaretinde ortaya çıkar. Büyük dönüşümler çoğu zaman böyle küçük vicdan anlarıyla başlar.

Kalabalıklar insanı görünür kılar ama aynı zamanda anonimleştirir. İsimler silikleşir, yüzler birbirine benzer. Bu anonimlik, hatayı kolaylaştırır. Çünkü kimse kendini doğrudan sorumlu hissetmez. Ancak tam da burada vicdan devreye girebilir. “Herkes” yerine “ben” demeyi seçen her insan, kalabalığın yönünü az da olsa değiştirir.

Vicdanın kalabalıklar arasında kaybolmaması için yüksek sesle konuşması gerekmez. Aksine, çoğu zaman sakin ve kararlı bir duruş yeterlidir. Herkesin aynı tepkiyi verdiği yerde bir adım geri durabilmek, herkesin bağırdığı yerde sakin kalabilmek, herkesin acele ettiği yerde düşünmeyi seçebilmek… Bunlar sessiz ama güçlü vicdan eylemleridir.

Bu çağda kalabalıklar çoğu zaman hızlıdır. Hızlı karar alır, hızlı yargılar, hızlı tüketir. Vicdan ise yavaş çalışır. Yavaşlık burada bir zayıflık değil, bir denge unsurudur. Kalabalığın hızını kesen her içsel duraksama, insanı kendine geri çağırır. Bu çağrı duyulduğunda vicdan yeniden merkezine yerleşebilir.

Kalabalıkların tamamen kötü olduğu düşüncesi de yanıltıcıdır. Kalabalıklar dayanışma üretebilir, iyiliği büyütebilir, adaleti talep edebilir. Vicdan, kalabalıkla çatışmak zorunda değildir. Onu yönlendirebilir. Yeter ki bireyler, kendi iç seslerini kalabalığa feda etmesin.

Kalabalıklar arasında vicdanını koruyabilen insan, yalnız kalmaz; aksine başkalarına yol açar. Çünkü vicdan bulaşıcıdır. Cesaret de öyledir. Bir kişinin duruşu, bir başkasına alan açar. Bu alan genişledikçe kalabalık da değişir.

Belki de umut tam buradadır. Vicdan kalabalıklarda kaybolmaz; kalabalıkların içinde yeniden öğrenilir. İnsan, “herkes” olmayı değil “insan” olmayı seçtiği her an, vicdanını bulunduğu yerden alır ve yeniden hayata katar.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.