Sınır Koymak: Çocuğu korumak mı, onu hayata hazırlamak mı?
Seanslarda sınır konusunu çalışırken veya çevremle konuşurken mutlaka bu ve buna benzeri sözleri duyuyorum “Sınır koyunca çok üzülüyorum. Sanki kötü bir ebeveyn/arkadaş/eş oluyorum.”
Bu cümleyi bizim toplumumuzda o kadar sık duyuyorum ki aslında... Adamız küçük ve üstüne birde bizim toplum yapımızı da denkleme ekleyince aileler iç içe. Anneanne, babaanne, hala, teyze herkes çocuğun hayatında. Çocuk ağladığında bir yerden mutlaka “bırak çocuktur” sesi yükseliyor. Tabii ki sonrasında da sınır koyan ebeveyn bazen sert, bazen sevgisiz, bazen de “fazla disiplinli” ilan ediliyor. Birde buna ek olarak, ebeveyn kendisini de suçluyor.
Oysa sınır, sevgisizliğin değil, sevginin yapı kazanmış halidir diyebiliriz. Koyduğumuz ve koruduğumuz sınırlar çocuğa hayatın nasıl işlediğini öğretir. Daha basit söyleyelim, sınırlar çocuk için, “Ben
neredeyim, dünya nerede başlıyor?” sorusuna cevap verir.
Doğal olarak çocuklarımız doğduğunda sınır bilmezler, istekle ihtiyacı ve duyguyla davranışı ayıramazlar. Öfkelendiklerinde vururlar veya istediğini alamadıklarında bağırırlar. Bunun nedeni
henüz “her duygu davranışa dönüşmez” bilgisi ve becerisinin gelişmemiş olmasıdır. İşte ebeveynler ve toplumun biricik yapı taşı olan okullarda öğretmelerin koyduğu sınırlar burada devreye girer.
Sınır demek,
“Öfkelenebilirsin ama vuramazsın.” demektir. “Üzülebilirsin ama eşyaları kıramazsın.” demektir.
“İstemeyebilirsin ama saygısız konuşamazsın.” demektir.
Bazen aileler için sınır koymak çocuğu “bastırmak” anlamına gelebiliyor, fakat bu yaklaşım biçimi çocuğu bastırmaz, tam aksine hem duygu düzenlemesi hem öz-düzenlemesi için gelişimine alan açar.
PEKİ SINIR KOYMAZSAK NE OLUR?
Küçük yaşta sınırla karşılaşmayan çocuk, okulda zorlanabilir. Örneğin, öğretmen “şimdi sırayla konuşacağız” dediğinde bunu kişisel algılayabilir. Arkadaşının oyuncağını almak istediğinde “hayır” cevabını tolere edemeyebilir ve bu yüzden sorunlar yaşayabilir. Kurallar ona adaletsiz gelir çünkü evde kuralla büyümemiştir. Tabii ki, bir süre sonra sosyal ilişkilerde dışlanması da çok olasıdır.
“Onunla oynamayalım, hep kendi dediği olsun istiyor.” cümlesi, sınırla büyümemiş çocuklar için sıkca söylenilen bir cümledir.
Aslında sadece sosyal anlamda değil, akademik alanda da benzer bir tablo oluşur. Ödev yapma sorumluluğu gelişmemiştir çünlü yaptığı ve yapmadığı davranışların bir sonucu ile karşılaşmaz, ve
erteleme alışkanlık haline dönüşür. Başarı motivasyonu ise içten -merak, ilgi, tutkuyla- değil, dıştan - ödül, takdirle- gelir, çünkü sınır aynı zamanda öz-disiplinin gelişmesine de olanak sağlayan bir tutumdur.
Daha ileride, yetişkinlikte ise tablo daha karmaşık hale gelir durumdadır. İş yerinde otoriteyle sorun yaşama, ilişkilerde karşı tarafin sınırlarını -fiziksel, duygusal- ihlal etme ve “Hayır” duyduğunda aşırı kırılma ya da öfkelenme… Aslında çevremizi gözlemlediğimizde birçok yetişkinde gördüğümüz bir davranış örüntüsüdür.
Sınır öğrenmeyen çocuk, ya sürekli sınır ihlal eder ya da kendi sınırlarını koruyamaz. Bana göre burada en kritik nokta şudur ki, sınır koymamak çocuğu mutlu yapmaz ve hayata hazırlamaz. Sadece anlık -
kısa vadeli- huzur sağlar, fakat uzun vadede çocuğun akademik hayatında, sosyal ilişkilerinde ve daha sonra da iş hayatında zorlandığı bir zeminin oluşmasına sebebiyet verir.
BİZİM KÜLTÜRDE SINIR KOYMAK ZOR MU?
Kıbrıs kültürüne baktığınızda aile bağlarının yakın, güçlü ve iç içe olduğu bir toplumuz. Büyükler söz sahibi, yani çocuk yalnızca anne-babanın değil, herkesin çocuğu gibi algılanabiliyor. Bu sebeple de anne “bugün tablet yok” dediğinde, anneanne “ver çocuğa, üzülmesin” diyebiliyor, ya da baba “şimdi yatma zamanı” dediğinde, misafir “biraz daha oynasın ne olacak” diyebiliyor. Bu gibi yorumlar ise çocukta akıl karışıklığına ve sınır bulanıklığına sebep veriyor.
Tabii ki sınır koymak ebeveynlerin sorumluluğu, durum herkesin fikir belirttiği ve yorumda bulunduğu bir ortam olunca, ebeveyn de iki arada kalıyor: Bir yanda çocuğun tepkisi, bir yanda çevrenin yorumu. Üstelik denkleme bir de suçluluk ekleniyor “Çok mu katıyım?” “Çocuğumu kırıyor muyum?” “Sevgi göstermiyor muyum?”
Bu düşünceler zaman zaman her ebeveynin aklından geçebilir, ama şunu bilmek önemli, sınır koymak sevgiyi azaltmaz, aslında çocuğa güven sağlar. Çocuk için en güvensiz ortam, sınırın değişken olduğu ortamdır. Bir gün serbest olan şey ertesi gün yasaksa, bir ebeveyn izin verip diğeri vermiyorsa,
kurallar duyguya göre değişiyorsa… Çocuk dünyanın öngörülemez olduğunu öğrenir, ve kaygı burada başlar.
SINIR NASIL KONUR?
Sınır koymak için uzun nasihatlere değil, netliğe ihtiyacımız var. Örneğin“Şu an sinirlisin, bunu anlıyorum. Ama kardeşine vuramazsın.” Dediğimizde hem duyguyu kabul ediyoruz hem de davranış sınırını çiziyoruz.
Bir başka örnek şu olabilir: “Ekran süresi bitti. Kapatmak zor biliyorum, ama süre doldu.” Açıklama kısa, net ve kararlı.
Kim demiş sınır çizerken empatik ve şefkatli olamayız diye?
En çok gözlemlediğim davranış aslında şu oluyor; ebeveyn sınır koyuyor, çocuk ağlıyor, ebeveyn geri adım atıyor. İşte burada çocuk “Ağlarsam kural değişir”i öğreniyor. Oysa ağlamak, duygunun görünmesidir. Sınırı kaldırma sebebi değildir.
Bazen çevreden görüyorum, genç projeyi son dakikaya bırakıyor, evde bir kaos oluşuyor ve anne/baba ve çocuk hep beraber ödevi yapıyorlar... Bu her ne kadar iyi niyetle yapılsa da, çocuğun sorumluluk
alma becerisini elinden alıyor. Çocuklarımız bazen zorlanmalarına izin vermek kötülük değil, aslında zorlanma, gelişimin yakıtıdır.
SON OLARAK…
Sınır koymak bazen çocuğun sizi sevmemesine değil, o an hoşlanmamasına yol açar. Bu ikisini karıştırıyoruz.
Ebeveynlik, çocuğun her an mutlu olmasını sağlama işi değildir, onu hayata hazırlama işidir ve hayatın kendisi sınırlarla doludur...
Sınır koyan ebeveyn kötü değildir: Belki o an kendisi de üzülmüştür, belki suçluluk hissetmiştir, belki çevresinden destek görmemiştir ama uzun vadede çocuğuna en büyük güveni veren kişidir. Çünkü sınır şu mesajı verir: “Ben buradayım, güçlüyüm, seni tutabilirim.” ve bir çocuk için bundan daha güvenli bir şey yoktur.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.