Yardım etmek kolay, peki ya yardım almak?
İlişkilerin görünmeyen bir omurgası vardır, yardımlaşma. Çoğu zaman bunu büyük fedakarlıklar, dramatik anlar ya da kahramanlık hikayeleriyle eşleştirebiliyoruz. Oysa gündelik hayatın içindeki küçük destekler, bir cümlenin yükünü paylaşmak, birinin omzundaki ağırlığı biraz olsun hafifletmek ilişkilerin asıl taşıyıcı kolonlarını oluşturur. Yardım etmek kadar yardım alabilmek de bu kolonların sağlamlığını belirler. Ne var ki, yardım etmeyi öğrenmiş toplumlar, yardım almayı öğrenmekte çoğu zaman zorlanabilir.
Ebeveynler arası ilişkilerde bu durum çok belirgindir. Anne ve baba çoğu zaman çocuk için birlikte emek verirken, birbirlerinden destek istemeyi ihmal ederler. “Ben hallederim”, “Seni yormayayım”, “Zaten sen de çok yoğunsun” cümleleri, görünürde düşünceli olsa da, özünde yalnızlaştırıcı olabiliyorlar. Oysa ebeveynlik, iki kişinin sırayla “güçsüz” olabilmesini gerektirir. Birinin yorulduğu yerde diğerinin tutması, birinin tükendiği yerde diğerinden destek istemesi, yalnızca ebeveynlerin ruh sağlığı için değil, çocuğun güven duygusu için de kritiktir. Çocuk, yardımlaşan ebeveynleri gördüğünde, dünyayı dayanışma üzerinden anlamlandırmayı öğrenir.
Yetişkinler arası ilişkilerde de benzer bir dinamik vardır. Arkadaşlıkta, eş ilişkilerinde ya da iş ortamlarında insanlar yardım etmeyi çoğu zaman cömertçe sunar, fakat kendileri yardıma ihtiyaç duyduklarında geri çekilirler. Yardım almak, kişinin kırılganlığını görünür kılar adeta. Büyürken öğrendiğimiz güçlü olma, yeterli olma, ayakta kalma beklentileri, yardım istemeyi bir zayıflık göstergesi gibi algılamamıza sebep olur bazen. Oysa yardım istemek, aslında kişinin sınırlarını tanıdığını ve ilişkilerine güvendiğini gösterir. “Ben her şeyi tek başıma yapmak zorunda değilim” diyebilmek, ilişkisel -hem kendimizle hem de çevreyle- olgunluğun bir işaretidir.
Çocuk ve ebeveyn arasındaki ilişkide yardım etme ve yardım alma, gelişimin doğal bir parçasıdır. Küçük bir çocuk, hayatının ilk yıllarında tamamen yardım alarak büyür, hatta yardıma muhtaçtır adeta... Beslenmekten giyinmeye, yıkanmaktan oturmaya, duygularını düzenlemekten dünyayı anlamlandırmaya kadar her aşamada bir yetişkinin desteğine ihtiyaç duyar. Fakat çocuk büyüdükçe ebeveynlerin rolü değişir. Yardım eden pozisyonundan, çocuğun yardım edebilmesine alan açan pozisyona geçmeleri önemlidir. Çocuğun ev işlerine katılması, küçük sorumluluklar alması, bir yetişkine destek olabilmesi, onun yalnızca becerilerini değil, aidiyet ve yeterlilik duygularını, ayrıca sorumluluk bilincini de besleyen bir araçtır. Yardım edebilen çocuk değerli ve yeterli olduğunu deneyim yolu ile öğrenir.
Yetişkin ve çocuk arasındaki ilişkide ise yardımın yönü zamanla çift taraflı hale gelir. Yetişkin çocuğa rehberlik ederken, çocuk da yetişkine sabrı, esnekliği ve duygularla temas etmeyi hatırlatır. Bir çocuğun “Ben yapayım mı?” diye sorması, aslında yalnızca bir davranış değil, ilişki kurma biçimidir. Bu alanı açan yetişkinler, çocuğa sadece görev değil aynı zamanda güven verir. Aynı şekilde, yetişkinin gerektiğinde çocuktan küçük destekler istemesi—örneğin bir şeyi uzatmasını rica etmek ya da fikrini sormak—çocuğun kendini ilişkide etkin hissetmesini sağlar.
Çocuklar arası ilişkilerde yardımlaşma, empati ve sosyal farkındalığın en erken öğrenildiği alandır. Oyuncak paylaşmak, düşen arkadaşını kaldırmak, birlikte bir şey başarmak, çocukların sosyal-duygusal becerilerini inşa eder. Bu deneyimler, ileriki yaşlarda kurulacak tüm ilişkilerin temelini oluşturur niteliktedir. Yardım eden çocuk, başkasının ihtiyacını fark etmeyi öğrenir ve yardım alabilen çocuk ise utanmadan, çekinmeden ihtiyaç ifade edebilmeyi...
Toplumsal düzeyde yardımlaşma kültürü, bireylerin ruh sağlığıyla doğrudan ilişkilidir. Yardım edebilen toplumlar, dayanıklılığı yüksek toplumlardır. Buna ek olarak, araştırmalar bize yardım alabilen toplumların duygusal olarak daha sağlıklı toplumlar olduğunu işaret etmektedir. Aslında yardım almak, güven duymayı gerektirir. İnsanların birbirine güvenebildiği bir ortamda, yalnızlık azalır, ait olma duygusu güçlenir ve psikolojik sağlamlık artar, aynı zamanda yardım alan ve yardım eden toplumlarda, anksiyete ve depresyon düzeylerinin daha düşük olduğunu görülmektedir.
Peki yardım almak neden çoğu zaman yardım etmekten daha zordur?
Belki de yardım almak, kontrolü bir miktar bırakmayı gerektirir; onu zor yapan da acaba bu nokta olabilir mi? Aslında kişi, “eksik” olduğunu, zorlandığını ya da yetişemediğini kabul eder. Bu kabul, özellikle “güçlü olmalıyım”, “kimseye muhtaç olmamalıyım” inançlarıyla büyümüş bireyler için oldukça zorlayıcı olabilmektedir. Yardım etmek ise daha konforludur, veren pozisyonda olmak, güçlü ve yeterli hissettirir. Alan pozisyonda olmak ise aslında hepimizde olan o kırılganlığı görünür kılar. Oysa sağlıklı ilişkiler, bu iki pozisyonun dengeli şekilde değişebildiği ilişkilerdir.
Yardım etmek de yardım almak da insani bir ihtiyacın iki yüzüdür: bağlantı kurma ihtiyacı. Biz insanlar, doğamız gereği ilişkisel ve sosyal varlıklarız... Birine destek olmak, onun hayatına dokunmak kadar, birinin desteğini kabul etmek de onunla gerçek bir bağ kurmayı sağlar aslında. Bu karşılıklılık, ilişkileri yüzeysel olmaktan çıkaran ve derinleştiren önemli etkenlerdir.
Gündelik hayatın içinde belki de en çok gözden kaçırdığımız şey, yardım istemenin aslında bir davet olduğudur. “Benim sana ihtiyacım var” demek, karşı tarafa “Bu ilişkide senin yerin önemli” mesajını vermektedir. Yardım etmek ise “Buradayım” demektir. Bu iki cümle, birlikte söylendiğinde ilişkiler güçlenir.
Belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biri, yalnızca yardım etmeyi değil, yardım alabilmeyi de öğretebilmektir. Çünkü gerçek dayanışma, yalnızca güçlü olduğumuz anlarda değil, zorlandığımız anlarda da birbirimize uzanabildiğimizde ortaya çıkar.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.