NE VAR BU DAVRANIŞTA

Uzm. Gelişim Psikoloğu Nisan ERKAN
nisan.erkan@kibrispostasi.com
Uzm. Gelişim Psikoloğu Nisan ERKAN

Ergenler neden her şeyi sorgular?

Yayın Tarihi: 16/04/26 09:19
okuma süresi: 6 dak.

Eleştirel Düşüncenin Sessiz Gücü

Ergenlik döneminde birçok ebeveynin aklından benzer bir düşünce geçer “Eskiden ne kadar uyumlu bir çocuktu, şimdi her şeye bir şey söylüyor.”

Kurallar sorgulanır, sınırlar tartışılır, basit bir “hayır” bile uzayıp giden bir diyaloğa dönüşür. Evdeki sohbetler zaman zaman tartışmaya, hatta bir güç mücadelesine evrilebilir. Bu durum ebeveynler için yorucu ve kafa karıştırıcıdır. Çünkü sanki çocuk değişmiş, hatta zorlaşmış gibidir.

Oysa çoğu zaman değişen şey çocuğunuzun tutumu değil, düşünme biçimidir. Geçtiğimiz haftalarda ergenlikte gelişen ileri muhakeme becerisinden bahsetmiştim. Gencin artık tek bir doğruyla yetinmeyip, farklı olasılıkları değerlendirebildiğini, neden-sonuç ilişkileri kurabildiğini ve alternatif senaryolar üretebilmesi üzerine yazmıştım… ( https://www.kibrispostasi.com/c1-KIBRIS_POSTASI_GAZETESI/j3804/a43130-ergenlikte-muhakeme-beyin-degisiyor-ve-gelisiyor )

Eleştirel düşünce ise bu sürecin bir adım ötesidir, çünkü artık genç sadece “nasıl” diye düşünmez,
aynı zamanda “neden” diye sormaya başlar.

Küçük çocuklar için dünya daha nettir, doğru ve yanlış daha keskindir. Kurallar çoğunlukla sorgulanmaz, çünkü güven duyulan otoriteler vardır. Ancak ergenlikle birlikte bu netlik çözülmeye başlar. Genç, dünyanın tek boyutlu olmadığını fark eder. Bir olayın birden fazla açıklaması olabileceğini, bir bilginin her zaman doğru kabul edilmemesi gerektiğini görmeye başlar.

Bu noktada eleştirel düşünce devreye girer.

Eleştirel düşünce; sorgulamak, analiz etmek, karşılaştırmak ve kendi sonucuna ulaşabilmektir. Yani genç artık sadece kendisine sunulan bilgiyi almakla yetinmez, o bilginin doğruluğunu, mantığını ve tutarlılığını değerlendirmek ister, ve tabii ki bu süreçte ardı arkası kesilmeyen sorgulamalar başlar:
“Bu kural neden var? Çok saçma”
“Sen böyle düşünüyorsun ama bence öyle değil.”
“Sen yanlış biliyorsun.”
“Bu her zaman böyle olmak zorunda mı?”

Bu sorular çoğu zaman ebeveynlerde bir karşı gelme hissi yaratır. Oysa burada olan şey bir isyan değil, bir anlamlandırma çabasıdır. Genç, dünyayı çözmeye çalışırken en yakınındaki referansları da — yani sizi — yeniden değerlendirmeye başlar. Burada önemli bir ayrımı hatırlamayı faydalı buluyorum: Sorgulamak, karşı gelmek değildir.

Ancak bu süreç her zaman dengeli ilerlemez, çünkü ergenlik, düşüncelerin hızla büyüdüğü ama bu düşünceleri yönetmenin henüz tam oturmadığı bir dönemdir. Genç, bir konuda oldukça güçlü fikirler geliştirebilir, neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair net görüşler oluşturabilir. Ancak bu görüşleri ifade ederken ya da hayata geçirirken aynı netliği her zaman koruyamayabilir.

Bu da dışarıdan bakıldığında çelişkili bir tablo yaratır. Bir an son derece mantıklı ve tutarlı konuşan bir genç, kısa süre sonra tamamen tersini düşündürecek bir tepki verebilir. Bu durum çoğu ebeveyn için kafa karıştırıcıdır ve şu soruyu beraberinde getirir: “Bu kadar mantıklı düşünebiliyorken neden böyle davranıyor?”

Aslında burada bir tutarsızlıktan çok, gelişimin doğasına ait bir geçiş süreci vardır. Genç, ne düşündüğünü keşfetmeye başlamıştır, ancak bu düşüncelerle nasıl hareket edeceğini, onları nasıl dengeleyeceğini ve ne zaman geri çekileceğini hala öğrenmektedir. Bu yüzden ergenlik, sadece düşünmenin değil, düşünceyi hayata geçirmeyi öğrenmenin de bir sürecidir.

Eleştirel düşünce gelişirken gençler bazen uç fikirler ortaya koyabilir. Bazen aşırı idealist olabilir, bazen de mevcut düzeni tamamen reddedebilirler. Bu durum dışarıdan bakıldığında abartılı ya da gerçek dışı görünebilirken, zihinsel gelişimin doğası gereği, sınırlar önce zorlanır, sonra yeniden şekillenir.

Bu noktada ebeveynin rolü belirleyicidir. İlk refleks çoğu zaman susturmak olur. “Böyle konuşulmaz”, “Sen daha çocuksun”, “Ben ne diyorsam o.” Bu yaklaşım kısa vadede sessizlik sağlar. Ancak uzun vadede ya sorgulamayan bir genç ya da sizi artık muhatap almayan bir birey ortaya çıkaracaktır.

Oysa daha işlevsel ve destekliyici bir yol vardır, o da sorgulamayı yönlendirmek ve öğretmektir. Genç “Bu kural saçma” dediğinde, “Saçma değil” demek yerine “Sence neden saçma?” diye sormak ve “Peki sen olsan ne yapardın?” diye devam etmek, hem gence kendisinin “duyulduğunu” gösterecek, hem de ona alternatif cözümler önerileri üretmesine destek olacaktır.

Bu yaklaşım, tartışmayı bir güç mücadelesinden çıkarıp bir düşünme alanına dönüştürür.

Bir diğer önemli nokta da güvenli bir iletişim ortamı yaratmaktır. Genç, düşündüğünü söylediğinde yargılanmıyorsa, küçümsenmiyorsa ve gerçekten duyulduğunu hissediyorsa, eleştirel düşünce çok daha sağlıklı gelişir, çünkü bu beceri sadece düşünmek değil, düşünceni ifade edebilme cesaretidir. Elbette sınırlar hala önemlidir, eleştirel düşünce, saygısızlık anlamına gelmez. Ancak saygıyı öğretmenin yolu düşünceyi bastırmak değil, iletişimi yapılandırmaktır.

Kısacası, ergenlikte “her şeyi sorgulayan” genç, aslında zihinsel olarak büyüyen bir gençtir. Bu süreç zaman zaman sizi zorlayabilir, hatta yorabilir. Ama doğru karşılandığında, çocuğunuzun daha bağımsız, daha bilinçli ve daha güçlü bir birey olmasının temelini oluşturur.

Ve son olarak, ülkemizde son zamanlarda yaşanan olayları düşündükçe ben de şunu sorguluyorum: Düşünen, sorgulayan ve kendi fikrini oluşturabilen bir genç yetiştirmek mi daha zor, yoksa hiç sorgulamayan bir yetişkin görmek mi?


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.