NE VAR BU DAVRANIŞTA

Uzm. Gelişim Psikoloğu Nisan ERKAN
nisan.erkan@kibrispostasi.com
Uzm. Gelişim Psikoloğu Nisan ERKAN

Çatışma bir kırılma değil, bir temas noktası mıdır?

Yayın Tarihi: 08/01/26 08:53
okuma süresi: 6 dak.

Evde akşam saatleri yaklaşıyordur, gün uzun sürmüştür ve herkes biraz yorgundur. Çocuk tableti bırakmak istemez, anne bir kez daha hatırlatır ve “ama biraz daha” cevabıyla karşılaşır. Sesler yükselir, baba da araya girer “büyütmeyin bu kadar” der anne susar, ve çocuk ağlamaya başlar. O an kimse “çatışma yaşıyoruz” diye düşünmez ama aslında yaşanan tam olarak budur: Aynı anda ortaya çıkan farklı ihtiyaçlar, yorgunluklar ve beklentiler.

Çatışma, sandığımız gibi ilişkilerin bozulduğunun göstergesi ve “kötü” bir şey değil, ilişkilerin canlı olduğunun bir işaretidir aslında. İki insanın —iki çocuk, bir öğretmenle öğrenci, bir ebeveynle ergen— farklı şeyler istemesi kadar doğal bir durum yoktur. Bu yüzden çatışmayı tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak çoğu zaman nafiledir. Asıl mesele, çatışma çıktığında ne yaptığımızdır.

Klinikte çalıştığım ebeveynlerde, çocuk ve gençlerde sıkça gözlemlediğim durum ise bireylerin genellikle çatışmadan değil de, çatışmanın yarattığı duygulardan kaçıyor olmaları. Anlaşılmamaktan - ve anlaşılmamanın içindeki o yalnızlık hissinden-, kontrolü kaybetmekten, suçlanmaktan, ya da yetersiz görünmekten kaçıyorlar. İşte bu noktada çatışma ya yapıcı bir sürece dönüşüyor ya da yıkıcı bir iz bırakıyor. Yapıcı olmayan çatışmalar genellikle üç yoldan birine sapar. Bazen biri geri çekilir, susar, içine atar. Konu kapanmış gibi görünür ama duygular kapanmaz. Bazen biri baskın çıkar, “kazanır”, diğeri “kaybeder”. Güçlü olan haklı konumunu alır. Bazen de mesele çözülmeden kalır, sadece ertelenir. Çocuklar bu sahneleri izlerken sessizce şunu öğrenir: “Sorun çıkarmamak daha güvenli”, “Güçlü olanın dediği olur” ya da “Duygular konuşulmaz.”

Bu öğrenimler, yıllar sonra başka şekillerde karşımıza çıkar. Ergenlikte ani öfke patlamaları, ilişkilerde kaçınma, yetişkinlikte “konuşamayan” ama içten içe kırgın bireyler................. Çoğu zaman kökeni çocuklukta tanık olunan ve bire bir yaşanılmış bu çatışma biçimleridir. Oysa çatışma başka türlü de yaşanabilir.

Bir sınıf düşünelim. Öğretmen, derste konuşan bir öğrenciyi uyarır, öğrenci gözlerini devirir: “Zaten hep bana kızıyorsunuz.” Bu noktada öğretmen sesini yükseltebilir, otoritesini gösterebilir ya da konuyu kapatabilir; ama bir an durup şunu söylediğinde sınıfta bir şey değişir “Şu an bana kızgın olduğunu görüyorum, teneffüste seni de dinlemek istiyorum.” Birey -çoğu zaman-, ilk kez davranışıyla değil, duygusuyla görülür. Bu, yapıcı çatışmanın temelidir.

Yapıcı çatışma çözme tarafların birbirini “haklı–haksız” terazisine koymadan, ihtiyaçlarını yan yana getirebildiği bir süreçtir. Kimse mükemmel sakinlikte olmak zorunda değildir, zaten bu her zaman mümkün de değildir. Asıl önemli olan, duyguların bastırılmadan ama karşı tarafi incitmeden ifade edilebilmesidir. İnsan anlaşıldığını hissettiğinde savunması azalır, savunma azaldığında diyalog başlar.

Başka bir sahne getirelim gözlerimizin önüne iki yetişkin, bir ilişki içinde. Biri “Beni hiç dinlemiyorsun” der. Diğeri hemen savunmaya geçer “Öyle bir şey yok.” Konu, belki kapanır ama duygu kapanmaz ve kaybolmaz. Günler sonra başka bir tartışmada aynı kırgınlık tekrar ortaya çıkar ve dile getirilir. Çünkü burada çatışma çözülmemiştir, sadece üzeri örtülmüştür. Yapıcı olmayan çatışmalar tam da böyle çalışır. Sorun küçülmez ve cözülmez, sadece şekil değiştirir.

Yapıcı çatışma ise geçmişi silah olarak kullanmaz, “Sen hep böylesin” yerine “Böyle olduğunda kendimi yalnız hissediyorum” diyebilme cesaretini gerektirir. Bu cümle farkı, aslında ilişkide büyük bir alan açar. Suçlayan dil karşı tarafi savunmaya iterken, duygu paylaşan, ben dili ise temasa davet eder. Çocuklar için dildeki bu fark hayati önemdedir. Evde çatışmalar bağırarak, alay ederek ya da susarak çözülüyorsa çocuk, kendi duygularını da bu yollarla taşımayı öğrenir. Ergenler için çatışma ise çoğu zaman bağımsızlık arayışının doğal bir parçasıdır. Bu dönemde çatışmayı bastırmak değil, sınırları koruyarak konuşabilmek, “hayır” derken ilişkiyi kaybetmemeyi öğretir.

Elbette her çatışma sihirli biçimde çözülmez. Bazen iki taraf da hazır değildir. Bazen zaman gerekir. Yapıcı çatışma her zaman “mutlu son” demek değildir, ama saygılı bir süreç demektir. Bu bile bazen başlı başına onarıcı nitelikte olabilir.

Belki de çatışmaya bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor ve onu bir tehdit değil, bir sinyal olarak görmeye başlamamız gerekiyor. “Burada bir ihtiyaç var, duyulmak istiyor” diye düşünebilmek bu değişimi destekleyebilir. Evde, okulda, ilişkilerde küçük bir duraklama, tonu yumuşatma, gerçekten dinleme çabası… Bunlar büyük dönüşümlerin sessiz başlangıçlarıdır.

Çatışma hayatımızdan çıkmayacak. Ama onu nasıl taşıdığımızı öğrenebiliriz, ve çocuklara bırakabileceğimiz en kıymetli miras, çatışmasız bir dünya değil, çatışma varken de ilişkiyi koruyabilme becerisidir. Bu beceri, hem bugünü daha yaşanır kılar hem de yarını daha güvenli.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.