Bir karne, bin beklenti

Yayın Tarihi: 02/02/26 08:20
okuma süresi: 6 dak.

Her ocak ayının sonuna doğru sınavlar biter ve o meşhur gün, Şubat tatili gelip çatar.

Her öğrencinin kimi zaman coşkuyla, kimi zamansa hafif bir korkuyla beklediği o malum beyaz kağıt günü…

Bir dönemin emeğinin, çabasının, başarısının ya da başarısızlığının rakamlarla önümüze konduğu gün.

Her rakamın elbette bir karşılığı var!

Babaannem dudağının ucundaki hafif alaycı bir ifadeyle, “eh, beş aldı; az, ucundan sıyırdı” demesi gibi.

Bu cümle aslında şunu anlatırdı: “çok zeki değilsin ama elinden geleni yaptın.”

Yan komşunun oğlu ise karnesinde sıralanan onlarla adeta mahalle turuna çıkardı.

Babası rahmetli, göğsü kabara kabara kapı kapı dolaşır, o karneyi herkese gösterirdi.

O gün yalnızca çocuğun değil, bütün ailenin başarısıydı….

Şimdi işler değişti

Takvimler 2026’yı gösteriyor.

Artık karne ya dijital bir e-posta ile geliyor yada kurulan gruplarında paylaşılıyor.

Kolaylıkla oluşturduğumuz aile gruplarında çocuğumuzun başarısını bir sürü emojiyle süsleyip gururla paylaşıyoruz.

Ama ya tam tersi olursa?

Notlar beklentinin altındaysa! bu kez içimizi derin bir hüzün kaplıyor. Rakamların beşin altında olması bazen yalnızca bizi değil, çocuğumuzu da karanlık bir sessizliğe sürüklüyor. Peki gerçekten nedir karne? Başarı notu neyi ölçer? Başarısızlık dediğimiz şey tam olarak neyi ifade eder? Gelin, biraz kitapların arasında yanıtları arayalım….

Ünlü eğitim bilimci Dylan William, “A-level gibi standart notların bir öğrencinin gerçek yeteneğine ve öğrenme kapasitesine güvenilir bir şekilde ışık tutmaz” diyor. Geleneksel notlandırmanın ötesine geçen bu bakış, 21. yüzyıl öğrenci becerilerine işaret ediyor. Fakat sistem bize hala, bir önceki notlandırma anlayışıyla öğrencinin başarısını ölçebileceğimizin en somut kanıtını sunuyor.

Karne, bir dönem boyunca alınan eğitimin sonucunda konuları ne kadar öğrendiğimizi, uygulayabildiğimizi ve gerçek yaşamla ne kadar ilişkilendirebildiğimizi gösteren en somut göstergelerden biridir. Peki burada tek sorumlu öğrenci mi? Program mı? Öğretmen mi? Öğretim yöntemleri mi? Ölçme ve değerlendirmedeki güvenirlilik mi? Bunları hiç düşündük mü…..

Bunların da ötesinde çocuğumuzu ne kadar iyi tanıyoruz?

Eğitimdeki yenilikleri ne kadar takip ediyoruz?

Okulumuzun eğitiminin avantaj ve dezavantajlarını sağlıklı bir biçimde görebiliyor muyuz?

Her bireyin kendine özgü karakteri, davranış biçimleri, hatta fiziksel yapısı olduğu gibi öğrenme biçimleri de biriciktir. Gardner, her bireyin farklı bir zeka türü olduğunu söylüyor ve bunu keşfettiğimizde öğrenmenin daha hızlı gerçekleşeceğini vurguluyor. Çocuğumu derslerinde desteklerken müzikle öğrenmesine olanak tanıyor muyum? Yoksa sadece klasik yazma yöntemini mi kullanıyorum? Okul, öğrenme ve öğretme süreçlerinde ne kadar çağdaş yaklaşımları benimsemiş olabilir?

Örneğin Uzak Doğu’da matematik dersinde temel işlemleri daha etkili kavramak için okul dışındaki beton blokların boyanıp dizilmesi ile hafızada görsel kodlar oluşturuluyor. Peki okulumuz ne durumda? Yığınla ders kitabı ve sayfalar dolusu çalışma yaprağıyla öğrenciyi boğuyor muyuz? Saat 8’de başlayan ve 4’te biten bu yorucu maratonun ardından eve gelen çocuk, ertesi güne yapması gereken ödevlerle mi boğuşuyor? Ya da hiçbir şey yapmak istemiyor mu? Böylesi ağır bir sorumlulukla baş başa bırakılan çocuğumuzdan sürekli başarı beklemek gerçekçi mi?

Nereye Bakıyoruz? Nereden Bakmalıyız?

Belki de asıl soru, karneyi kimin için bu kadar önemli hale getirdiğimizdir. Çocuklarımız için mi, yoksa kendi beklentilerimiz ve kıyaslarımız için mi?

Çoğu zaman karne, çocuğun gelişimini değerlendirmekten öteye geçiyor ve ebeveynlerin beklentilerini yansıtan bir aynaya dönüşebiliyor. Her zaman savunduğum şeyi tekrar etmek gerekirse, eğitim, sadece akademik başarıdan ibaret değildir. Çocuğun sosyal gelişimi, özgüveni, sorumluluk duygusu, empati kurması ve problem çözme becerilerini kullanabilmesi en az akademik başarı kadar önemlidir.

Şubat tatili, aslında çocuklarımız için bir “yeniden başlama, yeniden düşünme” fırsatıdır. Eksik kalan konuları telafi etmek, yeni beceriler kazanmak, sanatla, sporla ya da doğayla temas kurmak için önemli bir zamandır. Bu dönemde çocuklarımızı sürekli dersle ya da eksiklerle yüzleştirmek yerine onları dinlemek, ilgi alanlarını keşfetmek ve güçlü yönlerini desteklemek çok daha kalıcı kazanımlar sağlar. Çünkü öğrenme yalnızca okul sıralarında değil, yaşamın her alanında gerçekleşir.

Çocuklarımız birer karne notundan ibaret değildir. Onların bugün aldığı düşük bir not, gelecekte başarısız olacaklarının göstergesi değildir. Tam tersine, doğru destekle her çocuk kendi potansiyelini ortaya koyabilir. Önemli olan notlara değil, öğrenme sürecine odaklanmak ve çocuklarımızın her koşulda yanında olduğumuzu hissettirmektir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.