Dijital çağda çocuk olmak: Zorbalık, sınırlar ve güvenli okul iklimi
Bugün hizmet içi eğitim için gittiğim bir okulda 9-10 yaş arası öğrenclerle sohbet etme imkanı buldum. Kısa ama derin mesjalar içieren konuşmalar yaptık. Sohbete başlamadan önce yirmi dakikalık bir gözlem yaptım. Bazı öğrenciler çok hareketli, bazıları sessiz, bazıları ise yalnızdı. Özellikle bir grup kız öğrencinin öğretmenden aldığı ikazlar üzerine sergiledikleri savunma beni çok etkiledi. İçimden bravo dedim ! Gelecek nesil işte böyle olmalı !. Hakkını savunan ve konuşan. Diğer bir grup öğrenciye baktığımda, sadece verilen görevleri yerine getirmenin ve bir aferin duymayanın peşinde olduklarını gördüm. Küçük bir grup ise yanımda toplanmaya ve meraklı gözlerle bana bakıp sorular sordu. Öğrencilerle sohbet etmeye başladık. Onlara okul dışında en çok ne yapmaktan mutlu olduklarını sordum. Büyük bir çoğunluğu, bilgisayar oyunu derken, bir kısmı futbol, resim ve yüzme dedi. En az aldığım yanıt ise kitap okumak ve oynamak oldu. Bilgisayar oyunlarına konuyu çevirip sordum; Ne tür oyunlar bunlar ? Cevap: Genelde bize bir görev veriliyor ve biz de onu yapıyoruz... Ben: Ne tür görevler ? Cevap: Gidip bu alandaki düşmanı vur gibi…... Ben: Peki bunun karşılığında ne oluyor, ne kazanıyorsunuz? Cevap: Ödül !.
Çocuklarda, hatta yetişkinlerde bile ödül almanın hem içsel hem de dışsal motivasyonu önemli ölçüde etkilediğini biliyoruz. Ödüllendirilen çocukta oluşan “başardım” duygusu, çocuğun duygu durumunu olumlu yönde düzenleyebiliyor. Peki o zaman şu soruyu soralım: Okulda akademik olarak başarısız olan çocuklar? Ya da okulda arzu ettiği ilgiyi göremeyen, yeteri kadar popüler olamayan, yani görünmeyen çocuklar? Bu tip çocukların şiddet oyunları ve benzeri oyunlara yöneldiklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Kendini sosyal yaşamda yetersiz hisseden çocuk, dijital dünyada başarılı, kabul gören ve aitlik duygusunu hissedecektir. Bu da onun hayatındaki büyük boşluğun dolmasına, hatta mutlu olmasını sağlayacaktır. Madalyonun bir de diğer yüzü var: sinsice kanımıza giren şiddet ve zorbalık eylemleri.
Zorbalık ve şiddet eskiden okul koridorlarına ya da kantin sırasında beklerken hatta teneffüste top oynarken oluyordu. Peki şimdi ? Telefon ekranlarında, WhatsApp gruplarında, sosyal medya hikayelerinde ve dijital dünyanın görünmeyen alanlarında yaşanıyor. Sosyal medyanın hızlı kullanımı akra zorbalığı ve şiddeti daha görünür hale getiriyor ve artmasında da tetikleyici bir rol oynuyor. Dijital oyunlarda, özellikle küçük yaştaki çocukların burada karşılaştıkları davranışları model aldıkları bilinmektedir. Bu platformlarda sıkça karşılaşılan saldırgan dil, alaycı mizah ve ötekileştiren söylemler, çocukların kimlik gelişim süreçlerini olumsuz yönde şekillendirebiliyor.
Yasak Koymak mı? Sınırlandırmak mı ?
Özellikle dijital ortamların çocuklar üzerindeki etkisinin büyümesi, zorbalığın yayılma hızını artırmıştır. Bir zamanlar okul bahçesinde kalan bir davranış artık saniyeler içinde yüzlerce kişiye ulaşabilmektedir. UNESCO ve UNICEF tarafından yapılan çalışmalar özellikle siber zorbalığın çocukların psikolojik iyi oluşunu ciddi şekilde etkilediğini göstermektedir. Fakat mesele yalnızca teknoloji değildir. Aile içindeki iletişim biçimi de son derece önemlidir. Aile içinde oluşturulacak güven ve sevgi zeminindeki bağlar, çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlayacaktır. Bu zeminde yetişen çocuğun kendini savunması ve kendini koruması güçlenecektir. Empati eksikliği, sürekli bastırılma ya da tam tersine sınırsız büyütülme gibi durumlar da ise çocukların davranışlarının zorbalık veya şiddete eğilimli olduğu bilinmektedir. Yapılan araştırmalar sürekli yasaklanan ve sınır koyulan çocukların akran zorbalığına uğrama oranının oldukça yüksek olduğunu saptamıştır. Aşırı koruyucu ve kaygılı ebeveynlerin çocuklarında ise özgüven ve öz-yeterlik gelişiminin sınırlı kaldığı bilinmektedir. Çocuğun ihtiyaç duyduğu şey, kontrol edilmek değil, anlaşılmak, sevildiğini bilmek ve güvenli sınırlar içinde desteklenmektir. Bu bağlamda etkili ebeveynlik, yasaklayıcı bir tutumdan çok açıklayıcı, tutarlı ve rehberlik edici olmalıdır.
Akran Zorbalığı ile Şiddet Kavramı
Bugün akran zorbalığı ile şiddet kavramı sık sık birbirine karıştırılmakta. Oysa ikisi aynı şey değildir. Şiddet bazen anlık bir davranış olabilir; örneğin bir öğrencinin öfkeyle itmesi ya da vurması gibi. Ancak akran zorbalığı daha planlı, süreklilik gösteren ve stratejik bir davranış biçimidir. Sürekli dışlama, alay etme, küçük düşürme, ifşa etme ya da dijital ortamda hedef alma gibi davranışlar bunun örnekleridir. En yaygın zorbalık türü nedir diye sorduğumuzda ise tek bir cevap vermek doğru değildir. Çünkü her çocuk farklıdır. Ancak genel olarak fiziksel, psikolojik ve siber zorbalığın bugün okullarda en sık karşılaşılan türler olduğunu söyleyebiliriz.
Öğretmenin ve Arkadaşların Rolü: Tanıklar
Öğretmenin rolü sınıfta yalnızca ders anlatmak değildir. Öğretmen, sınıfın duygusal iklimini de dengeleyen ve kuran kişidir. Bir öğretmenin zorbalığı erken fark edebilmesi için yalnızca davranışa değil; sessizleşen çocuğa, arkadaş ilişkilerine, sürekli yalnız kalan öğrenciye, ani öfke patlamalarına ve dışlanan çocuklara dikkat etmesi gerekir. Ancak burada önemli olan yalnızca “ceza vermek” değildir. Çünkü sadece cezalandırılan ve etiketlenen çocukların zorbalık davranışlarının arttığı gözlemlenmiştir. Bugün sınıfta bulunan öğrenci profili, içinde bulunduğu kuşağın getirdiği dinamiklerden etkilenmektedir. Bu noktada öğretmenlere önemli sorumluluklar düşmekte ve öğrencilerin sorunlarına güncel çözümler üretebilmeleri gerekmektedir. Bu gereklilik, eğitim fakültelerindeki öğretmen yetiştirme programlarının, değişen öğrenci profilinin ihtiyaç ve sorunlarına cevap verebilecek nitelikte yapılanmasını zorunlu kılmaktadır.
Okulun Rolü: Güvenli Okul
Güvenli okul ortamı, sadece giriş ve çıkışların kontrol edilmesi veya kameralarla kurlmamaktadır. Bugün birçok okulun bu tip güvenlik sitemleriyle donatıldığını görüyoruz. Oysa güvenli okul iklimi, yalnızca kurallar koyularak oluşturulamaz. Okulun öğrenciyi ürküten değil, kendisini ait hissettiği bir yer olması gerekmektedir. Eğer bir çocuk okulda sürekli dışlanıyorsa, yalnız hissediyorsa ya da öğretmeni tarafından istenmediğini düşünüyorsa o okul fiziksel olarak güvenli olsa bile psikolojik olarak güvenli değildir. Okul yönetimlerinin odağını yalnızca akademik çıktılarla sınırlanmamlıdır. Öğrencilerin duygusal iyi oluşunu da kapsayan bütüncül bir anlayişla yapılandırması elzemdir.
Bu anlamda rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, öğretmen eğitimlerinin artırılması, akran destek programlarının kurulması, çocukların kendilerini ifade edebileceği güvenli alanların oluşturulması önemlidir. Araştırmalar akran zorbalığını önlemede tanık öğrencilerin etkisinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Sessiz kalan tanık, zorba için bir onay mesajına dönüşebilirken; mağdur çocuk için yalnızlık hissini artırabilir. Eğer sınıf içindeki çocuklar zorbalığa uğrayan öğrenciyi yalnız bırakmazsa ve yanında olduğunu hissettirirse zorbalığın etkisi ciddi şekilde azalabilir. Bu nedenle okul kültürü, çocuklara yalnızca başarıyı değil; 21. yüzyıl becerilerini, kapsayıcılığı, empatiyi, dayanışmayı ve duygusal güvenliği de kazandırmalıdır.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.