Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği

Yayın Tarihi: 06/04/26 07:30
okuma süresi: 7 dak.

Eğitim Şart” cümlesi bize gerçekten neyi ifade ediyor? Klişeleşmiş bir söylemden mi ibaret, yoksa bireyin gelişimi ve özgürleşmesi için vazgeçilmez bir gereklilik mi? Tartışmasız elbette öyledir. Ancak eğitimin kapsayıcı ve eşitlikçi bir yapıda sunulması gerekliliğinin bugün hala büyük bir sorun olduğunu biliyor musunuz?

Eğitim yuvası olarak okul, günümüzde bilgiyi güce dönüştüren en önemli kurum olma özelliğini korumakta. Kimisi için dostluğun, sevginin, kardeşliğin, bilginin ve istikrarın ilham verdiği bir yer. Kimisi içinse bitmek zorunda olan huzursuz bir alan… Başka bir yerden bakacak olursak, aslında bizlere yalnızca akademik bilgiyi sunan bir yer değil; toplumsal rollerin, beklentilerin ve çoğu zaman fark edilmeden yeniden üretilen cinsiyet kalıplarının da aktarıldığı bir yer.

Eğitimin önce ailede başladığını hepimiz biliyoruz. Ebeveynlerimiz bize bildiklerini aktarıyor, öğretiyor. Sonra okul çağına geliyoruz. Ne olduğunu tam anlamadan, hiç tanımadığımız bir ortamın içinde buluyoruz kendimizi. Karşımızda kimi zaman gülümseyen, kimi zaman sert bir yüzle öğretmenimiz duruyor. Her gün aynı saatte uyanıp aynı kıyafetleri giymek zorunda olduğumuz, bazen sevmediğimiz sıra arkadaşımıza gün boyu katlanmak zorunda kaldığımız o yer… Yığınla defter ve kitabın arasında “bilgi” dediğimiz ve öğrenmek zorunda olduğumuz şeylerin arasında kendimizi bulmaya çalışıyoruz. Bunlar elbette eğitimin görünen yüzü. Bir de kitaplarda yazmayan, kimi zaman örtük biçimde kimi zaman da açıkça öğretilenler var. Kimin daha çok söz alacağı, kimin geri planda kalacağı, kimin hangi rengi seçmesi gerektiği, hangi davranışın “kız” ya da “erkek” gibi olması gerektiğini söyleyen yazılı olmayan kuralların içselleştirilmesi gibi……

Ortaokul ikinci sınıfatyken okula yeni bir uygulama getirilmişti. Okul müdürü her sabah çıktığı kürsüden her zaman yaptığı gibi kravatını düzelterek konuşmaya başladı…… “Bugün üçüncü dersten sonra herkes toplanma alanına gelecek ve yerdeki çizgilere göre kız öğrenciler sağ tarafa, erkek öğrenciler ise sol tarafa toplanacak” dedi…Hepimiz merakla üçüncü ders zilinin çalmasını bekledik ve bize verilen emri yerine getirdik. Müdürün söylediği gibi, kız ve erkek öğrenciler itişe kakışa, çizilen alanlarda yerlerini aldı. Sorgusuz ve sualsiz…... Sormak mı? O zaman bırakın soru sormayı sınıf dışında öğretmenin yüzüne bakmaya bile çekiniyorduk. Sonra beden eğitimi öğretmenimiz kürsüde yerini aldı. Boğazını gürültülü bir şekilde temizledi, amatörce birkaç kez mikrofona vurarak sesi kontrol etti….Ardından, adeta bir müezzin gibi sesini yükselterek konuşmaya başladı.

Bundan sonra! Her çarşamba etkinliklerde erkek öğrenciler okulun bahçe işleriyle uğraşacak (o dönemde tarım dersi olarak geçiyordu), kız öğrenciler ise mutfak (ev ekonomisi) dersini yapacak” dedi. Beklide kafamızda fark etmeden bir şema oluşmuştu bile. Kız çocuklarına yönelik eğitim onların evde daha iyi “anneler” olmalarını gerektiriyor. Erkelerin ise fiziksel “güç” yönünden yüceltilmiş ve otorite sahibi olmasını. Her şey çok önce başlamış olabilirdi ama, okul kalıp yargıların görünmez kurallara dönüştüğü ilk sahneyi kurmuştu…

Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği, çok derin bir tartışma alanı olmasına rağmen güncelliğini hala taşıyor. Bu konu farklı boyutlarıyla ele alınabilmekle birlikte, nereden başlanacağı çoğu zaman karmaşık bir alana giriyor. İçinde yaşadığımız coğrafya, kültürel yapı, gelenek ve görenekler yalnızca davranışlarımızı değil, aynı zamanda kim olduğumuzu da bize aktarıyor. Eğitimin ayrılmaz bir parçası olan eğitim programları işte tam da o coğrafyadan çıkarak sıraların üzerinden bize ulaşıyor. Ve nasıl bir kitle yetiştirilmek istendiğinin temelleri atılıyor. Bugün hala çocuklara nasıl kadın ve erkek olmaları gerektiği örtük konular üzerinden sessizce öğretiliyor!

Tarihe baktığımızda, kadınların erkekler ile eşit eğitim alma hakkına sahip olmalarının yirminci yüzyıla denk geldiğini görüyoruz. Bu da toplumsal cinsiyet konusunun eğitimde çok geç gündeme geldiğini gösteriyor. Geçen hafta derste anlattığım konu, dünya genelinde Binyıl Kalkınma Hedeflerinin önemli başlığı olan; 2015 yılına kadar tüm kız ve erkek çocukların ilköğretime eksiksiz erişimini sağlamak konusu üzerindeydi. Ancak aradan geçen zamanı düşünürsek tablonun hala değişmediğini görebiliriz. Bulgular eğitim hakkına erişen çocuk sayısının her iki cinsiyet açısından artmış olduğunu saptasa da dünya genelinde yaklaşık 58 milyon çocuğun okula gidemediğini, 100 milyonunun ise ilkokulu tamamlayamadığını işaret ediyor.

Eğitim, bireyin güçlenmesi ve özgürleşmesi için son derece önemli. Eşitliğin ve toplumsal kalkınmanın olmazsa olmazı, aynı zamanda temel insan haklarının ayrılmaz bir parçası. Ancak tüm bunlara rağmen, geniş ölçekte herkesin eğitim olanaklarından eşit biçimde yararlanabildiğini söylemek mümkün değil. Hatta eğitim toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren en temel faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle eğitimde gerçek eşitliğin sağlanması, yalnızca okul içinde değil, ataerkil yapıyı sorgulayan ve dönüştüren daha geniş bir toplumsal değişimle mümkün olacaktır diye düşünüyorum.

Gelelim bize…. Okul kitaplarını gizli bir şekilde güncellediğini ve bunun doğrudan kültürel bir müdahale olduğu söyleniyor. Ders kitaplarının özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve laik eğitim bağlamında tasarlanmadığı konusunda eleştirileri mevcut. Oysa eğitim programlarının tasarlanması, alanında uzman akademisyenlerle iş birliği içinde yürütülmelidir. Demokratik toplumların gereksinimlerini karşılayan, eşitlikçi, laik ve kapsayıcı bir anlayışla yapılanmalıdır. Bu bağlamda, programların din, dil, ırk, etnisite ve cinsel yönelim temelinde ayrım gözetmeksizin oluşturulması şarttır. Bu bahsettiğimiz ilkeler doğrultusunda geliştirilen bir eğitim anlayışı, yalnızca bireyler arasında eşitliği sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda farklılıkların bir arada var olduğu, eleştirel düşüncenin güçlendiği ve toplumsal adaletin sürdürülebilir biçimde inşa edildiği bir geleceğin de zeminini oluşturmayacak mı?


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Fatma MİRALAY yazıları