Okulda istismar! Manipülatif yakınlık davranışları

Yayın Tarihi: 26/05/26 08:57
okuma süresi: 7 dak.

Bravo size çocuklar!

Örnek bir duruş sergilediniz. Cesaretiniz ve dayanışmanız hepimize ilham verdi. Verdiğiniz mesaj yalnızca bu ülkede cinsel taciz, şiddet ve istismara uğrayan çocuklara değil; topluma, kurumlara ve sessiz kalan herkese yönelikti.

Geçtiğimiz günlerde Haspolat”ta bir okulda öğrenim gören bir grup öğrencinin bir öğretmen tarafından cinsel tacize uğradıkları haberi ile sarsıldık! Bakalım daha ne kadar bu ve benzeri olay yaşanıyor da bizim haberimiz olmuyor.

Bu tip olaylar eskiden de yaşanmıyor muydu?

Evet yaşanıyordu.

Daha mı azdı?

Yoksa oluyordu da şimdi daha çabuk mu haberimiz oluyor?

Medya ve yeni iletişim ağlarının yaygınlığı, bu tür olayların artık daha görünür olmasını sağlıyor..

Genelde ülkemizde şöyle bir düşünce yaygın olabilir; “Burası Kıbrıs kurumsal denetimin zaten yok, buradan istediğim her şeyi canım çektiği gibi yaparım”. Toplumda zaman zaman, kurumsal denetim ve yaptırım mekanizmalarının yetersiz olduğu düşüncesinden beslenen bir “cezasızlık algısı” oluşabilmektedir. “Nasıl olsa denetlenmiyorum” anlayışıyla hareket eden bu zihniyet, yalnızca eğitim alanında değil; birçok kurumun içinde görülebiliyor. Ama en tehlikesi bu durumu zamanla toplumsal yaşam içinde sıradanlaştırılması oluyor. Okul, çocuklarımızı gönül rahatlığıyla emanet ettiğimiz, güvenli olduğuna inandığımız bir yer olmalı. Maalesef öğretmen tarafından gerçekleştirilen taciz ve şiddet olaylarıyla karşılaşmak yalnızca ebeveyni ile okul arasındaki güven ilişkisini zedelemekle kalmıyor; toplumda da aşılması güç güven sorunlarının oluşmasına neden oluyor.

Eğitimde ergenlerin ve hatta çocukların uygunsuz olabilecek davranışları ilk anda “taciz” olarak tanımlayamadığını söylemek mümkün.

Neden?

Çünkü çocuk bu tip uygunsuz davranışları tanımlayabilecek, anlamlandırabilecek soyut işlemler döneminde olmayabilir. O zaman bu noktada eğitim devreye girmelidir. Küçük yaşlardan başlayarak bu konuların ders içeriklerinde kazandırılması elzemdir. Mahremiyet eğitimi dersi, okulöncesi dönemden başlayarak çocuklara kendi beden sınırlarını bilmeyi, başkalarının sınırlarına saygı duymayı ve özel alan kavramını öğreten kritik bir eğitim sürecini kapsamaktadır. 3-6 yaş aralığında temel kuralların kazandırılmasını hedeflemektedir. Örneğin, özel bölgeleri tanıma, dokunma, "hayır" diyebilme, kapı çalma gibi. Bu kavramlar, çocuğun psikolojik gelişimi gözetilerek öncelikle aile içinde öğretilmelidir. Çünkü çocuk kendi beden sınırlarını ne kadar iyi tanırsa, bir yetişkinin sınır ihlalini fark etmesi ve buna tepki vermesi de o kadar kolay olacaktır.

Bazı taciz vakalarında öğretmenlerin öğrencinin duygusal kırılganlığı hedef aldığı görülmektedir. Bu konunun nedenleri farklı olası durumlar olarak sıralanabilir. Çoğu zaman özel ilgi gösterme, kayırma, yardımda bulunma, fiziksel teması normalleştirme gibi manipülatif yakınlık davranışları sınır ihlali olarak başlar. Fakat öğrenci bunu anlamlandıramayabilir. Sorun tam da burada büyür. Toplumda taciz yalnızca fiziksel bir saldırı olarak yerleşmiş bir kalıptır. Bu sebepten dolayı duygusal sömürü ve psikolojik şiddeti gibi davranışları gözden kaçırabilir. Oysa eğitim bilimleri açısından bakıldığında öğretmen öğrenci arasındaki güven ilişkisini istismar eden her davranış pedagojik etiğin ihlalidir.

Manipülatif Yakınlık Davranışlarını Nasıl Tanırız?

Eğitim psikolojisinde manipülatif yakınlık davranışları; öğretmenin öğrenciyle aşamalı olarak güven ilişkisi kurduktan sonra, onu duygusal açıdan giderek zayıflatması, duygusal veya fiziksel istismara açık hale getirmesi ve bu süreci kendi lehine kullanması olarak tanımlanmaktadır. Bu durumlar sadece küçük yaşta değil yetişkin öğrenci ve öğretmen arasında da yaşanabilmektedir. Ve hatta çalışan ve iş veren arasında. Otoriteyi elinde tutan kişi karşı tarafın duygusal veya mesleki kırılganlığını kullanarak sınır ihlallerini normalleştirdiği ilişkiler zamanla psikolojik baskı ve istismar zeminine dönüşebilmektedir. Söz konusu durumlar şöyle açıklanabilir; bu tür davranışların temelinde çoğu zaman güç ve kontrol kurma isteği, empati yetersizliği, narsistik eğilimler, sınır ihlalleri ve “cezasız kalma” algısının bulunduğu belirtilmektedir. Özellikle hiyerarşik yapılarda otorite sahibi bireyin, karşı tarafın sessiz kalacağını ya da ilişkiyi sorgulamayacağını düşünmesi, manipülatif davranışların sürdürülmesini kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle eğitim bilimleri alanında mesele yalnızca bireysel bir ahlak sorunu olarak değil; güç ilişkileri, kurumsal denetim eksikliği ve psikolojik güvenlik kavramları çerçevesinde ele alınmaktadır.

Çocuğa “Hayır” Demeyi Öğretin

Yaşanan taciz, istismar ve şiddet vakalarında, ailelere ve okul yönetimlerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren mahremiyet, beden sınırları ve “hayır” diyebilmeyi öğretilmesi son derece önem taşımaktadır. Ailelilerin bu noktada çocuklarının davranış değişimlerini dikkatle gözlemlemesi ve yargılamadan dinlemesi gerekmektedir. Okul yönetimleri ise “kurumun adı zarar görmesin” anlayışı yerine çocuk güvenliğini merkeze alan şeffaf politikalar geliştirmeli, rehberlik mekanizmalarını güçlendirmeli ve her türlü şüpheli durumda hızlı ve hukuki süreçleri başlatmalıdır. Konunun üzeri prestij kaybı korkusu ile örtülmemelidir. Devletin veya siyasi partilerin bu tür olayalar yaşandıktan sonra üzgünüm veya kınıyorum gibi açıklamalar yapmasının bir anlamı yoktur. Bu tür istenmeyen olayların yaşanmaması için özellikle ilgi bakanlık tarafından atanan öğretmenlerin ne veya kim olduklarına yönelik etkili denetim yapmaları, şeffaf soruşturma ve caydırıcı politikalar oluşturması gerekir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. Fatma MİRALAY yazıları