Çocuk Refahı: Korumaktan Var Etmeye

Yayın Tarihi: 06/09/26 11:00
okuma süresi: 5 dak.

2004 yılında mesleğe başladığım yıllarda bir okulda, öğretmenler odasında bir cümle duymuştum. Bir öğretmen, sınıfındaki bir çocuktan söz ederken şöyle dedi: "Onun bir eksiği yok ki hocam, evi güzel, ailesi ilgili, karnı tok, sırtı pek…" Cümle iyi niyetliydi. Ama o çocuk özel gereksini, yalnızdı. Sizi bilmem ama ben o günden sonra "eksiği yok" cümlesini her duyduğumda bir an duruyorum. Çünkü biz uzun yıllar çocuğun iyi olup olmadığını, eksiğinin olup olmamasıyla ölçmüştük.

Eski Tanım: Korumak

Çocuk refahını en basit ve en genel yerinden anlatacak olursak şöyle diyebiliriz: Çocuğun aç kalmaması, dövülmemesi, ihmal edilmemesi. Yani başına kötü bir şey gelmesini engellemek. Bu tanımda devletin ve okulun tek bir işi vardır onu korumak. Peki bu tanımda çocuk nerede duruyor? Korunması gereken bir varlık olarak… Kendi başına bir birey olarak değil. Onun adına yetişkinler karar veriyor, onun adına ailesi konuşuyor, onun adına okul planlıyor. Bugünün bakışıyla okuduğumuzda son derece kısıtlayıcı bir tanım bu.

Yıl 1989: Soru Değişiyor

Yıllar içinde bu anlayış yeterli bulunmadı. 1989'da Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi imzalandığında bakış açısı kökten değişti. Sözleşmenin öne çıkardığı şey şuydu: Çocuğun yalnızca birileri tarafından korunma hakkı yoktur.

Peki başka neyi vardır?

Görüşünü söyleme hakkı vardır.
Kendi sınırlarını koyma hakkı vardır.
Kendisini ilgilendiren kararları bilme ve konuşma hakkı vardır.
Devraldığı acıyı taşımak zorunda kalmama hakkı vardır.
Kendisine anlatılan geçmişi sorgulama hakkı vardır.
Dilini, aksanını, adını taşırken utanmama hakkı vardır.
Sonradan geldiği bir sınıfta "yabancı" olmama hakkı vardır.
Belirsizliğin ortasında güvende hissetme hakkı vardır.
Ve belki de en çok unutulanı: Umut etme hakkı vardır.

"Bu Çocuk İyi Mi?"

Sonra şunu fark ettiler: Bir çocuğun karnı tok olabilir, sırtı pek olabilir, okula da gidiyor olabilir… Ama yine de mutsuz, yalnız, korkuyor ya da hiçbir yere ait hissetmiyor olabilir. Yokluğun giderilmiş olması, çocuğun iyi olduğu anlamına gelmiyor. O yüzden sorunun kendisi değişmeliydi. "Bu çocuğa kötü bir şey oluyor mu?" yerine artık şunu soruyoruz: "Bu çocuk iyi mi?"

Nedir İyi Oluş?

Bu sorunun cevabı, bir çocuğun boşluğunu ölçmek değildir. İyi oluş, çocuğun ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığından çok, onun görünmeyen ve duyulmayan taraflarını işitebilmektir. Bugün eğitimde iyi oluş dendiğinde çoğunlukla şu anlaşılıyor: Öğrencinin ihtiyaçlarını sistem içinde karşılamak, ona akademik ve fiziki şartlarda en uygun eğitimi vermek. Oysa durum farklıdır.Bir çocuğun iyi olması demek; eğitim ortamında kendini güvende hissetmesi, bir yere ait olduğunu bilmesi, sabah okula giderken içinde bir isteksizlik taşımaması, hata yaptığında affedileceğinden emin olması ve geleceğe dair istekli olabilmesi demektir. Bunların hiçbiri karneye yazılmaz. Hiçbiri bir rakama dönüşmez. Ama bir çocuğun hayatını en çok belirleyen şeyler tam da bunlardır.

Peki Bunu Kim Ölçecek?

İşte asıl dönüşüm burada. Uzun yıllar çocuk refahını dışarıdan ölçtük. Yazının başında söylediğim gibi: Sırtı pek, karnı tok, o zaman her şey tamam. İyi oluşun nesnel göstergelerine baktığımızda karşımıza ailenin ekonomik durumu, beslenme, eğitim ve sağlık koşulları çıkar. Elbette bunlara hala ihtiyacımız vardır. Ancak bu ölçütler bize çocuğun durumunu anlatır; çocuğun kendisini anlatmaz.

Eğitimde İyi Oluş

Bu adada iyi oluşu konuşmak, evrensel bir listeyi tekrarlamak değildir. Bölünmüş bir coğrafyada, devraldığı hikayelerle büyüyen ve her yıl kültürel anlamda daha çeşitli bir sınıfta oturan çocuğun iyi olması, ancak eğitim programlarının bunu bir hedef olarak tanımasıyla mümkündür. Çünkü iyi oluş, ders dışı bir iyi niyet değil. Programın içinde yer alan ya da yer almayan bir tercihtir. Ve o programda rehberlik, sanat, beden eğitimi, drama gibi çoğu zaman "boş ders" sayılan alanlar, çocuğun kendini ifade edip görünür olabildiği kilit derslerdir. Burada eğitim sistemine düşen görev, iyi oluşu bir umut olmaktan çıkarıp bir politika alanı haline getirmektir. Bu da üç aşamalı bir sorumluluktur. Programın kazanımları arasına sosyal ve duygusal becerileri yazmak, öğretmeni bu alanda yetkin kılacak hizmet içi eğitimleri sürekli hale getirmek ve iyi oluşu okul düzeyinde izlenebilir kılacak göstergeler geliştirmek. Ölçmediğimiz hiçbir şeyi geliştiremeyiz; bugüne kadar iyi oluşu ölçemememizin sebebi onun ölçülemez olması değil, ölçmeyi seçmemiş olmamızdır.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.