Yapay Zeka mı, Duygusal Zeka mı?

Yayın Tarihi: 02/08/26 12:25
okuma süresi: 6 dak.

Geçtiğimiz dönem sanat eleştirisi dersinde öğrencilerimden bir eserini analizini yapmalarını istemiştim. Projeleri okurken bir tanesinde durdum ve düşündüm. Cümleler kusursuzdu, paragraflar titizlikle ayrılmıştı, tek bir yazım hatası bile yoktu… şaşırdım. Fakat o metinde öğrencinin kendine ait dili yoktu. Cümleleri kurarken ne tereddüt vardı, ne de daha önce yaptığı o küçük hatalar… Ertesi hafta sordum, “Bu kritiği yaparken en çok nerede zorlandın?” yüzüme hafif bir gülümseme ile baktı, kısa bir sessizlik oldu ve cevap gelmedi. Çünkü zorlanmamıştı. Zorlanmadığı için de öğrenmemişti. Sizi bilmem ama ben bu sessizliği son bir yılda çok duyuyorum. Kimi zaman bir meslektaşımın anlattığı hikayede, kimi zaman bir velinin şaşkınlığında… Peki mesele gerçekten kopya mı? Yoksa daha derin bir soruyla mı karşı karşıyayız? Yapay zeka öğrencilerin saatlerce uğraşarak yazacağı metni saniyeler içinde yazabiliyorsa, biz onlara ne öğreteceğiz?

Zeka Tek Bir Şey midir?
Bu soruyu ilk soranlardan biri Howard Gardner, benim en sevdiğim kuramcılardan yalnızca bir tanesi.1983 yılında yayımladığı Frames of Mind (Zihin Çerçeveleri) adlı kitabında Çoklu Zeka Kuramı’nı ortaya koydu ve zekayı tek bir puana indirgeyen anlayışı değiştirdi. Ona göre zeka tek bir yetenek değil; sözel-dilsel, mantıksal-matematiksel, görsel-uzamsal, bedensel-kinestetik, müzik-ritmik, doğacı, içsel ve kişilerarası olmak üzere farklı alanlarda görünür olan bir dinamikti. Sekiz alan…şimdi ise on alana kadar çıkıyor. Peki bizim eğitim sistemimiz bunların kaçını ölçüyor? Çoğu zaman sadece ikisini. Dönem sonu raporunda bir öğrencinin arkadaşının üzüldüğünü fark edip etmediği, öfkelendiğinde kendini nasıl toparladığı yazmaz. Oysa bir öğrencinin hayatını en çok belirleyecek beceriler, çoğu zaman yazılı raporlarda yeri olmayanlardır.

Gardner’ın Gözden Kaçan İki Zeka Türü
Listenin sonundaki iki alan üzerinde özellikle durmak gerekiyor. İçsel zeka (intrapersonal), kişinin kendi duygularını tanıması ve kişilerarası zeka (interpersonal) yani başkalarının duygularını ve niyetlerini anlayabilmesidir ya da şöyle diyelim empati becerisidir. Bugün “duygusal zeka” dediğimiz kavramın kuramsal kökeni büyük ölçüde buraya dayanır. Bundan 3 yıl önce bir sohbet esansında bir arkadaşım bana bir anısını anlatıyor ve şöyle diyor; "Sınavdan çok düşük bir not almıştım; kendi kağıdıma üzülmüştüm ama yüksek not aldığı halde beklediğini alamadığı için ağlayan bir arkadaşım vardı. Sınıfta söz istedim ve öğretmene 'isterseniz benim notumu ona verin' dedim."

O çocuk o an bir işlem çözmüyordu; arkadaşının hayal kırıklığını okuyor ve kendi kaybını onun üzüntüsünün yanında ikinci sıraya koyuyordu. Karne o çocuğun karşısına düşük bir rakam yazacaktı; oysa o sınıfta olup biten şey akademik başarı değil, vicdandı. Yapay zeka bize bunu öğretebilir mi ?

Duygusal Zeka Nereden Geldi?
Thorndike, daha 1920’lerde “sosyal zeka” kavramından söz etmişti. 1990’da duygusal zekayı dört bileşenle tanımlandı. Duyguyu algılamak, düşünmeyi kolaylaştırmak için kullanmak, anlamak ve yönetmek. Kavramı dünyaya tanıtan isim ise Daniel Goleman”ın 1995 tarihli Emotional Intelligence kitabıdır. Duygusal zeka, kısaca kendi duygularını anlamlandırabilmek ve tanıyabilmektir. Karşındakinin ne hissettiğini fark edebilmektir. Yani öfkelendiğinde durup düşünebilmek, üzülen birinin yanında üzülmek ya da ne söyleyeceğini bilebilmektir.

Yapay Zeka Düzenler, İnsan Hisseder ve Anlar
Yapay zeka bugün metin üretiyor, örüntü tanıyor, hatta bir cümledeki duygu tonunu isimlendirebiliyor. Ancak duyguyu tanımlamak ile duyguyu yaşamak başka bir şey. Yapay zeka, ağlayan çocuğun neden ağladığını tahmin edebilir; fakat onun yanına oturup anlamayı bilemez. Empati bir çıktı değil, bir deneyimdir. Bana sorarsanız asıl mesele şu: Yapay zeka bilgiyi nerede bulacağımızı, nasıl düzenleyeceğimizi çok iyi biliyor. Ama bir basamak yukarısını, o bilgiyi hayatımızda duygularımızla birlikte nasıl kullanacağımızı bize anlatamıyor.

Peki Okul ?
Burada durup kendimize dürüstçe bakalım. Ölçme ve değerlendirme alanında çalışan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Sınav kağıtlarımız, bugün yapay zekanın en iyi yaptığı işi ölçmeye devam ediyor. Bilgiyi hatırlamak, tanımı yazmak, verilen kalıbı doğru uygulamak gibi… Oysa sınıfta fikrini savunurken karşısındakini dinleyebilen, tartışabilen, hata yaptığında bunu taşıyabilen öğrenci çoğu zaman görünmez kalıyor. Çünkü onu görecek bir boyutumuz yok. Geleceğin çocuğunu geçmişin ölçütleriyle değerlendirmeye devam ediyoruz.

Geleceğin Neslinde Aranacak Beceriler
Sosyal ve duygusal öğrenme alanında yaygın kabul gören CASEL çerçevesi, bu becerileri beş başlıkta topluyor: öz farkındalık, öz yönetim, sosyal farkındalık, ilişki becerileri, sorumlu karar verme. Uluslararası kurumların geleceğin iş gücüne ilişkin raporlarında da yıllardır aynı başlıklar öne çıkıyor: analitik düşünme, esneklik, iş birliği ve empati. Yani otomasyonun arttığı bir dünyada aranan nitelikler, otomatikleştirilmesi en zor olan niteliklerdir. Aslında başlıktaki soru, biraz da bilerek yanlış kurulmuş bir sorudur. Yapay zeka ile duygusal zeka birbirinin rakibi değildir; biri araç, diğeri pusuladır. Araç güçlendikçe pusulanın önemi artar.

Belki de asıl endişemiz, yapay zekanın insan gibi düşünmeye başlaması değil; bireylerin yapay zeka gibi düşünüp yapay zeka gibi cevap vermeye alışmasıdır… Peki ya insan kalabilmek?


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. Fatma MİRALAY yazıları