Karnedeki düşük notun sebebi değiştirdiğimi Wi-Fi şifresi mi?

Yayın Tarihi: 15/06/26 11:08
okuma süresi: 6 dak.

Annesi, odasına kapanmış çocuğuna avazı çıktığı kadar bağırıyor;

Hadi, yemek hazır! Kalk artık o bilgisayarın başından. Gel yemeğini ye, sonra ödevini yap. Kaç defa söyleyeceğim sana? Bekle de gör, interneti kapatacağım, şifreyi değiştireceğim; bir daha da giremeyeceksin! Hep o bilgisayar…!!!! 

Sizi bilmem ama ben bu cümlelere çok aşinayım. Belki bir velinin sesinde, belki yan komşunun evinden duyduğum bir tartışmada, belki de kendi ailemizin içinde her gün yükselen sözlerde karşımıza çıkıyor. Peki, nedir bu bağımlılık? Nedir çocuklarımızı ekran karşısında saatlerce tutan bu uyuşmuşluk hali? Ve en önemlisi, biz şimdi ne yapacağız?

Eskiden düşük notlar karneye kırmız kalemle yazılıyordu. Şimdi de öyle mi? Oysa biz karnenin üzerinde yazan renklere ya da rakamlara bakarak çocuğun değerini belirleyemeyiz. Renkler şimdi değişti, dijital sistemlere geçtik ama ebeveynlerin kaygıları pek değişmedi. Başarısızlığın ardından bir suçlu aramıyor muyuz? Örneğin telefonlar, bilgisayarlar, oyunlar, sosyal medya ya da evde sürekli değiştirilen Wi-Fi şifresi... 

Peki bütün bunlar karnedeki düşük notlara nasıl yansıyor? 

Eğer ekran karşısında geçirilen zaman çocuğun beslenme, uyku, ders çalışma ve sosyalleşmesini azaltıyor, ödevlerin yapmamasına neden oluyorsa bu durum akademik başarısına da yansıyacaktır. Ancak burada önemli başka bir durum vardır. Karnedeki düşük notların tek sebebini teknolojiye bağlamak. Bir çocuğun başarısını aile içi ilişkiler, öğrenme güçlükleri, motivasyonu, okul ortamı da etkileyen değişkenler arasındadır. Bu nedenle karneye baktığımızda sadece ekran süresine değil, çocuğun bütün gelişim hikayesini okumaya çalışmalıyız. Aksi halde notların nedenini anlamak yerine, sadece bir suçlu aramaya odaklanmış oluruz.

Çözüm Ne? 

Gerçekten mesele sadece internet mi? Öncelikle kendimize bunu sormalıyız. Gerçeğe korkmadan bakmak ve yüzleşmek. Çocuğun kurduğu dijital dünyayı anlamadan, onunla iletişim kurmadan verdiğimiz mücadele mi? Belki de asıl sorumuz şu olmalı: İnterneti kapatınca çözülmeyen sorun, aslında nerede başlıyor? Bana sorarsanız her verilen cezadan sonra çocuk daha çok öfkeleniyor. Yani ceza aslında bir işe yaramıyor. Aksine davranışı alevlendiriyor ve çocuğun yaptığı davranışı değiştirmiyor. Çözüm; Öz denetim becerisini geliştirmek. Ama nasıl? 

  • Kuralları birlikte belirleyin.
  • Net ve tutarlı sınırlar koyun.
  • Zaman yönetimini öğretin.
  • Davranışın sonucunu fark etmesini sağlayın.
  • Sadece sonucu değil, çabayı da takdir edin.

Öz denetim çocuğa sürekli "ne yapacağını söyleyerek" veya “onun yerine kararlar alarak” değil, kurallarda söz hakkına sahip olması, zamanı yönetmeyi birlikte paylaşarak olur. Tutarlı sınırlar koyarak ve onun sorumluluk almasını destekleyerek gelişir. Yine olmuyorsa mutlaka bir uzmandan danışmanlık almak gerekmektedir.

Ödül mü? Ceza mı? 

En çok merak edilen bir diğer konu. Yaptığım bazı sohbetlerde ebeveyniler her ikisinin de dengeli olması gerektiğine işaret ediyor. Bana sorarsanız cevap hepsinden önce anlaşılmak. Anlaşıldığını bilen çocuk öfkelenmek yerine aile ile iş birliğine daha açık hale geliyor. Eğitim bilimleri ve gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalara bakıldığında, kalıcı davranış değişikliğinin ödül ve ceza ile olmayacağına ilişkin bulgular mevcut. Çocuğun ebeveynleri ile sosyal çevresi tarafından kabul görmesinin çok daha etkili olduğu belirtiyor. Özellikle küçük yaştaki çocukların, kendilerini güvende hissettikleri ilişkiler içinde öz denetim geliştirdikleri dikkat çekiyor.

Ceza veya yasaklama korkusu çocukta davranışı kısa süreli olarak söndürebilir. Ancak davranışı ve nedenini ortadan kaldırmaz. Oysa sevgi ve empatiyle kurulan bir iletişim, çocuğun hem duygularını düzenlemesine hem de davranışlarını kontrol etmesine yardımcı olur. Bundan dolayı çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey kontrol edilmesi değil, gerçekten anlaşıldığını bilmesidir. Ülkemizde yapılan çalışmalar, çocukların günlük ortalama 5-6 saatini ekran başında geçirdiğine işaret ediyor (Gökel, 2020). Günümüzde dijital teknolojilerin yaşamın her alanına daha fazla girdiği düşünüldüğünde, bu sürenin son yıllarda daha da artmış olması yüksek ihtimaldir.

Özellikle küçük yaş gruplarında internete erişimi çoğunlukla ev ortamında ve ebeveynlerin kontrolündedir. Başka bir ifadeyle, internetin ne zaman ve nasıl kullanılacağına ilişkin karar verme ebeveynlerin elindedir. Ancak burada önemli olan, “Derslerimi yapmalıyım, kurallara uymalıyım; yoksa internet şifresi değiştirilir ve oyuna giremem.” düşüncesinde olan bir çocuk, ne kadar içsel motivasyonla öğrenmeye yönelmektedir? Eğitim bilimleri bize, korku ya da ceza tehdidiyle sürdürülen davranışların çoğu zaman dışsal motivasyona dayandığını göstermektedir. Çocuk bu durumda öğrenmek için değil, kaybetmemek için çaba göstermektedir. Bir dönem boyunca bu tür pazarlıkların içinde olan çocuk, karne gününe geldiğinde ya kısa süreli bir rahatlama yaşayacak ya da başarısını ve yetersizliklerini sorgulayarak yeni kaygıların içinde boğulacaktır.

Eğitim düşündüğümüzden çok daha büyük sonsuz bir yolculuktur ve bu yolculuk sadece kitaplar ve notlar arasında süregelen bir hikaye değildir. Bu süreçte çocuğun neler öğrendiği, hangi zorluklarla mücadele ettiği ve kendini ne kadar geliştirdiği önemlidir. Çünkü eğitim, birkaç rakamın ötesinde, her çocuğun kendi ritmiyle yürüdüğü, kendi hikayesini yazdığı uzun ve eşsiz bir yolculuktur.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. Fatma MİRALAY yazıları