Ekrana bağlandıkça kendimizden uzaklaşıyoruz

Yayın Tarihi: 19/08/26 09:20
okuma süresi: 7 dak.

Sanal medya çağında aidiyet, manevi değerler, tüketim ve insan ilişkileri

Bir zamanlar insan bir yere ait olmak isterdi.
Bir aileye, bir mahalleye, bir topluma, bir kültüre…

Bugün ise giderek daha fazla insan bir ekranda görünmek istiyor.

Belki de çağımızın en büyük çelişkisi burada başlıyor:

Dünyayla hiç olmadığı kadar bağlantılıyız ama birbirimizden hiç olmadığı kadar uzaklaşabiliyoruz.

Sanal medya hayatımıza büyük kolaylıklar getirdi. Bilgiye ulaşmayı hızlandırdı, kilometrelerce uzaktaki insanları birbirine bağladı, yeni ekonomik ve sosyal imkânlar oluşturdu. Bunları inkâr edemeyiz.

Ancak artık başka bir soruyu sormamız gerekiyor:

Sanal medyayı biz mi kullanıyoruz, yoksa sanal medya mı bizi şekillendiriyor?

Aidiyetin Yerini Beğenilme Arzusu Alıyor

İnsan sosyal bir varlıktır.

Kendisini bir aileye, topluma ve kültüre ait hissetmek ister. Aidiyet insana yalnızca kimlik değil, aynı zamanda güven verir.

Fakat sanal dünyanın oluşturduğu yeni kültürde aidiyet giderek farklılaşıyor.

“Ben kimim?” sorusunun yerini bazen;

“Beni kaç kişi takip ediyor?” sorusu alıyor.

İnsan kendi değerini karakteriyle, ürettikleriyle ve topluma kattıklarıyla değil; aldığı beğeni, görüntülenme ve takipçi sayısıyla ölçmeye başladığında ciddi bir değer kayması ortaya çıkıyor.

Çünkü insanın değeri bir algoritmanın ona verdiği görünürlükten ibaret değildir.

Manevi Değerlerden Görsel Değerlere

Toplumları ayakta tutan yalnızca ekonomi veya teknoloji değildir.

Aile, saygı, dayanışma, vefa, paylaşma, komşuluk ve büyüğe-küçüğe karşı sorumluluk gibi değerler toplumların görünmeyen harcıdır.

Sanal medya kültürü ise çoğu zaman bize başka bir dünya sunuyor:

Daha gösterişli bir hayat…

Daha pahalı bir araba…

Daha lüks bir tatil…

Daha güzel bir beden…

Daha kusursuz bir ev…

Fakat ekranda gördüğümüz hayatların önemli bölümünün seçilmiş birkaç saniyeden oluştuğunu unutuyoruz.

Başkasının vitrinini, kendi hayatımızın gerçeğiyle karşılaştırıyoruz.

Sonuçta insan sahip olduklarına şükretmek yerine sahip olmadıklarına üzülmeye başlayabiliyor.

İhtiyaç Ekonomisinden Arzu Ekonomisine

Sanal medya aynı zamanda dünyanın en büyük alışveriş vitrinlerinden biri haline geldi.

Eskiden tüketimin temel sorusu:

“Buna ihtiyacım var mı?” idi.

Bugün ise sistem bize sürekli:

“Bunu neden sen de almıyorsun?” diye soruyor.

Algoritmalar neyi sevdiğimizi, neyi izlediğimizi ve neye ilgi gösterdiğimizi öğreniyor. Ardından önümüze yeni ürünler, yeni yaşam biçimleri ve yeni arzular çıkarıyor.

Böylece tüketim yalnızca ekonomik bir davranış olmaktan çıkıp kimlik oluşturma aracına dönüşebiliyor.

Artık bazen insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için tüketmiyor; kim olduklarını göstermek için tüketiyor.

Bu dönüşüm özellikle gençler açısından üzerinde ciddi biçimde durmamız gereken bir konudur.

Aynı Masadayız, Başka Dünyalardayız

Belki de değişimi en açık biçimde evlerimizde görüyoruz.

Bir aile aynı masanın etrafında oturuyor.

Anne telefonda.

Baba telefonda.

Çocuk tablette.

Genç sosyal medyada.

Fiziksel olarak birkaç metre mesafedeler; zihinsel olarak ise bambaşka dünyalardalar.

İletişim araçları çoğaldı ama iletişimimizin niteliği aynı oranda artmadı.

Mesajlaşıyoruz fakat konuşmuyoruz.

Bakıyoruz fakat görmüyoruz.

Dinliyoruz fakat anlamıyoruz.

İnsan ilişkilerinin temelinde göz teması, ses tonu, dokunmak, dinlemek ve birlikte zaman geçirmek vardır.

Bunların hiçbirinin yerini bir emoji tamamen dolduramaz.

Davranışlarımız da Değişiyor

Sürekli hızlı içerik tüketmek yalnızca zamanımızı değil, davranış biçimlerimizi de etkiliyor.

Sabırsızlaşıyoruz.

Uzun metinlere tahammülümüz azalıyor.

Bir konunun derinliğine inmek yerine birkaç saniyelik görüntülerle kanaat oluşturabiliyoruz.

Daha hızlı sıkılıyor, sürekli yeni bir uyarıcı arıyoruz.

En tehlikelisi ise normal kavramımız değişebiliyor.

Sanal dünyada sürekli karşılaştığımız davranışları bir süre sonra günlük hayatın doğal parçası gibi algılamaya başlayabiliyoruz.

Bu nedenle mesele yalnızca “çocuklarımız telefonla fazla zaman geçiriyor” meselesi değildir.

Mesele, hangi değerlerle büyüdükleri ve kişiliklerinin hangi dünyanın etkisi altında şekillendiğidir.

Teknoloji Düşmanımız Değil

Buradan teknoloji karşıtlığı çıkarmak doğru olmaz.

Çözüm telefonları toplamak, interneti yasaklamak veya gençleri dijital dünyadan tamamen koparmak değildir.

Çünkü onların yaşayacağı dünya zaten dijital olacaktır.

Asıl görevimiz onlara dijital dünyanın efendisi olmayı, kölesi olmamayı öğretmektir.

Bunun yolu da yasaklamaktan önce bilinçlendirmekten geçiyor.

Ailede dijital sınırlar oluşturmalıyız.

Okullarımızda dijital okuryazarlığı güçlendirmeliyiz.

Çocuklarımızı yalnızca internetin tehlikelerinden değil, algoritmaların onları nasıl yönlendirdiğinden de haberdar etmeliyiz.

Ve en önemlisi, çocuklarımıza ekran dışında yaşayabilecekleri güçlü bir hayat sunmalıyız:

Spor, sanat, kitap, doğa, arkadaşlık, aile ve gerçek sosyal ilişkiler…

Bir Nesli Değil, Bir Toplumu Korumak

Konuya yalnızca çocuklar ve gençler üzerinden bakmak da eksik olur.

Bu artık hepimizin meselesidir.

Çünkü ekran bağımlılığının yaşı yok.

Çocuğuna “telefonu bırak” diyen anne-babanın elinden telefon düşmüyorsa verdiğimiz mesajın inandırıcılığı kalmaz.

Değişim önce yetişkinlerden başlamalıdır.

Çocuklarımız bizim söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğreniyor.

Ekranı Küçültüp Hayatı Büyütmeliyiz

Teknolojiyi hayatımızdan çıkarmayacağız.

Ama hayatımızın merkezine de koymamalıyız.

Çünkü hiçbir ekran;

annenin şefkatinin,

babanın nasihatinin,

bir dost sohbetinin,

bir çocuğun kahkahasının,

bir aile sofrasının,

bir toplumun ortak hafızasının yerini tutamaz.

Gelecek nesillere yalnızca daha hızlı internet bırakmak yetmez.

Onlara aidiyet duygusu, güçlü aile bağları, manevi değerler, üretme kültürü ve insan olmanın anlamını da bırakmak zorundayız.

Çünkü teknoloji geliştikçe insanın önündeki asıl mesele teknoloji olmayacaktır.

Asıl mesele, bütün bu dijital gürültünün içerisinde insan kalabilmektir.

Ve belki de artık çocuklarımıza sormamız gereken soru:

“Bugün internette ne kadar zaman geçirdin?” değil,

“Bugün gerçek hayatta ne yaşadın?” olmalıdır.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.