Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Ertanç HİDAYETTİN | 29 Nisan 2018, Pazar

Yaşamın kıyısına attıklarımız

Paylaş  
72
12
70

Birkaç hafta önce Balıkçıoğlu Kabare Tiyatrosunun “Huzur Evine Vermeyin Beni” isimli oyununu izledik.  İbret verici oyun, yaşlılarımızın günümüzde karşılaştığı bazı sorunları başarı ile sergiledi.

Yıllar önce bu konuda yazdığım yazıyı biraz değiştirerek yeniden siz okurlara sunmak istedim.

Nobel ödülü alan ilk Amerikalı kadın olan Pearl S. Buck’ın ünlü sözlerinden biri şu idi:

‘‘Toplumlar yaşlıların gençlerden korkmamalarını ve onlar tarfından terk edilmemelerini sağlamalıdırlar. Çünkü medeni toplumların bir ölçeği müdafaasız toplum fertleri için sağladığı bakımdır.’’

Kültürümüzün önemli değer yargılarından biridir yaşlılarımıza saygı.  Ama materyalin her şeyin üzerinde sayıldığı günümüzde, bu kutsal değer yargımız da sanırım erozyana uğramış diğer değer yargılarımızın arasına katılmış durumdadır. 

Baştacımızdı nenelerimiz, dedelerimiz bir zamanlar. Evimizin direkleri idiler. 50 yaş üstü oğullar, kızların bile yanlarında sigara içmeleri ne hadlerine idi.  Çocukların bakıcısı, hatta onları büyüten, ilk yıllarının öğretmenleri idi nenelerimiz, dedelerimiz. Ellerinden sımsıkı tutup yazın sıcağında, kışın soğuğunda okullarına götürüp getiren onlardı.  Hastalandığımız zaman arkamıza şişe vuran, çeşit doğal yöntemler kullanarak bizi iyileştirenler onlardı. Uzun kış gecelerinde bize zevk ile dinlediğimiz meseller anlatan yine onlardı.  

Ama şimdi?  Bir çırpıda unutulup, kendi hallerine bırakıldılar birçoğu.  Eski anılarını bir zamanlar zevkle dinlediğimiz neneler, dedeler konuşmaya başladığında birçokları şimdilerde ‘‘kaç kere dinleyeceğiz o aynı hikayeyi’’ diye onları azarlar.  Bir zamanlar aile denince anne, baba, çocuk, nene ve dede gelirdi akla. Aile bu kişilerden oluşan bir ünite idi.  Ama şimdi artık ekonomik sebeblerden, konut sorunlarından dolayı aile nene ve dedeleri kaybetti. Onlar artık Belediye evlerinde, çoğu zaman tek başlarına yaşıyorlar. Aşılması güç sorunlarla boğuşuyorlar.

Londra’nın çeşitli belediyelerinin Sosyal Hizmetler ve Konut Bölümlerde çalışan birisi olarak bazı yaşlıların karşılaştığı sorunlara yakından tanık oldum.  80 yaşlarında çok kötü konutlarda yaşayan ve evlatları tarafından aynı şehirde yaşadıkları halde yılda birkaç kez ziyaret edilen yaşlılar tanıdım.  Huzur evlerine verildikten sonra oralarda ancak bir yıl yaşayan yaşlılar biıliyorum. Oğulları, gelinleri veya diğer aile fertleri tarafından acımasızca dövülen bedbaht yaşlılarımızın olduğunu görevli arkadaşlarım söylediler. 

Ruh sağlığı sorunları ile yaşayan nice yaşlılarımızla karşılaştım.  Şimdilerde sayıları gittikçe artan yaşlılarımızı görüyoruz huzur evlerinde, yaşlılar yurtlarında.  Birçok aileler atalarını bu tür müesseselere buruk kalblerle, istemeden bırakırlar. Bazen de bu onlar için en iyi yoldur. Özellikle dimentia, alzheimer gibi hastalıklardan muztarip olanlar ve kendileri ve çevresindekiler için tehlike arzedenler için. Ama bir de sırf ‘ayak içinde’ olduklarından huzur evlerine bırakılan yaşlılar da yok değil.  Kıbrıs’ta huzur evi son yıllarda karşılaştığımız bir fenomen. Hatırlarım, ben çocukken Lefkoşada mahallemizin sonunda, Tekke Bahçesinde bir çocuk yurdu vardı. Ama yaşlılar için bir huzur evi ile yanılmıyorsam son yıllarda karşılaştık.

Halbuki onların bize verecekleri ne çok şeyler vardır?  Vatan, Millet, bayrak diye içi boş milliyretçilik yapacağımıza yaşlılarımıza değer versek, onların geniş bilgi dağarcıklarından yararlanmaya çalışsak daha iyi olmaz mı?  Gerçek vatan, millet sevgisi budur.

Yaşlılarımız yaşayan tarihlerimizdir.  Yaşlılar projeleri yönetenler bilir. O kadar çok ilginç kişilerle karşılaşırız ki, bu insanlarımızdan tarihimizle, kültürümüzle ilgili okadar çok şey öğreniyoruz ki.  Doğru dürüst bu bilgileri belgelemezsek belli bir zaman sonra bu hazine değerindeki bilgileri kaybedeceğiz. Yaşlılarımız ile ebediyen kaybolup gidecekler.

"Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmağa hakkı yoktur." Atatürk

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
6
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
17 Şubat 2019, Pazar    Londra'da bardak nihayet taştı
10 Şubat 2019, Pazar    Emeklilik
3 Şubat 2019, Pazar    Kitap, okumak, öğrenebilmek
27 Ocak 2019, Pazar    Başarının sırrı - Entegrasyon  
20 Ocak 2019, Pazar    İki toplantıdan notlar
13 Ocak 2019, Pazar    Nenelerimiz, dedelerimiz
6 Ocak 2019, Pazar    Günah keçileri
30 Aralık 2018, Pazar    Yeni yıl, eski yıl, aynı yıl
23 Aralık 2018, Pazar    Noel zamanı
16 Aralık 2018, Pazar    Liderlik mi, megalomani mi?

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Londra'da bardak nihayet taştı
Ertanç HİDAYETTİN | 17 Şubat 2019, Pazar
Londra’da nihayet bardağın taşmasına neden olan son damla bardağa düştü.
Hiç de fena olmadı aslında. Çünkü toplumların gelişebilmesi için bardağın taşması şarttır. Ancak ondan sonra bazı şeyler su yüzüne çıkar ve miy...
Emeklilik
Ertanç HİDAYETTİN | 10 Şubat 2019, Pazar
Nisan ayı hızla yaklaşırken içimi bir korkudur aldı. Emeklilik korkusu. Daha dogrusu aktif çalışma yaşamıma artık son verme korkusu.
Aranızda bunu korku olarak addetmeyi garipseyenler olabilir.
Soguk kış günleri erk...
Kitap, okumak, öğrenebilmek
Ertanç HİDAYETTİN | 3 Şubat 2019, Pazar
Bu yıl, ayda en az dört kitap okuma sözü verdim kendime. Ancak ilk aydan bu sözümü tutamadım.
Sadece bir kitap okuyabildim. Ama Orhan Pamuk’un yeni bitirdiğim kitabı “Kafamda Bir Tuhaflık” sayesinde 4 kitap okumuş gi...