Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Ertanç HİDAYETTİN | 29 Nisan 2018, Pazar

Yaşamın kıyısına attıklarımız

Paylaş  
62
3
60

Birkaç hafta önce Balıkçıoğlu Kabare Tiyatrosunun “Huzur Evine Vermeyin Beni” isimli oyununu izledik.  İbret verici oyun, yaşlılarımızın günümüzde karşılaştığı bazı sorunları başarı ile sergiledi.

Yıllar önce bu konuda yazdığım yazıyı biraz değiştirerek yeniden siz okurlara sunmak istedim.

Nobel ödülü alan ilk Amerikalı kadın olan Pearl S. Buck’ın ünlü sözlerinden biri şu idi:

‘‘Toplumlar yaşlıların gençlerden korkmamalarını ve onlar tarfından terk edilmemelerini sağlamalıdırlar. Çünkü medeni toplumların bir ölçeği müdafaasız toplum fertleri için sağladığı bakımdır.’’

Kültürümüzün önemli değer yargılarından biridir yaşlılarımıza saygı.  Ama materyalin her şeyin üzerinde sayıldığı günümüzde, bu kutsal değer yargımız da sanırım erozyana uğramış diğer değer yargılarımızın arasına katılmış durumdadır. 

Baştacımızdı nenelerimiz, dedelerimiz bir zamanlar. Evimizin direkleri idiler. 50 yaş üstü oğullar, kızların bile yanlarında sigara içmeleri ne hadlerine idi.  Çocukların bakıcısı, hatta onları büyüten, ilk yıllarının öğretmenleri idi nenelerimiz, dedelerimiz. Ellerinden sımsıkı tutup yazın sıcağında, kışın soğuğunda okullarına götürüp getiren onlardı.  Hastalandığımız zaman arkamıza şişe vuran, çeşit doğal yöntemler kullanarak bizi iyileştirenler onlardı. Uzun kış gecelerinde bize zevk ile dinlediğimiz meseller anlatan yine onlardı.  

Ama şimdi?  Bir çırpıda unutulup, kendi hallerine bırakıldılar birçoğu.  Eski anılarını bir zamanlar zevkle dinlediğimiz neneler, dedeler konuşmaya başladığında birçokları şimdilerde ‘‘kaç kere dinleyeceğiz o aynı hikayeyi’’ diye onları azarlar.  Bir zamanlar aile denince anne, baba, çocuk, nene ve dede gelirdi akla. Aile bu kişilerden oluşan bir ünite idi.  Ama şimdi artık ekonomik sebeblerden, konut sorunlarından dolayı aile nene ve dedeleri kaybetti. Onlar artık Belediye evlerinde, çoğu zaman tek başlarına yaşıyorlar. Aşılması güç sorunlarla boğuşuyorlar.

Londra’nın çeşitli belediyelerinin Sosyal Hizmetler ve Konut Bölümlerde çalışan birisi olarak bazı yaşlıların karşılaştığı sorunlara yakından tanık oldum.  80 yaşlarında çok kötü konutlarda yaşayan ve evlatları tarafından aynı şehirde yaşadıkları halde yılda birkaç kez ziyaret edilen yaşlılar tanıdım.  Huzur evlerine verildikten sonra oralarda ancak bir yıl yaşayan yaşlılar biıliyorum. Oğulları, gelinleri veya diğer aile fertleri tarafından acımasızca dövülen bedbaht yaşlılarımızın olduğunu görevli arkadaşlarım söylediler. 

Ruh sağlığı sorunları ile yaşayan nice yaşlılarımızla karşılaştım.  Şimdilerde sayıları gittikçe artan yaşlılarımızı görüyoruz huzur evlerinde, yaşlılar yurtlarında.  Birçok aileler atalarını bu tür müesseselere buruk kalblerle, istemeden bırakırlar. Bazen de bu onlar için en iyi yoldur. Özellikle dimentia, alzheimer gibi hastalıklardan muztarip olanlar ve kendileri ve çevresindekiler için tehlike arzedenler için. Ama bir de sırf ‘ayak içinde’ olduklarından huzur evlerine bırakılan yaşlılar da yok değil.  Kıbrıs’ta huzur evi son yıllarda karşılaştığımız bir fenomen. Hatırlarım, ben çocukken Lefkoşada mahallemizin sonunda, Tekke Bahçesinde bir çocuk yurdu vardı. Ama yaşlılar için bir huzur evi ile yanılmıyorsam son yıllarda karşılaştık.

Halbuki onların bize verecekleri ne çok şeyler vardır?  Vatan, Millet, bayrak diye içi boş milliyretçilik yapacağımıza yaşlılarımıza değer versek, onların geniş bilgi dağarcıklarından yararlanmaya çalışsak daha iyi olmaz mı?  Gerçek vatan, millet sevgisi budur.

Yaşlılarımız yaşayan tarihlerimizdir.  Yaşlılar projeleri yönetenler bilir. O kadar çok ilginç kişilerle karşılaşırız ki, bu insanlarımızdan tarihimizle, kültürümüzle ilgili okadar çok şey öğreniyoruz ki.  Doğru dürüst bu bilgileri belgelemezsek belli bir zaman sonra bu hazine değerindeki bilgileri kaybedeceğiz. Yaşlılarımız ile ebediyen kaybolup gidecekler.

"Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmağa hakkı yoktur." Atatürk

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
6
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
7 Ekim 2018, Pazar    Tarih ve gerçekler
30 Eylül 2018, Pazar    Zamane çocukları
23 Eylül 2018, Pazar    Biraz nostalji
16 Eylül 2018, Pazar    Moments / Anlar
9 Eylül 2018, Pazar    Londra'da bir gün
2 Eylül 2018, Pazar    Tatil şahane, yolculuk işkence
29 Temmuz 2018, Pazar    "Lansman" gerçekleşti. Projeler gerçekleşecek mi?
20 Temmuz 2018, Cuma    Şükran mı hüsran mı?
8 Temmuz 2018, Pazar    Futbol, kimlik, aidiyet
1 Temmuz 2018, Pazar    Festivallerin yankıları devam ediyor

banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Tarih ve gerçekler
Ertanç HİDAYETTİN | 7 Ekim 2018, Pazar
Her yıl Ekim ayı ‘Black History Month’ (Siyah Irkın Tarih Ayı) olarak kutlanır. Okullar, üniversiteler, yerel belediyeler, sivil toplum kuruluşları Ekim ayı süresince çeşitli etkinlikler düzenlerler. Bu etkinliklerin ...
Zamane çocukları
Ertanç HİDAYETTİN | 30 Eylül 2018, Pazar
Geçen haftaki nostaljik yazımda çocukluk ve öğrencilik zamanlarımdan bahsettim. Küçücük şeylerin bizi ne denli mutlu ettiğini, tüm yokluklara rağmen ne kadar mutlu bir yaşamımız olduğunu anlatmaya çalıştım.
Bu hafta ...
Biraz nostalji
Ertanç HİDAYETTİN | 23 Eylül 2018, Pazar
Yeni bir okul yılı başladı. Uzun bir tatil döneminden sonra okullar cıvıl cıvıl çocuk sesleri ile dolup taşmakta.
Güzelim Yaz aylarının sonlanıp Sonbaharın getirdiği melankolik hüzünden olacak, bu zamanlar hep çocukl...