Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Ertanç HİDAYETTİN | 27 Ocak 2019, Pazar

Başarının sırrı - Entegrasyon  

Paylaş  
14
15
15

 

Eski yazılarıma göz atarken aşağıdaki 9 yıl önceki yazımın bugünkü durumumuzla ne kadar bağlantılı olduğunu düşünerek yeniden paylaşıyorum. Temsiliyet sayısında ilerleme kaydedildi ama daha aşacak çok engellerimiz var.

Yerel belediyelerde yıllarca çalıştığım için sloganist sözcüklerle aşinayım.  Fırsat eşitliği, ayırımcılık, sürdürülebilirlilik, toplumsal belirginlik, konsültasyon, devamlı kullanılan sloganlardan. Entegrasyon bir başka slogan. Son yıllarda sürekli duyduğumuz, birçoklarımızın duymaktan gına getirdiği bir slogan.  Ben de birçok defalar yazılarımda entegrasyon kavramından bahsettim. Ama bu yüzden özür dilemeye niyetim yok. Çünkü entegrasyon bizim gibi göçmen toplumların başarmamız gereken olmazsa olmazlarındandır.

Entegrasyon, veya en çok kullanıldığı anlamda sosyal entegrasyon Sosyolojinin babası sayılan kişilerden Fransız Emile Durkheim tarafından 19uncu yüzyılın sonlarına doğru tanıtılan bir sosyal teoridir.

Sosyal entegrasyon kişilerin toplumlar içerisinde birbirleri ile ilişkilerini sürdürmeleri, birbirlerini onaylamaları için gerekli bir araçtır.  Teoriye göre kişilerin toplum tarafından kabul görmeleri ve içinde yaşadıkları topluma katkı yapmaları onlara ruhsal, duygusal ve fiziksel yararlar sağlar.  Kısacası sosyal entegrasyon yaşadığımız ülkenin yaşamına katkı koyabilme ve o ülkenin olanaklarından azami şekilde yararlanma olgusudur.

Herzaman birçok toplum ferdimiz gibi kendi toplumumuz Kıbrıslıtürk toplumunun ve Türkiye’li Türk ve Kürt toplumların İngiltere’de gerçek alamda entegrasyon sağlayıp sağlayamadığımızı sorgularım. Sorunun cevabı ne yazık ki olumsuz.  50 yılı aşkın bir zamandan beri bu ülkede yaşamamıza rağmen malesef bunu başardığımızı söyleyemeyiz.  Bunun birçok nedenleri vardır. Toplum olarak karşılaştığımız ırkçılık ve ayırımcılık, v.s. v.s.  Ama biz kendimize düşen görevi yerine getirdik mi? Kesinlikle hayır. 

Her göçmen toplum gibi bizler de bu ülkeye ilk göç ettiğimiz zamanlar süresi belli olmayan bir zaman sonra ülkemize dönme hayali ile yaşadık.  Ama zaman geçtik sonra bunun, gerçekleşmesi mümkün olamayacak bir ütopya olduğunu anladık. Anladık anlamasına da yine de ısrarla bulunduğumuz ülkeye ayak uydurmadık.  Sanki de Kıbrıs’ta, Türkiye’de yaşıyormuşuz gibi yaşadık.  Birçoklarımız günlerce, aylarca hatta yıllarca hiç İngilizce konuşma gereği duymadan yaşadı, yaşıyor.  Toplum olarak başarılı bir entegrasyon sağlamamızın önünde duran engeller oldu bu tavırlarımız.

Şimdi üçünmcü, dördüncü kuşaklar yetişiyor.  Bu kuşaklar kendilerini göçmen olarak görmüyorlar. Görmemelidirler de.  İngiltere onların anavatanı. İngilizce ilk dilleri.  Onlara Türkçeyi yabancı dil olarak öğretme zorunluluğu doğuyor.  

Tabii aramızda hatırı sayılır başarılı insanımız da bulunmaktadır.  Akademik, iş, tıp, yasama alanlarında çok başarılı olanlarımız da var aramızda.  Ama bunların birçokları bizden ama aramızda görünmekten ve dolayısıyle gençlere rol model olmaktan kaçınıyorlar.  Bunun nedenlerini dilerseniz başka bir yazıda ele alalım.

Yalnız bir alanda Hollanda, İsveç ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde yaşayan Kıbrıslı, Türkiye’li Türklere nazaran çok az başarılar elde edebildik.  6 Mayıs seçimleri yaklaşıyor. O yüzden siyasi alanlardaki başarısızlığımızdan bahsetmenin tam zamanıdır.  İngiltere’de yaşayan nüfusumuz yukarıda bahsettiğim Avrupa ülkelerinde yaşayanlardan daha fazla olmasına rağmen Genel, Yerel ve Avrupa Parlementosu seçimlerinde onlar kadar başarılı olamadık. Ülke çapında sadece 17 Meclis üyesi Kıbrıslı, Türkiyeli Türk ve Kürt Meclis üyemiz var. (Bu rakam 18dir aslında ama bir tanesi ırkçı, faşist BNP meclis üyesi olduğundan onu bizden saymıyorum). 

Yaşadığımız ülkelerdeki toplumumuzu yakından ilgilendiren konularda söz sahibi olmak istiyorsak yaşamın her alanında  temsiliyetimizi çoğaltmamız gerekir. Özellikle kamu hizmetlerindeki ve yerel ve merkezi hükümetteki temsiliyetimizi artırmalıyız.  Bizim için Kıbrıs’taki, Türkiye’deki değil bu ülkedeki seçme ve seçilme hakkımızı ve bu hakkın beraberinde getirdiği sorumluluklar ön planda olmalıdır.  Bu yaklaşan seçimlere toplumlarımızdan çeşitli partilerden oldukça kalabalık bir aday grubunun katılacağını sevinerek görüyoruz.  Ama bu partiler acaba gerek bizim gerekse diğer azınlık toplumların adaylarını gerçekten mi yoksa göstermelik olarak mı destekliyorlar?  şimdiye kadarki izlenimlerimiz birkaç istisna dışında malesef olumsuz.  Geçenlerde Güney Londra’da aday gösterilen bir arkadaşla konuşuyordum.  Aday gösterildiği bölge dışında tüm bölgelerdeki mevcut meclis üyelleri aday gösterildiği partiden.  Partisi onu da kolayca kazanabileceği bir bölgede niye aday göstermedi sorusu akla geliyor.

‘Operation Black Vote’ siyah toplumların İngiltere’nin siyasi yaşamımda aktif olması için uğraş veren önemli bir sivil toplum örgütü.  Onlara göre İngiltere’nin siyah toplumları siyasete sokma girişimleri çok zayıf kaldı.  Örgüt, aktif siyasette siyah toplumlardan çok az kişinin bulunmasının bu toplumlar üzerinde olumsuz etki yaptığı gibi seçimlerde oy kullanma motivasyonlarını da azalttığını öne sürüyor.  Bu yerinde tesbitler bizim toplumlarımız için de geçerli.  Geçmiş yıllarda seçmen kütüklerinde kayıtlı toplum fertlerimiz çok azdı. Ama birkaç yıl önce sivil toplum kuruluşklarımızın başarılı çabaları sayesinde bu sayı oldukça fazlalaştırılmış bulunuyor. Bu yüzdendir ki büyük partiler toplumlarımızın oylarını kazanmak için çok çabalar harcıyorlar.  Bu potansiyel gücümüzü kullanmayı bildiğimiz gün toplum olarak çok daha ilerilere gidebileceğiz.

Almanya’da merkezi ve Federal 21 Türkiye kökenli milletvekili bulunmaktadır. Geçtiğimiz hafta Alman Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinden Aygül Özkan, Aşağı Saksonya eyaleti Sosyal İşler Bakanlığı görevine getirildi ve Avrupa’da ilk kez Türk kökenli bir Bakan oldu. Hollanda ve İsviçre’de 3, Avusturya’da ise 1 milletvekili vardır. Bunların yanısıra epeyce fazla da belediye meclis üyeleri bulunmaktadır.  Biz İngiltere’de çok geri kaldık. Vakit geçirmeden bu durumu düzeltmek için çaba harcamalıyız.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
0
ONAY BEKLEYENLER
0
YAZARIN SON 10 YAZISI
28 Nisan 2019, Pazar    Dinazorların son çırpınışı
24 Mart 2019, Pazar    Bu ne dünya kardeşim böyle
17 Mart 2019, Pazar    Uzlaşı, barış ve nefret
24 Şubat 2019, Pazar    Düşünmek
17 Şubat 2019, Pazar    Londra'da bardak nihayet taştı
10 Şubat 2019, Pazar    Emeklilik
3 Şubat 2019, Pazar    Kitap, okumak, öğrenebilmek
20 Ocak 2019, Pazar    İki toplantıdan notlar
13 Ocak 2019, Pazar    Nenelerimiz, dedelerimiz
6 Ocak 2019, Pazar    Günah keçileri

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Dinazorların son çırpınışı
Ertanç HİDAYETTİN | 28 Nisan 2019, Pazar
Dinazorlar 165 milyon yıl yaşadıktan sonra 65 milyon yıl önce nesilleri tükendi.
Bunlar hayvan cinsinden olan dinazorlar. Bir de insan olarak henüz aramızda yaşayan dinazorlar var ki, onlar da son zamanlarını yaşamak...
Bu ne dünya kardeşim böyle
Ertanç HİDAYETTİN | 24 Mart 2019, Pazar
Yeliz’in güzel şarkısı dünyamızın şu an içinde bulunduğu durumu iyi özetliyor.
Devletler, toplumlar, gruplar ve bireyler olarak hepimizin yaptığı şeylerin çoğunda çıkarlar ön planda olduğundan dünyamızın karşılaştığı...
Uzlaşı, barış ve nefret
Ertanç HİDAYETTİN | 17 Mart 2019, Pazar
Uzlaşı, barış ve nefret. Birbirleri ile iç içe üç kavram.
Uzlaşı, veya anlaşmazlıkların çözümü, barış için atılan ilk adımdır çoğu zaman.
Anlaşmazlıklar çözülebilir, ama taraflar arasında barışa engel unsurların kal...