Alexa atrk.gif
banner
banner
banner
Ana Sayfa >> Yazarlar Ulaş BARIŞ | 27 Haziran 2019, Perşembe

'Yalınayak, başı kabak' kalma korkusu...

Paylaş  
16
14
14

ABD’nin 1980’lerin sonundan beri Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinde uyguladığı silah ambargosunu kaldırmayı öngören tasarı, geçtiğimiz Salı günü, Amerikan Senatosu’ndan onay aldı.

Ancak karar taslağına eklenen iki şart, resmen çorbadaki sinek kadar rahatsız edici bir şekilde duruyor.

Demokrat Parti senatörü Bob Menendez ile Cumhuriyetçi Parti senatörü Marco Rubio tarafından hazırlanan tasarıya eklenen bu şartların birincisinde, Kıbrıs Cumhuriyeti ve ABD’nin kara para aklama konularındaki işbirliklerini sürdürmesi vurgulanırken, ayrıca Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu konuda çeşitli reformlar yapması da isteniyor.

Adanın güneyini mesken tutan Rus işadamlarına karşı olduğu apaçık olan bu şart Anastasiadis Hükümetinin ne kadar başını ağrıtır bilemem ancak, ABD Senatosunun olmasını istediği ikinci şart yenilir yutulur cinsten değil.

Rum kamuoyunu ayağa kaldıran, ‘ABD bize şantaj’ yapıyor dedirttiren bu ikinci şarta göre, Kıbrıs Cumhuriyeti, bundan böyle Rus askeri gemilerine adadaki limanlarında sunduğu yakıt ikmali ve bakım onarım gibi servisleri sağlamayacak.

Trump yönetiminin, Türkiye-Kıbrıs Cumhuriyeti arasında tırmanan krizde, bir yandan ‘biz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin MEB’ine saygılıyız, Türkiye tacizlerinden vazgeçsin’ derken, bir yandan da ortaya koyduğu bu şartlarla Rusya-Kıbrıs ilişkilerini de germek istemektedir. Sadece ülkeler arası değil, Rum siyaseti de Ruslara yakın AKEL üzerinden tartışmalara gebedir demek de mümkündür.

Yine aynı Trump yönetimi, geçtiğimiz haftalarda basına sızdırılan o meşhur 2015 haritasında görüldüğü üzere, Türkiye’nin kıta sahanlığını şu an Fatih gemisinin içinde bulunduğu bölge de dahil olmak üzere, ki bunlar 1-4-5-6 ve 7.parsellerin bir kısmıdır, Türkiye’ye ait göstermektedir.

Son birkaç gündür Erdoğan-Çipras atışmasına neden olan Meis adasının kıta sahanlığı da söz konusu haritada Türkiye’ye ait olarak gösterilmiştir.

Amerika’nın bu ‘tavşana kaç, tazıya tut’ dediği geleneksel politikası belli ki son zamanlarda Doğu Akdeniz denklemi içerisinde uygulamaya konmuştur.

İşte bu noktada, Kıbrıs sorununun ‘uluslararası sorun’ olduğu iyice ortaya çıkmaktadır.

Normal şartlar altında bakacak olursanız, Türkiye’nin 1982 Montego Körfezi anlaşmasına imza koymaması sebebiyle, ki bu anlaşma ülkelerin deniz sınırları çizen anlaşmadır, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilan ettiği MEB sınırlarını kabul etmemesi gayet doğaldır. O anlaşmaya imza koymayan diğer bir ülke ise ABD’dir. Gerçi ABD, sonraki yıllarda anlaşmanın en azından bir kısmını kabul etmiştir ama Türkiye böyle bir adım atmamıştır.

Bu anlaşma bağlamında, Türkiye’nin gelip de Kıbrıs’ın MEB’i içinde sondaj faaliyetinde bulunması uluslararası yaptırım gerektiren bir durumken, geçtiğimiz hafta toplanan AB bile, bu konuda ‘çekince’ ortaya koymuştur.

Anastasiadis Hükümetini hayal kırıklığına sokan bu duruma, İngiltere AB Bakanı Sör Alan Duncan’ın geçen ay yaptığı “o deniz alanları, söz konusu anlaşmaya göre ‘sorunlu’ bölgelerdir ve kimsenin kazı yapmaması gereken bir alandır” şeklindeki açıklamasını da eklersek, kazın ayağının hiç de Rumların istediği gibi olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar.

Gelinen noktada, hem AB hem de ABD, Rumların dilinden konuşsa da, somut bir adım atmaktan kaçınmaktadır.

Türkiye, bunu bildiği için, Başkan Erdoğan’ın dün yaptığı gibi “AB tehditleri bizim için yok hükmündedir” şeklindeki açıklamalar havada uçuşmaktadır.

Son zamanlarda S-400 krizi ile iyice gerilen Türkiye-ABD ilişkilerine baktığımızda ise, bu yukarıda bahsettiğim silah ambargosu işine eklenen bu Rus şartlarının hiç olmaması mantığa uygun olurdu.

Zira düz baktığımızda, Türk tarafının pek hoşuna gitmeyecek olan bu ambargonun ‘şak’ diye kaldırılması gerekirdi.

Yine yukarıda bahsettiğim o meşhur 2015 haritasının tam da bu dönemde, sadece Rumları değil, Yunanlıları da çılgına çevirecek bir şekilde sızdırılması kelimenin tam anlamı ile ‘manidardır’ demek mümkündür.

Dolayısıyla, biz garip Kıbrıslıların, çevremizde dönen bu ‘arapsaçı’ trafiği çok daha iyi irdelemesinden ve adanın her iki tarafının çıkarlarını gözetecek şekilde kotarmasından başka hiçbir çare yoktur.

Bunun da şu anki en kolay yolu, adada bulunacak dünyanın kabul ettiği federal bir çözümdür.

Adada bulunacak olan çözümün, sadece Kıbrıslıların değil, Ege ve Akdeniz genelinde Türkiye ile Yunanistan’ın da sorunlarını çözeceği bir gerçektir.

Dahası, yine bulunacak olan çözümle birlikte Türkiye üzerinden taşınacak olan İsrail ve diğer ülkelerin gazı, yine Türkiye’nin başta İsrail olmak üzere, diğer komşularla olan sorunlarını bitirecek bir adım olduğunu söylememe gerek yoktur diye düşünüyorum.

Bu bağlamda, gelinen aşama son derece kritiktir.

Rum Lider Anastasiadis’in “2019 ada için belirleyici yıl olacaktır” şeklindeki ifadeleri son derece doğrudur.

Bu noktada, adanın kuzeyinde sadece 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerinden süreç okumaya ve birtakım alengirli işler yapmaya çalışanların akıllarını başlarına almalarını salık vermekten başka çare göremiyorum.

Zira, böyle giderse, en nihayetinde ada etrafındaki düzen illa ki Uluslararası Finans Kapitalin istediği yönde çözülecek ve biz Kıbrıslı Türkler, rahmetli neneceğimin sık sık dile getirdiği gibi ‘yalınayak, başı kabak’ kalacağız…

Korkum budur…

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver
3
 
0
 
2
 
1
 
1
 
1
 
0
 

Facebook yorum
YORUMLAR
2
ONAY BEKLEYENLER
0
27 Haziran 2019, Perşembe
Barbaros         -

27 Haziran 2019, Perşembe
Nilüfer         - Girne
Ulaş, "1982UNCLOS bağlamında, Türkiye’nin gelip de Kıbrıs’ın MEB’i içinde sondaj faaliyetinde bulunması uluslararası yaptırım gerektiren bir durum..." derken, 1958 Cenevre Anlaşmasının, 1982UNCLOS'tan önce geldiği ve 1982UNCLOS'a imza atan 1958 imzacılarını da bağladığı gerçeğini ıskalıyor. Bir anlaşma, ancak tüm imzacıları imzalarını çektiği an geçersiz olur. 193-167=26 ülke 1982UNCLOS'u imzalamamıştır. 1958Cenevre'de sadece Türkiye'nin imzası kalsa bile, Türkiye 1982UNCLOS'u kabul etmediği sürece, tüm ülkeler Türkiye'ye karşı 1958'e göre sorumlu olurlar.
Yani, Türkiye, Doğu Akdeniz'de hem güçlü hem de haklıdır. Zaten bu yüzden, Türkiye'nin aslan payını ağzından alabilmek için, diğer ülkelere dayatılmayan "1982UNCLOS'u imzalayış" şartı, Türkiye AB'ye üye olmak için başvurduğunda Türkiye'ye cingözlükle dayatılmaya çalışılmıştır.

YAZARIN SON 10 YAZISI
12 Eylül 2019, Perşembe    Anlatılmayan gerçekler, çarpıtılan tarih...
11 Eylül 2019, Çarşamba    Bakış açısı değişmelidir...
27 Temmuz 2019, Cumartesi    Maraş işi bahane, esas mevzu şahane...
23 Temmuz 2019, Salı    Yeni tarih, yeni umutlar...
18 Temmuz 2019, Perşembe    Politika ve siyaset...
17 Temmuz 2019, Çarşamba    Reddedilen teklifler, büyüyen tehlikeler...
12 Temmuz 2019, Cuma    ALO, 'Tikanis re gardaş?'
10 Temmuz 2019, Çarşamba    "Eylül'e kadar beklersek, ne sen kalın ne de ben!"
3 Temmuz 2019, Çarşamba    KKTC'nin "Süleyman Demirel'i"...
2 Temmuz 2019, Salı    Ya barışmakla uğraşacaksın ya da savaşmakla...

banner
banner
banner
banner
banner
banner

Anlatılmayan gerçekler, çarpıtılan tarih...
Ulaş BARIŞ | 12 Eylül 2019, Perşembe
Geçen gün çok sevdiğim bir dostum ile 1974 meselesini tartışırken “e Rumlar da rahat durmadı, Türkiye’ye müdahale etme hakkını verdi” minvalinde bir cümle kurunca, “esas rahat durmayan faşist Yunan Cuntası ve onun bur...
Bakış açısı değişmelidir...
Ulaş BARIŞ | 11 Eylül 2019, Çarşamba
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı defalarca aynı şeyi tekrar etti ve etmektedir: “Ucu açık ve sonuç odaklı olmayan bir müzakere sürecine girmeye hiç niyetimiz yoktur.”
Kardeşimin 3 yaşındaki ikiz çocuklarının bile rahatlı...
Maraş işi bahane, esas mevzu şahane...
Ulaş BARIŞ | 27 Temmuz 2019, Cumartesi
Geçtiğimiz gün ordularının başındaki muzaffer bir başkomutan edasıyla Maraş’a giren ve bunun görüntüleri basına dağıtan Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, bu müstesna ziyaretin ardından bir de basın bildirisi patlatarak...