II. Elizabeth 1926-2022

Yayın Tarihi: 11/09/22 09:00
okuma süresi: 6 dak.
A- A A+

Yaşam bir yolculuksa, yolun başlangıcı doğum, kaçınılmaz sonu ise ölümdür.

İster hükümdar ol, ister Karaçi’de bir sokak satıcısı, istisnasız kimse son durak olan ölümden kaçınamaz.

Birleşik Krallık Kralİçesi II. Elizabeth de bu kaçınılmaz sona geldi, ve 8 Eylül 2022 tarihinde bir asra yakın bir zaman sonra bu dünyadan göçüp gitti.

“Ölünün ardından konuşulmaz” diye çok saçma bir kural var kültürümüzde. Sosyal medyada eleştirel şeyler yazanlarca defalarca hatırlatıldı.

Eminim bu senaryoya birçoklarınız şahit olmuştur: Cenaze merasimi esnasında hoca sorar; “Falanı nasıl bilirdiniz?” Oradakiler koro halinde, “İyi bilirdik” diye haykırırlar.

Daha birkaç gün önce ölen şahıs için dedikodu yapan, ağıza alınmaz küfürler savuran ön sıralardaki adam en gür sesle haykırır bunu.  Bu garip kural buna benzer bir şey.

Elizabeth ve ailesi kendi istekleri ile bulundukları makamlara gelmediler. İnsanın ailesini seçmesi mümkün değildir. Onlar da ülkelerini asırlardır yöneten monarşi ailelerinden birine doğdular. Tek fark, onların zamanından önce mutlak monarşi sisteminden  anayasal monarşi sistemine geçilmişti.

Ancak ne kadar da kraliçe makamının “sembolik” olduğu söylense de devletin aldığı kararlar onun adına yapıldığı için “sembolik” de olsa bu kararlardan o da direkt sorumlu idi.

Aslında çoğu zaman kullanmasa da kral veya kraliçenin önemli yetkileri vardır. Örneğin, suçluları affetme, Parlementoyu feshetme (bunu son 1830 yılında Kraliçe Viktorya’dan önce kral olan IV. William yaptı), kişisel olarak ünvan verme (sir, dame gibi), savaş ilan etme, v.s.

Kral veya kraliçe aynı zamanda silahlı kuvvetlerin Komutanıdır. Silahlı kuvvetlere katılan her personel ona bağlılık yemini verir. Bu yüzden ülkesinin işlediği savaş suçlarından o da sorumlu idi. Britanya pasaportu almazdan önce de herkesin 2002 yılından beri Kraliçeye bağlılık yemini vermesi gerekli oldu.

Monarşi rolündeki birisi isterse bu rolü yerine getirmeyi reddedebilir. Nitekim Kral VIII. Edward aşık olduğu Amerikan Wallis Warfield Simpson’a evlenmek için kısa süre önce başladığı krallıktan istifa etmişti. Yerini Elizabeth’in babası, kardeşi VII. George’a bıraktı.

İngiliz kilisesi Kralın iki kez ayrılan ve üstelik Amerikan olan bir kadınla evlenmesini uygun görmemişti. Yani amcası tahtı aşkı uğruna bırakmasaydı Elizabeth kraliçe olamayacaktı.

II. Elizabeth’in 70 yıllık kraliçeliği boyunca dünyamız birçok kötülüklere sahne oldu. Bazıları direkt olarak sembolik de olsa başında bulunduğu devletin yarattığı kötülüklerdi bunlar.

“Üzerine güneş batmayan Britanya İmparatorluğu” Elizabeth kraliçe olmazdan sadece 5 yıl önce Hindistan’ın İngilizleri ülkeden kovup bağımsızlığa kavuşması ile sonlanmıştı.

Bir yıl önce yazdığım “Medeni” Batılıların Günahları başlıklı yazımda Britanya İmparatorluğunun günahları üzerine bazı örnekler verdim. https://www.kibrispostasi.com/c1-KIBRIS_POSTASI_GAZETESI/j112/a38067-medeni-batililarin-gunahlari

“Bunlardan Kraliçe Elizabeth’in ne suçu var?” diye soracaksınız. Bunun cevabını en iyi şekilde değerli Dostum Mustafa Kemal Erdemol, Halk TV için yazdığı köşe yazısının başlığında verdi: İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth Öldü! Dünyanın kötülüğünden o da sorumlu”.

Hani onlarca kez televizyon ekranlarında izlediğimiz Elizabeth’in 21 yaşında iken yaptığı konuşma var ya: “Size söz veriyorum ki hayatımı kısa da, uzun da olsa sizin için ve hepimizin bağlı bulunduğu emperyal ailesi (İngiliz Milletler Topluluğu -The Commonwealth) için adayacağım”.

O konuşmayı nerede yaptığını ve o ülkedeki durumu hatırlayalım. Bilmeyenler için söyleyeyim. O konuşmayı 21inci doğum gününde Güney Africa’nın Capetown şehrinde yapmıştı. 1947 yılında Güney Afrika korkunç ırkçı Apertheid sisteminin başlangıcının arifesinde idi. Başbakanlarından Thatcher’in Apertheid döneminde Güney Afrika’nın en büyük destekçisi olduğunu da herkes hatırlayacaktır.

Birçokları Elizabeth’in ölümünü “bir devrin sonu” olarak niteledi. Doğrudur, ama onun devrinin sonu. Monarşinin Değil. Keşke olsa. III. Charles olarak tahtı devralan oğlu da aynı şekilde sözde “sembolik” görevini yerine getirmeye devam edecek.

Kraliçe Elizabeth’in nasıl birisi olduğu önemli değil. Sıcak, içten gülümseyişi haylaz, sevimli bir nene olduğu görüntüsü veriyordu.

Daha önemli olan kraliçe veya kralın neyi temsil ettiğidir. Monarşi sömürgeciliği, emperyalizmi, adaletsizliği, eşitsizliği temsil eder.

Kısa bir süre içerisinde yaşadığımız ülke Birleşik Krallık’ta bu ilkel systemin yerini gerçek bir demokrasiye bırakmasını ümit ederim. Yakında İskoçya bağımsızlığını kazanırsa, bu sürecin başlangıcı olabilir.

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ertanç HİDAYETTİN yazıları