Kırık cam

Yayın Tarihi: 14/09/26 08:00
okuma süresi: 4 dak.

Üzülmemek elde mi, mümkün mü?

Yitip giden hayatlar, yarım kalan hayaller, umutlar.

Ve hep bir taraflı çözüm arayışları.

Yasalar, kanunlar, önlemler, elbette önemlidir.

Ama işin temeline inmek gerekemez mi?

Sen İNSAN yetiştirebiliyor musun?

Mutlu olan, mutlu etmek isteyen.

İnsana, hayvana, doğaya, canlıya, saygı duyan, seven, koruyan.

Haddini ve hakkını bilen, kadın, erkek değil, en başta İNSAN olmak için çabalayan.

Ülkesini seven, empati yapan, hakkı olandan fazlasını aramayan.

Sadece okul değil, ev, sokak, iş yeri, aidiyetle bağlı olan, bilinçli ve sorumluluk sahibi.

Sen en başta İNSAN yetiştiriyor musun?

Her taraftan bakıp, diğer eksikleri de görmek gerekmiyor mu?

Bir insanın yabancı bir yere sığınma ihtiyacı duyması esas sorun değil mi?

Yazının buraya kadar olan kısmını, dün sosyal medya hesabımda da paylaştım.

Eğitim, eğitmek, ancak sırf okul ve eğitim sistemi değil, insan yetiştirmeye yönelik politikalar.

Üstelik evden, aileden, sokaktan başlayarak.

Bir evde kırık bir cam olduğunu düşünün.

Ve kimsenin önemsemediğini.

Bir cam kırılmış, bir camdan ne olacak?

Genelde ilk tepki böyle olur.

Cam günlerce kırık kalır, umursayan olmaz, sonra o evin önüne çöpler atılır, yolları kirletilir, herkes o evin önüne her türlü çöpü bırakmaya başlar, duvarlarına yazılar yazılır.

Sonrası gelir tabi ki, biri kural tanımaz, yasa takmaz, kanun, saygı bilmez, dinlemez, sonra bir başkası, başkaları ile bu böyle devam eder, sürer gider.

Basit bir cam kırığından nerelere gelinmiş olur.

Toplumsal anlamda, hem de hiç farkında olmadan, küçük bir cam kırığı, büyük bir duyarsızlığın başlangıç noktasına dönüşür.

Bunun adı da “Kırık Cam Teorisi” olur ve anlattığı da bunlardır.

Küçük konuların, sorunların, görmezden gelinmesinin nelere sebep olduğu, “burada zaten kurallar uygulanmıyor” inanışının nasıl büyüyerek adeta bir canavara dönüştüğünü yaşayarak öğretiyor.

Normalleşiyor, sıradanlaşıyor, popülizm malzemesi oluyor.

Aslında mesele, kırık cam değil, asıl mesele, o kırık cam karşısında, orada yaşayanların, sonrasında toplumun, bunun yansıdığı siyasetin ne yaptığıdır.

Trafikte kural ihlallerini, çevrenin çöplük haline getirilmesini, insanın, canlının katledilmesini, kamu malına zarar verilmesini, okullarda akran zorbalığını, torpili, taraf tutmayı, adam kayırmayı, gırgıra alarak, mizah yaparak, normalleştirerek, sırf siyasi malzemeye çevirerek, işte gelinen nokta.

Toplumsal çöküş, her zaman büyük olaylarla başlamaz.

Çünkü insanlar yalnızca yazılı kurallardan değil, çevrelerinde gördükleri davranışlardan da etkilenir.

Eğitim dediğim ve genele yaydığım da işte budur.

Kurala uyan insan, kurala uymayanın ödüllendirildiğini gördüğünde zamanla “Ben neden uyuyorum?” diye sormaz mı?

Bir toplumda adalet duygusu zayıfladığında, kuralların bir anlamı kalmaz.

Bu sebeple, her zaman, küçük sorunlar küçümsenmemeli.

Çünkü küçük sorunlara gösterilen duyarsızlık, yarının büyük sorunlarına zemin hazırlar.

Ve genel de geç kalınmış olur.

Çoğu zaman “Bana ne?” dememek yeterli olur.

Beraber yaşamak, toplum olmaktır, bu ülke hepimizin ortak yaşam alanıdır.

En küçük duyarlılık, insanların hayatını kaybetmesini, bir sonraki kötülüğü, ülkemizi, çevremizi, sevdiklerimizi korunmasını sağlayabilir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Erçin ŞAHMARAN yazıları