Ya barışmakla uğraşacaksın ya da savaşmakla...

loading
28 Eylül, Pazartesi
£

10.01

9.10

$

7.80

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Ya barışmakla uğraşacaksın ya da savaşmakla...

Geçen akşam Karpaz'ın burnundan dönmüşüm… Ne güzel Lefkoşa serininde oturuyorum… Biraz dinlenip, sinekler bırakırsa uyurum diye düşünürken, kulakları sağır eden bir gürültü…

Hayda…

Annem pencereden bakıyor, "oğlum ne oldu? Şimşek sesine hiç benzemiyordu?"

"Bilmiyorum anne" diyorum. Anlamsızca gökyüzüne bakıyorum…

O an sosyal medyaya post atıyorum, "Lefkoşa semalarındaki bu gürültüyü bir ben mi duydum?' diye yazıyorum.

Cevaplar adanın her yanından anında geliyor: "Biz de duyduk, çok korktuk, nedir? Gazeteci olan sensin, bilgilendir?"

Haliyle büyük bir olayla karşı karşıya kaldığımızı anlıyoruz.

Anlıyoruz da, gecenin o saati, o karanlıkların içinde neler olduğunu anlamak kolay mı?

Yine de iş başına koyulup olayın peşine düşüyoruz…

O dakikadan sonra yaşananları tekrardan size yazmama gerek yok, zaten biliyorsunuz diye kısa kesiyorum…

Ersin Bey'in uykusu, danışmanlarının 'telefonu kapalıydı' demesi, ardından sabah kalkıp olaydan habersiz bir şekilde 'çiçek böcek' paylaşması…Yetmedi "abartılacak bir şey yok" demesi…

Velhasıl kelam, enteresan bir yönetici kadrosuna sahip olduğumuzun bir kez daha ortaya çıkması filan…

Ne yazsam, ne desem boş yani…

İşi bu kadar karikatürize ettikten sonra, gelinen noktaya da bakalım tabii, bakmayalım demedik…

Mesela, füzenin düşmesinden dakikalar önce, Türkiye medyasında bir 'müjde' gibi sunulmaya başlanan "Rusya, S-400'leri 10 gün içinde veriyor" haberi. Manidar.

Ardından, dün sabahtan itibaren, üstüne vazifedir, değildir, artık bilemem ama bilindik ağızların "S-400'ler KKTC'ye dikilsin" diye başlayan korosu... Manidar.

Belli ki bu koronun, 1998'deki S-300 krizinden ve Türkiye'nin oradaki tutumundan haberleri yok.

Doğrudur, 'hafıza-i beşer nisyan ile malüldür' diye boşuna dememişler, bu da öyle bir durum herhalde. Ya da bilerek yapıyorlar.

Zira, 1998 o sıcak yaz günlerinde, Rumlar, o zamana kadar yaptıkları en büyük çılgınlıklardan birine imza atarak, adaya S-300 getirmeye çalışmalarının ardından, Türkiye bu durumu savaş sebebi saymış ve bu füzeleri engellemişti.

Askersiz ve silahsız bir adayı savunan birisi olarak elbette ki Türkiye'nin yaptığı bu hamleyi, her ne kadar adadaki askeri varlığını eleştirsek de doğru bulmuştuk.

Aradan geçen 20 yılın ardından, Türkiye'nin böylesine bir kritik hatayı yapıp, kendi politikasını yerle yeksan edip, adaya füze yerleştirmek gibi bir karar alabileceğine ihtimal vermemekle birlikte, yakın zamanda adanın kuzeyinde enteresan dernek isimleri beklemiyor değilim.

Mesele 'KKTC S-400 Severler Derneği" ya da "S-400'leri Koruma ve Yüceltme Derneği" gibi.

Evet, dalga geçiyorum, zira bu ülkede bulunan 'kraldan çok kralcılar', yıllarca hem adanın statükosunun bizi mahvetmesine çanak tuttular hem de Türkiye'yi dış politikalar konusunda bir sürü yanlış ve zor hesaplar içine soktular.

Zaten davul gibi gerilmiş olan, belki de çatışmanın eşiğine gelmiş olan adamıza öldürücü bir silah olduğu aşikar olan S-400'ler getirilsin demek düpedüz bu ada halklarını, hem de tümünü ölüm tehlikesi altına atmaktır.

Geçen akşam, o füzenin düşme anında çıkardığı o korkunç ses, işte savaşın ve ölümün o korkunç sesinden başka bir şey değildir.

Tek bir füzenin çıkardığı bu korkunç sesin aynı anda, bir çatışma anında, yüzlerce füzeden geldiğini düşünün…

Ben düşünmek bile istemiyorum.

Bu yüzden de, gerek olayın hemen ardından Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın, gerekse de CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman'ın olayın ardından vurguladığı gibi 'barış ve huzur' ortamının ne kadar önemli olduğu bu acı tecrübe ile bir kez daha ortaya çıkmıştır diye düşünmek en gerçekçi durumdur.

Buna ek DP Lideri Serdar Denktaş'ın da yaptığı değerlendirmenin sonundaki şu vurgu önemlidir: "Ülkemizde barış içerisinde sürdürülebilir bir çözümün gerekliliği bir kez daha üzücü bir olayla teyit edilmiştir."

Durum efsanevi 'Shawshank Redemption" (Esaretin Bedeli) filminin o unutulmaz sahnesinde, Andy Dufranse (Tim Robbins)'in, Red'e (Morgan Freeman) dediği gibidir:

"Ya yaşamakla uğraşacaksın ya da ölmekle."

Dünkü olaydan sonra bunu şöyle çevirelim:

"Ya barışmakla uğraşacaksın ya da savaşmakla…"

Bütün mesele budur…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.