Ekonomi mi sağlık mı? İşte bütün mesele bu...

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Ekonomi mi sağlık mı? İşte bütün mesele bu...

Güney Kıbrıs'ın en sıkı köşe yazarlarından ekonomist George Kumilis, hafta sonu kaleme aldığı makalesinde Koronavirüs tedbirlerinin gevşetilmesi ile ekonomi çarklarının dönmesi arasındaki ince dengeyi gündemine almış.

Ekonominin en temel argümanlarından olan maliyet-kar dengesi üzerinden örneklerle yazdığı makalesinde okulların açılmasının getireceği risk ve faydaları yazan Kumilis, bu kararın basitçe sözünü ettiğim denge üzerinden alındığını çarpıcı bir örnekle anlatmış.

Ondan önce maliyet-kar dengesinin ne olduğunu açıklayacak olursak,  eğer bir yatırımın kar marjı maliyetinden fazla ise o yatırım sürdürülebilirdir. Eğer değilse sürdürülebilir değildir, yatırım yapmaya da gerek yoktur.

Bu bağlamda güneyde son 10 yılda trafik kazalarında ortalama yıllık 60 kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatan Kumilis, bunun engellenmesinin en kestirme yolunun hükümetin araç kullanımını ülke genelinde yasaklaması olduğunu yazmış.

Yani basitçe, eğer insanların araba sürmesini yasaklarsanız bu durumda yıllık 60 olan trafik kazalarından ölüm oranı sıfıra iner.

Ancak hükümet, bu 60 vatandaşın yollarda ölmemesi için ülkenin yaşam standartını arabasız yıllarda olduğu seviyeye indirmesinin getireceği yaşam standartı gerilemesi ve ekonomik yıkımı bildiği için böyle bir karar alması ihtimal dışıdır.

Bu durumda Kumilis'in de ifade ettiği üzere acı gerçek, ekonominin çarklarının dönmesi ve ülkenin de yaşam seviyesinin düşmemesi için her yıl ortalama 60 kişinin yollarda ölmesi gerekmektedir.

Koronavirüs işine de baktığımızda ortaya çıkan acı gerçek üç aşağı beş yukarı aynı mantık üzerine kurulu bir durumdur.

Virüs, insanların temas etmesi yoluyla bulaşmaktadır. Bulaşmaması için yapılması gereken şey teması kesmektir. Karantina altında evlerimize kapanmak bu demektir ve bu önlem işe yaramaktadır.

Ancak temasın kesilmesi ekonominin durması anlamına gelmektedir. Ekonomi durunca da hem kamu hem de özel teşebbüsler zarar etmeye başlar. Onlar zarar etmeye başlayınca da insanlar bundan kötü şekilde etkilenir.

Devletin gelirleri zaten düştüğünden kamu maaş ve diğer ödemelerinde sıkıntılar başlar, bir müddet sonra da ne kadar tedbir alırsanız alın durum sürdürülemez hale gelir.

Özel de iş yapamadığı için ilk çare olarak işçi azaltmasına gider ve ülkeye bir sürü işsiz salar. Kuşku yok ki bu salınan işsizler de sosyal devlet anlayışı çerçevesinde gider devletten yardım ister. Bu kamu üzerindeki baskıyı daha da arttırır.

Öte yandan özel teşebbüsler iş yapamadığı için devlete karşı olan vergi gibi, harç gibi yükümlülüklerini de yerine getiremez, böylece kamu üzerindeki korkunç yük daha da artar ve işler bir müddet sonra hiç olmadığı kadar sıkıntılara girer.

Bu durumda devlet olarak yapılacak olan iki şey vardır: Birincisi piyasayı rahatlatacak para akşını tedbirleri kaldırmadan sağlamak ve evde kapalı kalan halkına bakmak, özelin zararını minimuma indirmek için teşvik, ucuz kredi, yardım gibi şeyler yapmak ya da ikincisi, virüsün öldürücü etkilerini bile bile tedbirleri kaldırıp ortada bir tedavi olmamasına rağmen ekonominin çarklarını çalıştırmaktır.

Kuşku yok ki ayakları üzerinde durmaktan çok uzak, bağımlı bir alt yönetim olan KKTC devletinin yukarıda yazdığım birinci şıkkı gerçekleştirmesi imkansız gibi bir şeydir. Bunun olmasını beklemek tek kelime ile hayalciliktir. Dahası bence gerçeklerden kopuk olmak, içinde bulunduğumuz durumun farkında olmamaktır.

Dolayısı ile Korona'nın geldiği ilk günlerde ve ilk haftalarda KKTC devletinin elindeki enstrümanların çok az olduğunun bilen bir insan olarak, hükümetin aldığı kararları eleştirmek yerine, çorbada tuz misali de olsa çeşitli fikirler geliştirmeye, her gün yaptığım programlarda da izleyenlerle birlikte çıkış yolları aramaya gayret gösterdim.

Çünkü ortaya çıkan durumun ciddiyetini düşündüğümde, hükümetin bu mücadeleden mağlup çıkması, sevdiklerimizin hayatlarının riskte olması anlamına gelecekti.

Nitekim aradan geçen iki aylık süre içinde üzerine kitaplar yazılabilecek kadar çok olay ve kasaba siyaseti zihniyeti felsefesi içinde bir o kadar da skandal meydana geldi.

Koronavirüsle yapılan mücadelede ada olmanın getirdiği doğal avantajın yanı sıra, nüfusun az olması, insanların farkındalığı ve kurallara genel olarak uyması yüzünden ortaya çok ciddi bir kriz çıkmadı. Başarı da çıkmış değil.

Çünkü bu süreçte Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nun tedbirlerin gevşetilmesi şartlarının hiçbirinin tam olarak yerine getirilmediğini gördüğümüzden, bu mücadelenin başarıya ulaşıp ulaşmadığını söylemek şu an için mümkün değildir.

Mesela ortada nüfusa göre yapılan test sayısı gayet azdır. Dahası bu testlerin güvenilirliği konusunda ciddi iddialar bulunmaktadır. Ülkede son haftalarda artan testlerin artmasının tek sebebi ekonominin çarklarının çalıştırılması için belirli gruplar üzerinde yapılmasındandır. Örneğin geçen hafta ülkedeki paket servislerinin açılması için yaklaşık 4 bin kişiye hızlı test yapılmıştır.

Ülkede gelişigüzel testler yapıp, hastaları izole etme yoluna da gidilmemiştir. Esas tanının konulduğu PCR testlerinin sayısı çok azdır. Bundan ötesi bu süreçteki en büyük skandallardan birisi olan pandemi hastanesi meselesi de çözülmüş değildir. Haritalandırma yapılmamıştır. Daha adaya girişlerde yaşanan talihsiz gelişmelerden bahsetmiyorum bile..

Dolayısı ile son 23 gündür olduğu gibi, birden bire vaka sayısı tüm dünyadaki seyrin aksine plato yaratıp bir müddet oralarda seyretmeden direk sıfıra çakılmış ve oradan da bir başarı hikayesi kotarılarak 'salgını yendik' terelellisi piyasaya sürülmüştür.

Böylece testlerde ortaya çıkan pozitif vakalar için 'ileri tetkik' söylemi geliştirilmiş, ardından da bu vakaların tümü negatif olarak kayda geçirilmiştir.

Çünkü hükümetin ya da KKTC devletinin kapalı kalmaya daha fazla takatı da yoktur. İç piyasanın çalışmaya başlaması, ekonominin çarklarının dönmesi, zaten virüs öncesinde de zaten can çekişen piyasanın hayata döndürülmesi gerekmektedir.

Ancak, KKTC devletinin bir ada olması, kamunun temel gelir kaynaklarının yüksek öğrenim ve turizm olmasından dolayı iç piyasanın tek başına çalıştırılması yeterli olmayacaktır.

Bu durumda adaya ulaşımın başlaması, öğrencilerin ve turistlerin geri gelmesi gerekmektedir.

Fakat bunun olması bizim tek başımıza yazacağımız yalan ya da doğru senaryolarla mümkün değildir.

Dolayısıyla hükümet gerekli tedbirleri alamadan, yeterli mücadeleyi yapamadan tedbirleri kaldırmak zorunda kalmış, kamunun sağlığını tehlike altına atmıştır.

Zira gelinen noktada kapalı kalmanın getireceği zararlar, açacağı onarılmaz yaralar, ülkeyi getireceği durum aynen makalenin başında da verdiğim maliyet-kar hesaplamaları çerçevesinde düşündüğümüzde, sürdürülebilir değildir.

Yanlış anlaşılmasın, bu şekilde düşünülmesinin ve bu gevşeme adımların atılmasının tek müsebbibi hükümet değildir.

Sektörlerin içinde bulunduğu durum ve yapılan baskılar, geçim sıkıntısı, bilgi kirliliği, manipülasyon, evde kalmanın getirdiği psikolojik rahatsızlıklar gibi daha sayamadığım bir çok etken beraberinde bu durumu getirmiştir.

Haliyle dönüp dolaşıp geldiğimiz nokta, 'ölen ölür, kalan sağlar bizimdir' noktasıdır.

Bundan sonrasını yaşayarak göreceğiz...

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.