Haydi Ersin Bey!

loading
27 Kasım, Cuma
£

10.42

9.33

$

7.82

AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ
A- A A+

Haydi Ersin Bey!

Makalenin başlığını pek tabii ki 'C'mon Ers' de koyabilirdim.

Ancak yeni Cumhurbaşkanın kendi kendine taktığı sevimli olduğu kadar kendisini içimizden birisi gibi hissettiren o lakabı kullanmayı artık bıraktığımdan, bir zamanlar Türkiye eski Başbakanlarından Tansu Çiller'in meşhur sloganı olan "haydi Türkiye"den esin ve Çiller'in vurgusu ile "Haydi Ersin Bey!" şeklinde olanını daha münasip buluyorum.

Zira atandığı yeni mevkinin Kıbrıslı Türkler babında çok büyük tarihsel bir önemi vardır ve bu zor görevde Ersin Bey'in benim gibi bir muhalifinden bile moral almaya ihtiyacı olabilir diye değerlendiriyorum.

Öte yandan Ersin Bey, Kıbrıs Türk tarihinin en pervasız müdahalelerinin yapıldığı, bir yerde atama ile geldiği söz konusu makamdaki görevine geçtiğimiz Cuma yapılan yemin töreni ile başlamış bulunmaktadır.

Ardından da hafta sonu çeşitli röportajlar veren Ersin Bey, bunlardan birisinde "müdahale ile seçilmiş olmamın söylenmesi beni üzüyor" da demiştir.

Ben de buradan yazayım: Müdahale ile seçildiniz ve bunu herkes biliyor. Zaten kendisi de Rum basınına verdiği mülakatta, Ankara'nın adamı olduğu yönündeki eleştirilere "bundan gurur duyuyorum" da demiştir. 

Yeri gelmişken bu noktada böyle ifadelerin üzüp kızdırdığı başta UBP'liler olmak üzere diğer arkadaşlara da diyeceğim, ülkenin en büyük partisinin adayı olarak seçimi kazanmak için ille de birilerinin yardımına gerek olmadığıdır.

Dolayısıyla "bizim irademize saygı duyun" şeklinde tepkilere yol açan bu diyaloglara vereceğim cevap keşke bizden önce sizin kendi iradenize sahip çıkıp, temiz bir seçim galibiyeti alabilseydiniz şeklinde olacaktır. Çünkü demokrasi narin bir çiçektir ve bir gün herkese lazım olur…

Ama bu makalede konumuz müdahale değil, Ersin Bey'in hafta sonu verdiği mülakatlarda Kıbrıs sorunu için ettiği lakırdılardır.

Biliyorsunuz, Ersin Bey, seçim dönemi boyunca 'federasyon öldü, federasyon ezikliktir, federasyon bizim Rum'a köle edecek' ekseninde propaganda sürdürdü.

Bir Türk tezi olan federasyonu bu şekilde gömerken, masaya gelmesi gereken tezin de iki devletli çözüm, konfederasyon ve AB çatısı altında iki devletli çözüm gibi dünya siyaseti içinde hiç kabul görmeyen ve muhtemelen hiç görmeyecek olan tezlerini de ortaya koydu.

Haliyle Kıbrıs sorununun çözümü için hayatını çürüten ben ve benim gibiler de Ersin Bey'in bu konularla ilgili tezlerinin altını doldurmasını, bizlere yukarıda saydığı çözüm modellerine ulaşacağımız formüllerini göstermesini heyecanla beklemektedir.

Ancak ilk belirtiler bu konulardaki beklentilerimizin maalesef hiç de umutlu olmadığı yönündedir.

Misal, hafta sonu Anadolu Ajansına uzun bir mülakat veren Ersin Bey, KKTC devletinin yıkılmayacağını, garantörlükten asla vazgeçmeyeceğini, federasyon görüşen eski cumhurbaşkanlarının başarısızlığını ve klasik Rum-Yunan ikilisi dolu hamasi laflarıyla bir kez daha anlattı.

Ama mesela kendisine yöneltilen "Şayet Rum kesimi, sizin ifade ettiğiniz çözüm modeline (iki devletli çözüm) yanaşmazsa tavrınız ne olacak? Böyle bir durumda, Rumlardan sizi müzakere masasına getirmeleri için ne gibi adımlar beklersiniz?" şeklindeki soruya "Biz, gücümüzü Türkiye'den alıyoruz. Türkiye ile uyum içinde çalışmak bizi güçlü kılıyor. Bu siyaseti beraber belirleyeceğiz, müzakere süreçlerinde tavrımızı ortaya net bir şekilde koyacağız. İnandıklarımızdan ve Kıbrıs Türk halkının önem verdiği birtakım beklentilerden asla taviz vermeyeceğiz" şeklinde cevap vermiştir.

Yani 'ben hiçbir şey bilmem, Türkiye bilir" demeyi kurduğu bu kısa cümle ile şıp diye izah etmiştir.

Yine kendisine yöneltilen "Yakın zamanda BM öncülüğünde 5+1 formatında bir konferans (garantörlerin de katılımıyla) olması bekleniyor. Bu toplantıda ne gibi konular gündeme gelecektir. Yine BM ve Rum kesiminden federasyon konusunda ısrar gelirse tavrınız ne olacak?" şeklindeki bir başka teknik soruya ise "Biz, Türkiye ile uyum içerisinde bunlara hazırlık yapacağız ve gerekli cevapları vereceğiz. Biz "müzakereden kaçalım, görüşmeyelim" anlayışında değiliz ancak söylediklerimiz vardır, bu söylediklerimizden de geri adım atmayacağımızı karşı tarafa net şekilde ifade etmemiz gerekir. Bunu yapacağız" şeklinde cevap vermiş ve topu bir kez daha Ankara'ya atmıştır.

Böylece Ersin Bey'in verdiği cevaplardan anladığımız şey, kendisinin boş söylemlerle sürdürdüğü Kıbrıs sorunu meselesine bakışının olmadığı, bu noktada iplerin tamamen Türkiye'nin eline verdiği gerçeğidir.

Aslında Ersin Bey'in eğer söz konusu 5+1 konferans toplanabilirse, gidip oturacağı o masada diyecek tek kelimesi bile yoktur. Masaya gidip yukarıdaki ifadelerinde vurgulamaya çalıştığı gibi "biz iki devletli çözüm istiyoruz, egemen eşitlik istiyoruz" diyeceğini, BM parametrelerini reddedebileceğini filan zannediyorsa da büyük bir yanılgı içindedir.

Zira seçimlerin ardından BM çevrelerinden gelen bilgiler, Genel Sekreter Antonio Guterres'in 5+1 öncesi taraflardan, Crans Montana'da kalınan yerden yani Guterres Kriterleri denilen belge olmayan belge (non-paper) üzerinden devam edilmesini isteyeceğini, bunu garanti altına alacak teyit istediği bilinmektedir.

Geçirdiğimiz seçim dönemi içinde Türkiye düşmanlığı-sevgisi ve aslında cumhurbaşkanlığı makamının bir süperman olarak iç meselelerde büyük sorumlulukları olduğu gibi konu başlıklarıyla boğuşmaktan hiç değinmediğimiz bir belge olan Guterres Belgesi masada durmaktadır ve eğer Ersin Bey o masa kurulursa gidip önünde bulacağı belge de odur.

Dolayısıyla geçtiğimiz yıl Berlin'de kayıt altına alındığı şekliyle, Ersin Bey'in sadece seçim dönemi değil, bütün siyasi hayatı boyunca gömüp durduğu federasyon tezinin gideceği ilk konferansta kanlı canlı bir şekilde karşısında olacağı kesin ve nettir.

Kendisi eğer bunu beğenmezse "ben görüşmem" deyip masadan kalkabilir. Ancak Türkiye, federal çözüm modelinin bir anda yırtılıp çöpe atılamayacağını gayet iyi bilmektedir.

Dolayısıyla, Ersin Bey'in kaderinin, 2010 seçimleri sürecinde 'federasyon öldü' diyerek seçimi kazanan ve ertesi gün zamanın BM Genel Sektereti Ban ki Moon'a yazdığı o ünlü mektubunda "federal çözüm müzakerelerine kaldığı yerden devam etmeye hazırım" diyen Derviş Eroğlu'nun kaderinden farklı olacağını düşünmüyorum.

Ama ben yine de Ersin Bey'e çağrıda bulunmak ve seçim döneminde söz verdiği iki devletli çözüm formüllerine ulaşmak için hemen çalışmaya başlaması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Bu çalışmaların meyvesinin bugün büyük bir mutlulukla gittiği Türkiye ziyaretleri ile alınamayacağını, zaferini böyle taçlandıramayacağını yine kendisine hatırlatmak isterim.

Onun için bugünkü Türkiye ziyaretinin ardından vakit kaybetmeden aktarma ile Brüksel'e oradan Londra'ya ve ardından da New York'a gitmesini ve 1983'ten beri hem pratikte hem de teoride başarılı olmayan ancak 'yeni formül' gibi anlatılan köhne iki devletli çözüm modelinin nasıl gerçek olacağını, bunun haklılığını heyecanla anlatmasını bekliyoruz.

Tabii bu konularla ilgli herhangi bir planı varsa…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.