AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

KTFD, KKTC, gizli ajanda ve aynı bayat yemek...

Yayın Tarihi: 13/02/21 13:06
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

1974 Ağustos'unda gerçekleşen ikinci müdahalenin ardından Kıbrıs'a bir ziyarette bulunan dönemin BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim taraflardan toplumlararası görüşmelerin başlatılmasını ister.

Savaşın o tozu ve dumanı arasında adada oluşan yeni durum için çözüm bulmaya çalışan genel sekreterin bu çağrısını değerlendiren Rauf Denktaş ve ekibi, 1 Ekim 1974'te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi'ni kurar.

Elbette bu şekilde kurulan 'otonom' bir yapı halihazırda var olan Kıbrıs Cumhuriyeti içinde bir yapı olmaktan ileri gitmeyeceği için, Rumlarla gerekli görüşme seviyesinde olmaktan uzaktır. Dolayısıyla bir devlet kurmak için çalışmalar başlar.

Çok geçmeden, 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin (KTFD) kurulduğu dünyaya ilan edilir.

KTFD tanınmaz ancak KKTC örneğinde olduğu gibi uluslararası kararlarla yasaklanmaz da.

Yıllar sonra o günleri anlatan KTFD'nin ilk Dışişleri Bakanı olan Vedat Çelik devletin kurulma sebebini açıklarken "Devlet olmadan hiçbir şeysiniz; bir azınlıksınız. Federasyon, iki eşit tarafın bir araya gelerek yeni bir ortaklık devletini kurmaktır. O eşitliği federe devletin kurulması bize göre en uygun hareketti. Tasarlanan ve olası federal hükümet için de altyapıyı hazırladık. Nazikçe Rumlara, 'Biz federe devletimizi kurduk, siz de oluşturun. Böylece iki federe devlet oturup konfederal bir devlet kuralım' çağrısında bulunduk. O dönemde federasyonu kurmak için otonom yönetimden federe devlete geçmek gerekiyordu. Bu yüzden onu kurduk, Federe devleti ilanımızda ilk gelen tepkiler olumluydu. Kuruluş gerekçesi o zamanlar iyi de izah edildi. Federasyondan beklentimizin ne olduğunu da iyi anlatmıştık" diyecektir.

Denktaş'ın çok yakın çalışma arkadaşı ve taksim tezinin en yılmaz savunucularından olan Çelik'in federasyon ile ilgili düşüncesi Rumlarla birleşmeyi değil, iki ayrı yapı altında bir çeşit iş birliği gibi görülen konfederal bir yapıdır.

Aslına bakarsanız, federal bir yapı ister gibi görünüp, taksim tezinin izinden gitme fikri ondan çok öncelere dayanmaktadır.

Tarihçi Ahmet Cavit An'ın bu konudaki tespitleri oldukça yerindedir.

Ahmet Cavit, "Kıbrıs Türk tarafı başlangıçtan beri Türkiye'nin askeri gücüyle elde edilmiş olan iki devletli yapının, konfederal bir şemsiye altında korunmasından yana bir politikayı savundu. Çünkü zamanın TC Başbakanı İnönü’nün, Eylül 1964’de TBMM’de yaptığı konuşmada açıklamış olduğu, ülkesinin Kıbrıs politikası şöyle belirlenmişti: 'Anlaşmalar dahilinde olalım diye, biz resmi ağızdan taksim sözü ile değil, federasyon şekli ile tartışmaya başladık.' Türk tarafı bu görüşünü hiç değiştirmemiştir. Hep federasyon istiyoruz derken, aslında ayrılığı ve taksimi savunmuştur. Bu, görüşmelerin her aşamasında sunulan anayasal önerilerinde de kanıtlanmıştır" şeklindeki ifadeleriyle bu durumu net olarak ortaya koyacaktır.

Adanın kuzeyinde çöreklenen çözümsüzlük cephesi kaptanlarının sık sık dillerine pelesenk ettiği "50 yıldır federasyon görüştük" yalanının tarihsel gerçekliği işte yukarıda alıntıladığım üzere Çelik'in "konfederasyon" vurgusunda ve İnönü'nün ifadelerinde ortaya çıkmaktadır.

Nitekim bu gizli niyet 1983'te kendini iyice açık edecek ve ortaya bugünkü tanınması imkansız yapı olan KKTC çıkacaktır.

Ama bu noktaya gelmeden, KTFD serüvenine kısaca bakacak olursak, 20 Haziran 1976'da ilk devlet ve ulusal konsey seçimlerini yapan Kıbrıslı Türklerin, bu adımları attığı için dünya ile hiçbir sıkıntı yaşamadığını görürüz. Yani kurulan yapının üzerinde herhangi bir yasaklama ya da ambargo türü bir şey yoktur. Dış ülkelerle, özellikle de İngiltere'yle ticaret sürdürülmekte, Kıbrıslı Türkler, uluslararası müsabakalar ve milli maçlar yapabilmektedir.

Gerçekten de Vedat Çelik'in yukarıdaki ifadeleri doğrultusunda, KTFD dünyaya iyi anlatılmış ve bunun Kıbrıs'ta nihai çözüm için bir başlangıç noktası olabileceği fikri ağır basmıştır.

Nitekim, 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmalarına atılan imzalarla birlikte kurulması düşünülen federal yapının ilk temel taşları konulmuş, uluslararası toplum nezdinde bu fikir daha ete kemiğe bürünmüştür.

Ancak Denktaş önderliğindeki zihniyetin ayrı bir devlet kurma düşüncesi hiçbir zaman etkisini kaybetmemiş dahası bunun için fırsat kollanmaya devam edilmiştir.

Öte yandan Makarios'un 1977'deki ölümünden sonra başkanlığa seçilen Spiros Kiprianu'nun da Türklerle uzlaşmaya pek niyeti yoktur. Buna rağmen ikili 1979'da bir kez daha anlaşmaya varır ve federal çözüm yolunda bir adım daha atılır.

Ama kimsenin daha ileri gitmeye niyeti yoktur. Ondan sonraki görüşmeler, Denktaş'ın ayrı bir yapı üzerinde ısrarına karşılık, Kiprianu'nun buna tam ters şekilde merkezi güçlü bir federal yapı arasında masa tenisi maçını aratmayan toplantılarla sürüp gider.

Fakat 1980 yılının 12 Eylül'ünde meydana gelen bir olay, Kıbrıs müzakere tarihini sonsuza kadar değiştirecek nitelikte olur. O gün Türkiye'de gerçekleşen darbe ve ardından göreve gelen cunta, Denktaş'ın yıllardır aradığı 'oldu bitti' fırsatının yolunu açacak niteliktedir.

1980-1983 yılları arasında iyice sıradanlaşan, hiçbir olumlu gelişme yaşanmayan Kıbrıs müzakereleri, Mayıs 1983'te BM Güvenlik Konseyi'nin aldığı ve Türkiye'nin adada bulunan 'işgal ordularını' çekmesini isteyen kararı sonrası tamamen dağılır.

'Fırsat bu fırsattır' diyerek zaten halihazırda başlamış çalışmalarını hızlandıran Denktaş, Türkiye'deki cuntacıları da arkasına alarak bir oldu bitti yaratır ve bağımsızlık ilan eder.

Rumlar ve dünya tarafından "tek taraflı bağımsızlık ilanı" olarak nitelenen KKTC'nin tanınması hemen yasaklanır. Dikkat ederseniz, aynı tepkiler ve yasaklar KTFD ilanında gündeme dahi gelmemiştir. Bilakis dünya, adada yeni çözüm formülü için federasyona sıcak bakmış, Kıbrıslı Türklerin bu adımı da 'öncü' bir gelişme olarak görülmüştür.

İşte 15 Kasım 1983'te dünyaya ilan edilen, Türkiye'deki cunta yönetimi tarafından desteklenen, Kıbrıslı Türkleri dünya sahnesinden indiren KKTC devleti kısaca bu yollardan geçilerek kurulur.

Bir Türk tezi olan ve tüm dünya tarafından kabul edilen federal çözüm modelinin -her ne kadar kuranlar tarafından 'taksim gizli ajandasına' sahip olsa da- devlete dönüşmüş şekli olan KTFD'nin bu yılki anması içinden geçtiğiniz 'federasyon öldü' histerisi günlerinde daha da bir manidardır.

Aradan geçen 50 küsür yıla ve tüm yaşadıklarımıza baktığımızda, bu 'sol göstermeye çalışıp, sağ vurma' durumunun bizi getirdiği noktanın bir kez daha çıkmaz sokak olduğunu tüm çıplaklığıyla gözlemliyoruz.

Dolayısıyla çözümsüzlük cephesinin Türkiye destekli iş birlikçilerinin yeni bir icatmış gibi büyük bir coşkuyla sarıldığı "iki devletli çözüm" modelinin Kıbrıslı Türkleri sürüklediği çıkmazlar yeni olmak bir kenara, bilakis, bayat bir yemeğin yeniden ve tekrar tekrar fırına verilmesinden başka bir şey değildir.

Kuşkusuz ki bu girişimin sonu bir kez daha hüsran ve çaresizlik olacaktır.

Bu da Kıbrıslı Türklerin uluslararası toplumdan tamamen kopmasından başka bir işe yaramayacaktır…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları