Nereden nereye...
Tam 10 yıl önce başlayan Antonio Guterres döneminin -tabiri caizse- son saniyelerinde, yeni bir Kıbrıs sorunu çözüm atağıyla karşı karşıyayız.
Çözüm derken yanlış anlaşılmasın, zira ortada henüz konuştuğumuz özlü bir süreç yok.
Pazartesi günü yapılacak ve BM Temsilcisi Maria Holguin'in de katılacağı üçlü görüşme öncesinde bir çeşit 'mekik diplomasisi' yürütülüyor.
Geçen hafta adaya gelen ve aralarında Türkiye Büyükelçisi Ali Murat Başçeri, Başbakan Ünal Üstel gibi sürpriz isimlerle görüşen Maria Holguin'in, Genel Sekreter Guterres adına yürüttüğü bu 'yeni zorlamadan' bir şey çıkar mı bilmiyorum.
Ancak durumun bugünkü analizine geçmeden önce, ziyaretler kapsamında geçen gün Holguin ile görüşen 4.Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın görüşme sonrası yaptığı açıklamaya değinmek istiyorum.
Çünkü Akıncı başkan, içinde bulunduğumuz çaresiz ve acıklı durumu şu ifadelerle anlatmış: “Kıbrıs’ta bugün içinde bulunduğumuz durum değerlendirildiğinde insan düşünmeden edemiyor… 2004’te referandum aşamasında, 2017’de de sonuca çok yakın bir konumda yitirilen çözüm için şimdi müzakerelerin nasıl başlatabileceğinin müzakeresi yapılıyor. Nereden nereye…Genel Sekreter Guterres 10 yıl önce göreve başlarken çözüme yakın noktada bir Kıbrıs vardı. Şimdi çözümden uzak, müzakere masasının bile kurulamadığı bir Kıbrıs devredecek.”
İnsan gerçekten de gelinen duruma üzülmeden edemiyor. Crans Montana'da çözümün kıyısına gelen Kıbrıs sorunu, aradan geçen koca bir 10 yılın ardından, masanın dahi kurulamadığı bir yerdeyse eğer, bunun sebebini sadece dışta değil, içte de aramak gerekir.
Ama bu makalenin konusu, son durumla ilgilidir.
Efendim, son 48 saattir Rum basınında koro şeklinde tekrar ifadelerle aynı şey söyleniyor: “Kıbrıs sorununda kritik bir noktadayız.”
Buna bakacak olursanız, bizim göbek adımız zaten kritik de, işin içinde bir takım garip durumlar vardır.
Mesela ilgili haberlerin ortak vurgusu, Nikos Hristodulidis'in, Eylül ayında yapılan olağan BM toplantıları öncesinde yapılan son liderler görüşmesinde ortaya koyduğu 19 maddenin, tıkalı süreci açacak bir takım muhteviyata sahip olduğu konusu.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ın önce “yazılı olarak bir belge sunulmadı” diyerek reddettiği, sonra “Nikos bir şeyler anlattı ama bu ortada duran 7 maddelik BM önerilerini (ödevlerini) bertaraf etmek içindir” suçlamasını yaptığı ve nihayet bir TV programında “valla saydım saydım 19 etmedi” diye dalga geçtiği öneriler, kuşku yok ki güneyde bulduğu ilgiyi, kuzeyde hiç görmüş değil.
Fakat bizim bildiğimiz bir şey var ki, Hristodulidis, bu 19 önerisinde hem metodoloji, hem Güven Yaratıcı Önlem (GYÖ), hem de Kıbrıs sorununun özüne yönelik bir takım açılımlarda bulunmuş durumda. Hatta, Pile'deki etkinliğe ortak katılım ve bir takım komitelerle beraberce görüşme adımları da bu öneriler bağlamında hayat bulduğunu söyleyebilirim.
Yine Cumhurbaşkanı Erhürman tarafından reddedilen “Maraş'ın BM yönetiminde eski sahiplerine iade edilmesi karşılığında, Mağusa limanının AB komisyonu marifetiyle açılması” meselesi de bu paketin bir parçasıydı.
Erhürman ve onu tanrı katında gören bir takım kalemler tarafından “Mağusa limanı zaten kapalı bir liman değil” şeklinde tiye de alınan bu teklifle ilgili geçen haftaki makalede düşüncelerimi aktarmıştım.
Bir ek olarak söylemem gerekirse, madem Cumhurbaşkanı ve saz ekibi, Mağusa limanının “uluslararası ticarete zaten açık” olduğunu biliyorlar da biz ölümlü kullar bilmiyoruz, o zaman bir daha ağızlarına “izolasyon altındayız, direkt ticaret tüzüğü isteriz” gibi şeyler almasınlar, hatta 3-D diye bilinen meşhur formüldeki bir D'yi eksiltip, 2-D yapsınlar. Zira -meğer- biz uluslararası ticaret yapabiliyor muşuz da, biz bilmiyorduk!
Bunun dışında, analize devam etmem gerekirse, Rum basınında 'hezeyan ve heyecan' içinde vurgulanan 19 maddelik kritik teklif, kuzeyde pek heyecan yaratmış değil.
Hatta Cumhurbaşkanı, “ortada 7 maddelik BM önerisi (ödevleri) varken, Hristodulidis buna yeni maddeler ekleyerek anlaşmadan kaçıyor” şeklinde ifadelerle günlük suçlama dozlarını vermeye devam ediyor.
Buna ek, güneyde çıkan kimi haberlerde Hristodulidis'e eleştiri getirenler de “Nikos maç oynanırken, kalenin direklerinin yerini değiştiriyor” diyerek, Erhürman'ın bu tezine destek vermekten çekinmiyor.
Peki bir taraf 19 madde üzerinden bir siyaset geliştirmeye çalışırken, diğer taraf 7 madde üzerinde ısrar ederse ne olacak?
Ben söyleyeyim: Hiçbir şey!
Holguin ve BM, zevahiri kurtarıp, yine Akıncı başkanın dediği gibi “ufak da olsa bir ilerleme kaydetme” noktasında bir kez daha başarısızlığa uğrarken, iki taraf da karşılıklı olarak suçlama oyununa devam edecektir. Buna şaşar mıyız? Tabii ki hayır!
Ancak bu kadar karamsarlık içinde yine de bir önemli nokta var, onu da irdelemek isterim.
Bu da kuşkusuz ben bu satırları yazarken Cumhurbaşkanı Erhürman ile görüşmek için adaya gelen Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın adada bulunma sebebidir.
Fidan'ın adaya geleceğini ilk duyan kişilerden birisi olarak, sarfettiğim ilk cümle “hayırdır inşallah” olmuştu.
Bu cümleyi aynı gün sürpriz bir şekilde Türkiye Büyükelçiliğine giden ve orada Kıbrıs sorunu konusunda çok önemli görevlerde bulunmuş büyükelçi Ali Murat Başçeri ile görüşen Holguin'in yine elçilik tarafından servis edilen fotolarını görünce de sarfettim.
Bundan daha da şaşırtıcı olan şey ise, güneydeki zevatın büyük tepki gösterdiği bu ziyaretle ilgili Holguin'e sorulan soruya verdiği cevap oldu: “Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısının bana bir mesajı vardı, onu almaya gittim!”
Ne mesajı? Neye yönelik bir mesaj?
Bunu henüz bilmiyoruz ancak Hristodulidis'in yine ilgili soruya verdiği cevaba bakılırsa, bu mesaj “Holguin bana mesajı aktardı, bu 5+1 toplantının önünü açabilecek gelişmeleri sağlayabilir” bir mesaj olabilir mi?
Türkiye ısrarla iki devletli çözüm konusunda diretirken, Erhürman ve CTP ısrarla hangi çözümü istediğimizden bile bahsetmezken, Rum liderliği doğru-yalan, ısrarla federal çözüm derken, ilgili taraflar tam olarak neyin üzerinde uzlaşmaya çalışıyorlar, pardon?
Genel kanı, 4 tane sınır kapısı üzerinde uzlaşılmaya çalışıldığı yönündedir ama ben bu yeni kapı açma konusunda iyice uyuz olmaya başladığımı söylemek isterim.
Bir kere bu kapı işini artık bir GYÖ olarak değil, müzakerelerin tali konusu olaraktan, süreci özünden saptırma çalışmaları olarak görüyorum. Çözülüp, açılsa, son kertede 'amenna' diyeceğim, o da yok!
Kaldı ki, ben başka kapı açmanın, rahmetli Hristofiyas'ın tarihe mal olmuş o ünlü açıklamasına atıfla, “ayrılığı betonlaştırmaktan' başka bir işe yaramayacağını düşünüyorum. Zira -özellikle bizim tarafa- ne kadar konfor verirseniz, çözüm o kadar uzaklaşır, ihtiyaç olmaktan çıkar.
Öte yandan ben 4 kapının birden açılmasını mucize ötesi olarak görüyorum, onu da ifade edeyim.
Diplomatik kaynaklardan aldığım duyumlar, Kiracıköy kapısına karşılık, Haspolat'ın açılabileceği yönündedir, o da Türkiye izin verirse!
Belki de Fidan'ın ziyaretinin sebebi budur, henüz bilemiyoruz.
Ancak benim tahminim, Kambos-Xsero kapısı diye bir şey çıkararak, Rum liderin çok ısrarcı olduğu Erenköy (Koççina) kapısına alternatif yaratılmaya çalışılsa da, bunun kabul görmeyeceği şeklindedir.
Bence Nikos Hristodulidis çok taraflı bir satranç oyunu oynayarak, peşinen kabul etmeyeceği tekliflere alternatif yaratıp, onları da paketin içinde pazarlık payına çevirip, Erhürman'ın sınır kapılarındaki yetersiz yetkisine oynamaktadır.
Konu şudur: Hristodulidis, egemen bir devletin başkanıdır, sınır açıp kapatma yetkisi ondadır. Ancak Erhürman, egemen olmayan bir devletin başkanıdır ve sınır açma kapatma yetkisi Türkiye ordusunda, yani Ankara'dadır.
Hristodulidis'e büyük avantaj sağlayan pozisyon tam da budur.
Bunu ben söylemiyorum, Erhürman kendisi itiraf etmiş durumdadır. Nereden mi?
Geçen haftalarda Maronit toplumu temsilcileriyle yaptığı toplantındaki ifadelerinin, bana göre hiç de etik olmayan bir şekilde dışarıya taşınıp, gazeteye röportaj olmasından!
Sayın başkan ne diyor? “Güney Kıbrıs ve Yunanistan çeşitli askeri ittifaklar yaparken, Türk askerinin Maronit köylerinden çıkması zor.”
Yıllardır beklemede olan Maronit açılımının durumu tam olarak bu! Sayın Başkan bunu yalanlamadığı için, doğru kabul edip buraya aktarıyorum.
Sanırım bu makalenin de özeti bu olur: Yetkisizlik!
Ama ben yine de makaleye başlık olarak Akıncı başkanın ifadesini seçiyorum: 10 yılda nereden, nereye!
Çok üzücü, çok kahredici...
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.