Hayal kırıklığı...

Yayın Tarihi: 22/10/26 07:30
okuma süresi: 10 dak.
A- A A+


21 Ekim 2026 tarihli KKTC basınından bir haber:

“Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Mustafa Alkan’ın sunduğu ve Genç TV’de yayımlanan “Er Meydanı” programında Kıbrıs sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis’in kendisine yazılı bir “19 maddelik paket” sunmadığını belirten Tatar, Maraş’ın Birleşmiş Milletler (BM) yönetimine devredilmesi ve Mağusa Limanı’nın Avrupa Birliği (AB) kontrolünde doğrudan ticarete açılması önerisini kabul edemeyeceğini söyledi.

Tatar, uzun süredir Güney Kıbrıs basınında tartışılan Maraş-Mağusa Limanı önerisinin ayrıntılarını paylaşırken New York’taki üçlü görüşmeye neden katılmadığını da açıkladı.

Müzakerelerin yalnızca görüşme yapmak amacıyla yürütülmesine karşı olduğunu belirten Tatar, “Müzakere olsun diye müzakere yapmam. Sizi bu masada on sene daha süründürmem” ifadelerini kullandı.

Tatar, Rum lider Nikos Hristodulidis’in gündeme getirdiği öneriyi şu sözlerle anlattı:

“Maraş’ı Birleşmiş Milletler yönetimine devretmek, Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde; Mağusa Limanı’nın da AB kontrolünde açılması. Söylenen bu.”

Mağusa Limanı’nın zaten açık olduğunu vurgulayan Tatar, asıl sorunun Avrupa Birliği ile doğrudan ticaret yapılamaması olduğunu belirtti. “Mağusa Limanı açık bir limandır. Mağusa Limanı kapalı bir liman değil. Bizim limanlarımızdaki sorun doğrudan ticaret yapamıyor oluşumuzdur Avrupa Birliği ile” diyen Tatar, Hristodulidis’e doğrudan ticaret tüzüğünün yürürlüğe girip girmeyeceğini sorduğunu ve olumsuz yanıt aldığını aktardı. Tatar, önerinin doğrudan ticaret tüzüğünün yürürlüğe konulmasını değil, Mağusa Limanı’nın AB kontrolünde olması üzerinden doğrudan ticaretin başlatılmasını öngördüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Doğrudan ticaret tüzüğünün yürürlüğe girmesi mi bu? Hayır, tüzüğün yürürlüğe girmesi değil. Ama AB kontrolünde olduğu için doğrudan ticaretin başlaması.”

Önerinin dengeli olmadığını savunan Tatar, Maraş’ın BM yönetimine devredilmesinin Mağusa Limanı’nın açılmasıyla ilişkilendirilmesini sorguladı.

“Maraş’ı niye BM idaresine vermenin karşılığı haline geliyor bu? Bunlar dengeli şeyler mi?” diyen Tatar, söz konusu formülün yeni olmadığını da kaydetti. Benzer bir önerinin 2006 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın görev süresinde gündeme geldiğini belirten Tatar, “Bu formül 2006 yılında Sayın Talat’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde sunulmuş bir formül. Yani 20 sene geçti üstünden; 20 sene sonra yeni bir formül diye getirildi” ifadelerini kullandı.

Öneriye ilişkin tutumunu da açıkça ortaya koyan Tatar, “Bu benim kabul edebileceğim bir şey değil ki” dedi. Tatar, önerinin yeniden gündeme geldiğini belirterek, Talat’ın 2006 yılında bu öneriyi reddettiğini ve ret gerekçesini açıkladığını da hatırlattı.”

Garipsediğiniz bir şey var mı? Rauf Denktaş ekolünden gelen bir kişi olan Ersin Tatar'ın adını, tam bir yıl önce muazzam bir oyla onu yenip, o koltuğa oturan Tufan Erhürman'ın yerine yazınca, haberde anlatılan şeyler garip duyuldu mu?

Elbette ki hayır!

Demek ki neymiş? İş, adamla değil, koltukla belli olurmuş!

Hakkını yemeyelim, Tufan Erhürman, Ersin Tatar gibi her bulduğu timsahın kuyruğunu çeken bir adam değil! (Bakınız, Mayıs 2024, Gambiya ziyareti)

Ziyarete gittiği okulda gençlerle futbol oynamaya tutuşup, yapılan ortaya uçan kafa çakıp, elini gözünü yaran bir adam da değil!

Zırt pırt uçağa binip, Türkiye'ye ya da başka bir yere gezmeye giden birisi hiç değil!

Tufan Erhürman ciddi bir adam. Ersin Tatar ciddi bir adam değil!

Erhürman, kelime oyunlarını çok iyi bilen, çok şey söyleyerek hiçbir şey söylemeyen, hiçbir inisiyatif almayan, hiçbir adım atmayan, girişimci olmayan birisi.

Tatar, kelime oyunu yerine ağzına geleni söyleyen, inisiyatif almaktan hiç çekinmeyen, koridorda gördüğü Yunanistan Başbakanının üzerine atlayıp konuşmaya zorlayan, iş dünyasını çok iyi bildiği için risk almaktan da çekinmeyen girişimci bir adam.

Tam bir yıl önce, sadece bizi değil, Güney'i ve tüm dünyayı da heyecanlandıracak bir şekilde kazandığı seçimlerin mirasını bu kadar kolay harcayabilmesine inanın çok üzülüyorum.

Bir yıl sonra onun adını Tatar'ın yerine yazıp, karşılaştırma yapacağımı, böyle hiciv yapacağımı da hiç düşünmemiştim doğrusu!

Ama yaptırdı!

Nasıl yapmayayım! Aklıma gelen çok şey var!

Mesela 2021'de yapılan Cenevre zirvesinde, dönemin Rum lideri Nikos Anastasiadis, “Ercan'a karşılık, Maraş” demiş ve reddedilmişti!

Reddeden esasen Türkiye idi ve bunu da açıklayan dönemin Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu olmuştu.

O basın toplantısında bunu duyup, araya karışıp, soruyu soran bendim! Tatar bana çok sinirlenmiş, canlı yayında kendince bana fırça atmıştı!

Sonra bana mesaj atarak “orada doğaçlama yaptım, üstüne alma” diyen de yine kendisi olmuştu!

Tatar, siyasetin aksine, insani ilişkiler bağlamında cidden çok samimi bir adamdı. Fikirlerini kesinlikle tasvip etmiyordum ama onu sevmemek neredeyse imkansız bir şeydi!

Erhürman da iyi bir insandır, çok sever sayarız, ancak onun da fikirlerinin orijinal olmadığını, kendine yabancılaştığını söylemek mümkündür.

Yoksa "federasyonun kitabını yazdı” diye övünülen birisinin dönüp de aynı kelimeyi gündelik kullanımından bile çıkartması başka nasıl anlatılabilir!

Güncel konuya geri dönecek olursam, aradan geçen 5.5 yılın sonunda, bir kez daha ama bu kez “Maraş'a karşılık, Mağusa limanı” şeklinde gelen öneriyi reddeden yine Türkiye olmuştur. Erhürman ise bu cevabı karşı tarafa aktaran 'mesencer' görevindedir, fazlası değil!

“Reddetmedim, önerilmedi, ben öneri almadım” gibi ifadelerle önce yok sayılan, sonra da hiçbir şey yokmuş gibi “itiraf” edilen bu her şeyi reddetme hali, son derece vahimdir, üzücüdür.

Çünkü Erhürman, aynen Tatar'a denildiği gibi, federal Kıbrıs konusunda ilerlemeye yol açacak tüm adımlara 'hayır' deme direktifi almış birisidir.

Türkiye, federal çözüm modelini -en azından son 10 yıldır- çöpe atmış durumdadır, bu yoldan geri dönecek her adım, sürdürülen siyasete terstir. Devlet Bahçeli'nin olur olmaz yerlerde, ikide bir “uyanık olun, federasyon bitti” hatırlatması bu yüzdendir.

Öte yandan gerek BM mandası, gerekse de Kıbrıs sorunu külliyatında konuşulan tüm mevzular, federal çözümün muhteviyatıdır.

İki devletli çözüm denilen konu, hiçbir dönemde resmi bir toplantının konusu olmadığı gibi, gelecekte de olmayacaktır.

Bu minvalde Erhürman'ın diline tutuşturulan metodoloji meselesi, son dönemde Türkiye'nin icat ettiği en kullanışlı takozlardan birisidir. Bu takoz ya da ön şartlar sayesinde, müzakereler asla başlayacak değildir. Bu bağlamda bunu icat edenlere hakkını vermem gerekir.

Ve bu yeni icat, tam Erhürman gibi kelime ebesi birisinin rahatlıkla anlatacağı bir takozdur!

Sapla samanı maharetle karıştırma özelliğini de hesaba katarsak, Tatar'ın bu işe uygun hiç olmadığını anlamak aslında hiç de zor değildi. Dolayısıyla yeni ve ciddi bir adam seçmek için gereken mutabakat zaten çoktan sağlanmıştı.

Hatta tam olarak 2024 Eylül'de yapılan sürpriz, “sosyalist enternasyonal” kamuflajlı New York ziyaretinden beri! Yine aynı günlere denk gelen ve 50 gün süren meclis başkanlığı krizinden beri!

İşte Erhürman'ın, en koyu CTP'cilerin bile tahmin ettiğinden neredeyse 10 puan daha fazla oy alması, varılan o mutabakatın en önemli işaretidir.

CTP demişken, Erhürman'ın aldığı o muazzam oyu kendine yazan, genel seçimlerde de aynı değişimin olacağına inananlar olduğunu görüyorum.

Bu arkadaşlara hatırlatmam gerekirse, yüzde 63 oy alıp, bir yılda hiçbir başarıya imza atmayan, çözüm umutlarını bataklığa saplayan Erhürman, sizin için uygun bir “başarı” örneği olmaktan çıkmış durumdadır.

Yarın birisi size çıkıp “Erhürman'a güvendik, hayal kırıklığı oldu, sizin de olmayacağınız ne malum?” dediğinde, ne cevap vereceksiniz?

Bence kendinizi dev aynasında görmekten çıkıp, işi sıkı tutun ve mümkünse Kıbrıs sorununu 'Külliye'ye' bırakmaktan vazgeçin! Bunu bir 'dost' tavsiyesi olarak görün!

Son olarak, siyaset Arapça kökenli bir kelime olan 'siyasa' kelimesinden gelmektedir ve özünde “at terbiyecisi” anlamına gelir.

Ne vahimdir ki, hem Maraş teklifinin reddedildiğinin “itiraf” edildiği, hem de Türkiye'nin Libya ile imza ettiği -ve muhtemelen denizlerde büyük gerginlik çıkaracak olan- mutabakatın imza edildiği gün, Erhürman hocamız, jokey kulübü kabulü yapıp, bol bol fotoğraf çektirmiştir.

Umarım jokeylere 'at terbiyesi nasıl yapılır' minvalinde birkaç soru da sormuştur!

Siyaset değilse bile en azından tımar nasıl yapılır, bilgi sahibi olurdu!


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları