İçinde yaşadığımız çaresizlik...

Yayın Tarihi: 16/09/26 07:39
okuma süresi: 6 dak.

Girne açıklarında meydana gelen ve içinde yaşadığımız ‘kim kime dum duma’ düzenin doğal bir sonucu olarak batan Filo-Jet feribotu kazası en doğru ve güzel açıklamayı 4.Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı yaptı.

Akıncı, kazadan sonra yaptığı açıklamada, özetle “eğer Kıbrıs sorunu çözülmüş ve biz de AB üyesi bir devlet olsaydık, bu kaza yaşanır mıydı?” diye sorup, yazmış.

Kaza, adı üstünde, kazadır ve en ileri toplumlarda veya düzenlerde de olabilir.

Fakat Filo-Jet gibi bir kaza ancak be ancak, Kıbrıs’ın kuzeyindeki gibi uluslararası hukuk ve normlardan kopuk, herkesin her şey olabileceği bir bir düzende olabilir.

Kaza diyorum ama aslında bir cinayet yaşandı. Çünkü bu skandalın özünde kaptanın lisansından, Bayındırlık Bakanı ve Bakanlığının aymazlığına, limanın sorma gir hanı yapısından, geminin ıskartalığına kadar ne ararsanız vardır.

Tekrar tekrar aynı şeyleri konuşmaya, sormaya, sorgulamaya devam edeceğiz, ediyoruz. Ama sorunların esas kaynağının ne olduğuna dair tespitlerimiz maalesef değişmeyecek.

Maalesef diyorum çünkü sorunların esas kaynağına inme niyetinde olan pek yok: Kıbrıs sorununun devamı ve onun etkisiyle uluslararası hukuktan kopukluk!

Hal böyle olunca, ‘güya’ KKTC’yi tek tanıyan ülke olan Türkiye kurumlarından alınan izin ve lisanslarla devam ediliyor ve onun da sonucunun ne olduğunu bu faciayla görüyoruz!

Maalesef bu hukuk dışı haller devam edecek gibi durmaktadır.

Daha spesifik konuşmam gerekirse, Kıbrıs sorununun kısa orta ya da uzun dönemde çözüleceğine dair herhangi bir olumlu işaret olduğunu göremiyoruz.

Nitekim gelecek hafta New York’a taşınacak olan Kıbrıs sorunu için herhangi bir heyecanımız ya da beklentimiz yoktur.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in gelişi ve gidişi sonrası ‘metazori’ olarak bir araya gelen iki liderin bir arpa boyu yol gitmediğini hepimiz görüyoruz.

Bu hafta yine buluşacak olan liderlerin o toplantısından da bir şey beklemiyoruz. Aksine, artık toplantı filan da istemiyoruz.

Çok mu ağır oldu?

Daha da ağır gidelim o zaman: Bence 2028 Güney Kıbrıs seçimlerine kadar bu iş tamamen dondurulsun, herkes rahat etsin.

Çünkü şu anki Rum lider ağzı ile kuş tutsa, Kıbrıslı Türkleri inandıramaz. Hoş, kendi kamuoyundan da pek destek almadığını görebiliyoruz. 

Dolayısıyla bu işin Hristodulidis döneminde 'olma' ihtimali -eğer bir mucize olmazsa- neredeyse hiç yoktur.

Aynı şekilde, Tufan Erhürman döneminde olma ihtimali de -yine bir mucize olmazsa- neredeyse hiç yoktur.

Doalyısıyla 2028’de yeni bir Rum lider, hatta AKEL’in adayı bile kazansa, Kıbrıs’ta federal bir çözüm için herhangi bir umut etmemize pek gerek yoktur.

Çünkü federal çözümü istemeyen taraf esasen Türkiye’dir ve bu konuda da gayet nettir. Bu tavır değişmediği sürece, çözümle ilgili bir adım atılması mümkün değildir. 

Öte yandan Türkiye'nin dayattığı iki devletli çözüme ise dünyadan karşılık gelmediğine göre, aslında ortada çözüm manasında hayal edeceğimiz pek bir şey yoktur. 

Hatta Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü bir jeo-stratejik malzemeye dönüştüren Türkiye, Kıbrıs adasındaki mevcudiyetini güce dayanan yeni bölgesel hegemonya kurma faaliyetlerinde çok güzel bir oyun alanı haline getirmiştir.

Bu noktada, bütün bu keşmekeş içinde süte sabuna dokunmamakta ısrarcı olan Yunanistan da Türkiye’nin çözüm istemeyen tavrından hiç rahatsız değildir. Onlar için tek önemli nokta Ege’deki dengedir ve bunu da son günlerde bazı gerginlikler baş gösterse de sağlanmış görünmektedir.

Yeri gelmişken, bir diğer garantör İngiltere’nin de Kıbrıs’taki çözümsüz halden herhangi bir sıkıntısı yoktur. Adada iki tane üs ve bir çok başka önceliğe sahip olan İngiltere’nin yüz yıl daha çözüm olmasa umuru değildir.

Papağan gibi aynı şeyleri yazmaktan bıktım ama bu çözümsüz tablodan en çok etkilenen taraf Kıbrıslı Türklerdir. Yok olan, toplum hüviyetini kaybeden, iradesi gasp edilen yine Kıbrıslı Türklerdir.

Makalenin girişinde alıntıladığım üzere, Akıncı’nın yazdığı gibi sorun eğer 2017 Crans Montana’da olumlu bitseydi, belki de bugün böylesi bir gemi kazasını hiç konuşuyor olmazdık.

Eğer öyle olsaydı, muhtemelen alkollü mama skandalı da, dünya basınına konu olduğumuz sahte diploma, tüp bebek skandalları gibi şeyleri de konuşmuyor olurduk.

Peki o çok korkulan mülkiyet davalarını?

Tabii ki hiçbir şekilde konuşmazdık!

Dava yerine çözümle birlikte kurulacak olan mülkiyet komisyonu vasıtasıyla çözülen meseleleri konuşuyor olurduk.

Ama maalesef konuştuğumuz şeyler bunlar değil, yukarıda bahsettiğim talihsiz olaylar!

Daha uzun süre, belki de sonsuza kadar bu çaresizliklerle yaşayacağız gibime geliyor...

Yanılmayı çok isterim...


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları