Evlenmeyeceksek, sevişmeyelim!
Son diyeceğimi ilkten yazarak başlamak istiyorum: Nikos Hristodulidis ile Tufan Erhürman, bundan sonra bırakın Kıbrıs sorununu çözmek için görüşme yapmayı, birbirlerine nezaketen de olsa selam vermeyi dahi bıraksınlar.
Zira bu iki arkadaşın kimyası en basitinden söylemem gerekirse, uymamıştır.
Tufan Erhürman’ın ondan hoşlanmadığını kolaylıkla iddia edebilirim. Sadık Erhürman taraftarları ise zaten nefret ediyor.
Hristodulidis’in onun hakkındaki insani düşüncelerini ölçecek kadar yakınında yer alan birisi olmadığım için bilemem ama o da Erhürman için pek ölüp bitmiyordur.
Dolayısıyla, Hristodulidis’in 2028 Şubat ayında gireceği seçimlere kadar, ikili arasında herhangi bir temas olması, iki toplum ilişkileri açısından tehlikelidir, provokasyonlara açıktır, umutları yerle bir etmekten başka hiç bir işe yaramamaktadır ve bölünmeye hizmet eder.
Nitekim, bu iki beyefendinin son yaşadığı ve yaşattığı New York macerası da tam bir fiyaskodur, faciadır ve karşılıklı suçlama oyunu üretmekten başka hiçbir sonucu yoktur.
Öte yandan New York macerası, Tufan Erhürman açısından facianın da faciası, müthiş bir prestij kaybıdır da, bunu ayrıca detaylandıracağım.
Öncelikle çuvaldızı kendime saplayım: Doğrudur, New York öncesi yazdığım çizdiğim şeyler, giriş paragrafında söylediklerimden farksızıdır. Eğer bir sonuç çıkmayacaksa, boşuna görüşme yapılmasın, zira bu sonuçsuz görüşmeler iki toplumun barış umutlarını bitirme noktasında gelmiştir.
Bu bağlamda New York’ta yeni bir “sonuçsuz” görüşme olmaması benim bu sözlerimle çelişmez ama ortada yeni öneriler varken, en azından bunlar üzerinde bir konuşma yapılmamasını yadırgarım, o ayrı.
Nitekim Tufan Erhürman hocamız, dakika dakika, -bir futbol maçı özeti gibi- neden görüşülmediğini detaylandırmış, biz ölümlü kulların ağızlarını kapatmış, kendisinin ne kadar çözümcü birisi olduğunu ama karşısındaki şeytani düşüncelerin ne olduğunu bircik bircik anlatmıştır.
Erhürman’ın çok müthiş iki özelliği vardır. Bunlardan birincisi, çok şey söyleyerek hiçbir şey söylememek ve buna bağlı olarak ‘sapla samanı’ itinayla karıştırmaktır.
Efendim neymiş?
Guterres, New York öncesi “2’li, 3’lü, 5’li görüşme düşünmüyorum” demiş, dolayısıyla zaten böyle bir durumu hiç yokmuş.
Doğrudur, Guterres, bunu demiştir. Ama bu, “şartlar oluşursa da düşünmeyiz” demek değildir.
Nitekim Hristodulidis, Holguin görüşmesinde üçlü toplantı yapma teklifini iletmiştir. O da bunu Guterres ile istişare edip olurunu aldıktan sonra, durumu Erhürman’a bildirmiştir.
Erhürman da bunu reddetmiştir. Sonra bunu reddettiğini dönüp kendisi de reddetmiş, “ben hiçbir şeyi veto etmedim” demiştir.
Böylece zavallı Maria Holguin’i ateşlere atınca, kadıncağız da dönüp -hem de BM açıklaması üstüne- yeni bir açıklama yapmak zorunda kalmış ve “üçlü görüşme önerisini Kıbrıslı Türk lider gündemine almamıştır” demiştir.
Bu açıklamayla birlikte maalesef “doğruyu söylemediği” anlaşılan Erhürman, geçen günkü basın toplantısında yine reddetmediğini söyleyip, nasıl reddettiğini ise şöyle açıklamıştır!
“Bunlar Genel Sekreter’in davetleri değildi. Sayın Hristodulidis’in görüşme talepleriydi. Ve ben de reddetmedim. Söylediğim şey şu: Önümüzdeki güven yaratıcı önlemlerin iki, üç tanesinde bile uzlaşma ihtimali varsa gelirim. Ama Genel Sekreter’in önünde dönüşümlü başkanlığı güvenlik ve garantilerle eşleştirecek bir ortamsa yaratılmak istenen, ben böyle bir ortamın parçası olmam. Çünkü herkes biliyor ki benim dönüşümlü başkanlıkla ilgili söylediğim şey siyasi eşitlik bağlamındadır ve siyasi eşitlik de metodolojinin birinci maddesidir. Esasa dair konulara giriyormuşuz gibi bir hava yaratılmasına izin vermem. Söylediğim şey bu.”
Aklımızla dalga geçme noktasında yeni bir eşik olan bu açıklamayı siz okuyucuların takdirine bırakmak isterdim ama canınızı sıkmak istemediğimden dolayı konuya ben bakmaya devam ediyorum!
Kendisi, ilgili basın toplantısında Rum liderin “pişmiş aşa su katmak” için ortaya attığı 19 maddelik yeni çözüm önerilerinden hiç bahsetmedi. Hoş, Rum lider ile -garip bir şekilde- Rum basını da bu maddelerin ne olduğunu açıklamadı.
Ancak Erhürman’ın yukarıda alıntıladığım ifadelerine bakacak olursak, Hristodulidis’in önerileri Kıbrıs sorununun unutturulmak istenilen 6 esas maddesine yönelik olduğunu düşünebiliriz.
Çünkü Erhürman diyor ki “Genel Sekreter’in önünde dönüşümlü başkanlığı güvenlik ve garantilerle eşleştirecek bir ortamsa yaratılmak istenen, ben böyle bir ortamın parçası olmam!”
Yani diyor ki ben Kıbrıs sorununun özünü konuşmam! Pardon ama ne konuşacaksın?
Sen metodoloji icat ederek “siyasi eşitlik olmazsa olmaz” diyerek, hatta “dönüşümlü başkanlık olmazsa olmaz” diyerek, Kıbrıs sorununun özlü konusu “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığına gireceksin ama muhatabının buna karşılık hiçbir konuyu gündeme getirmesine izin vermeyeceksin?
Sapla samanı karıştırmak işte tam olarak budur ve böyle bir dünya yoktur!
Bir yandan “görüşme masası” diye bir saçmalık yaratıp, müzakere masasına geçmemek için çeşit türlü taktik ortaya koyacak, (Bu ‘görüşme masası’ işini icat eden Ersin Tatar), öte yandan da esasen müzakere masasının başlığı olan Yönetim ve Güç Paylaşımını masaya atacaksın, sonra da “kabul etmiyorlar” diye siyaset yapacaksın? Karşılığında ne konuşuyorsun?
Geçen yıl Strasbourg’ta katıldığım bir yuvarlak masa toplantısında Kıbrıslı Türk gazetecilerin sorduğu soruya cevap veren Hristodulidis aynen şunu demişti: “Siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlık müzakere masası konusudur, Erhürman bunu masaya getirirse o zaman ben de Güvenlik ve Garantiler konusunu getiririm.”
Görünen o ki, Hristodulidis’in 19 maddelik önerilerinin içinde özlü konular da vardır ve Tufan Erhürman’ın konuşmaktan kaçındığı şey budur. Yani federal çözüm!
Bakınız, Tufan Hoca sıkıştığı zamanlarda hep aynı şeyi söyler: “Seçim döneminde ne dediysem, aynısını yapıyorum.”
Doğrudur, öyle yapıyor. Pasaport konuşuyor, mezarlık konuşuyor, barikat konuşuyor ama garantileri konuşmuyor! Siyasi eşitliği ise bu çorbanın içine federasyon sosu katmak için kullanıyor ama dediğim gibi, bunun mütekabili konuları hiç konuşmuyor! Al-verle ilgili bir adım da yok!
Dediğim gibi, seçim döneminde de hiç konuşmamıştı ve Türkiye bunu konuşana veya ona konuş diyene kadar da asla konuşacak değildir.
Peki Nikos efendi napıyor dersiniz?
Barış havarisi olarak başımıza ariz olduğu yetmezmiş gibi, samimiyet testine dahi tabi tutulmuyor, resmen at koşturuyor! Hatta bu kez durum daha da fenadır çünkü Tatar’ın ne istediğini herkes biliyordu, şimdi bizim ne istediğimizi kimse bilemiyor!
Tam da bu noktada sorun aslında nedir bilir misiniz? Sorun, mandası federasyon olan Genel Sekreterin karşısında gidip, KKTC’nin statüsünün yükseltilmesini gözeten bir takım açılımları “güven yaratma” olarak ambalajlayıp karşı tarafa sunmak, sonra da bunlar doğal olarak reddedilince, yine Genel Sekreteri zora sokmaktan çekinmeyecek bir şekilde “bizimle Genel Sekreter aynı fikirde, ama Hristodulidis çözüme karşıdır” algısını yaratmaktır.
Daha da ileri gidelim: Bu 7 maddelik GYÖ’lerden -yeni barikatlar dışında, Kıbrıs Rum toplumunun günlük hayatına etki edecek bir madde sayabilir misiniz?
Sayamazsınız.
Peki o barikatlarla ilgili maddede, hem Erenköy’de ve Kiracıköy’de geçiş noktaları açılması konusunda Rumların ısrarcı olmasının sebebi nedir? İnsanların millerce süren yolculuklar yerine daha kısa geçiş noktalarından faydalanması, yani günlük hayatlarına dokunuş değil midir?
Sapla saman başka nerede karıştırılıyor biliyor musunuz?
“Biz 7 maddenin, 6 tanesini kabul ettik, onlar hiçbirini kabul etmedi” diyerek! Esas maddeye ret ama tali konulara evet!
Özlü müzakereye hayır; GYÖ’lerde Rumlara yarayacak olan maddeye hayır; üçlü görüşmeye hayır! Çünkü “GYÖ’ler üzerinde uzlaşı yoksa, konuşmaya da gerek yokmuş!”
Müzakere ne için yapılır? Yol bulup, anlaşmak için. Siz en baştan, “anlaşmayacaksak, görüşmeyelim” demekle neyi istiyorsunuz, pardon?
Gazeteci Harun Denizkan, bu yeni metodu “evlenmeyeceksek, sevişmeyelim” diye tanımlamış. Ben çok beğendim. Dünya müzakere tarihine geçer diye düşünüyorum!
O yüzden hocam, size tapan, sizi tanrı katına koyan çok güzel bir kitleniz var, hamdolsun.
Olup biteni onlara anlatmaya devam edin, onlar da benim gibi “çıkıntılık” yapan kişilere “Hristodulidis’in avukatı” filan desin, bir şekil geçinip gideriz bence.
Ancak sizin kitleniz dışında burada yaşayan hatırı sayılır bir başka kitlenin bu ‘masallara’ karnı çoktan beri toktur.
Çok samimi söylüyorum, seçildiğinizin iki gün sonrası Brüksel’de AB Komisyonu toplantılarına katılmıştım ve oradaki basın odasında resmen “Tufan” vardı!
Çünkü seçimi kazanmanız çok büyük bir “şans” olarak algılanmış ve sizi göklere çıkarmışlardı.
Ancak aradan geçen 11 ayın sonunda, önce tali yola sokulan Kıbrıs sorunu, New York faciası sonrası oradan da şarampole yuvarlanmış ve monobadilere (patika) düşmüş durumdadır. Buna çok üzülüyorum.
Bu işin, bu saatten sonra, sizin ve şu anki muhatabınızın döneminde tekrardan rayına dönmesi imkansız gibi bir şeydir.
O yüzden siz en iyisi 2028 Şubat’ına kadar keyfinize bakın, Kıbrıs sorunuyla uğraşmayın. Nikos da seçimine yoğunlaşsın, gitsin ELAM’la filan koklaşsın!
Ha siz bu boşluktan sıkılırsanız, ben gelip sizi oyalarım!
Tavla, satranç, pokerize, ne isterseniz bende var, sizi hiç sıkmam!
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.