Anlam fazlalığı çağı: her şeyin yorumu var, hakikati yok

Yayın Tarihi: 30/01/26 07:50
okuma süresi: 4 dak.

Bugün bir cümle kurulduğu anda peşinden onlarca yorum geliyor. Bir olay yaşanıyor, hemen anlamlandırılıyor. Herkesin söyleyecek bir sözü, ekleyecek bir yorumu, yapıştıracak bir etiketi var. Bu bolluk ilk bakışta zenginlik gibi görünüyor. Oysa çoğu zaman yaşanan şey bir anlam fazlalığıdır. Anlam çoğaldıkça derinlik azalır; yorum arttıkça hakikate temas zorlaşır.

Bu çağda sorun anlamın yokluğu değil, fazlalığıdır. Her şey hemen açıklanır, hızla sınıflandırılır, kolayca tüketilir. Bir şeyin ne olduğu anlaşılmadan, ne anlama geldiği söylenir. İnsanlar yaşadıklarını sindirmeden yorumlar. Bu yüzden deneyim ile anlam arasındaki bağ kopar. Anlam, yaşantının içinden doğmaz; üzerine yapıştırılır.

Yorum yapmak insana hâkimiyet hissi verir. “Bunu anladım” demek, belirsizliği azaltır. Belirsizlik ise rahatsız edicidir. Bu nedenle insan, henüz olgunlaşmamış duygularını bile hızla adlandırmak ister. Oysa bazı şeyler hemen anlaşılmak istemez. Bekler, demlenir, zaman ister. Hakikat de böyledir. Aceleye gelmez.

Pozitif olan şudur: Anlam fazlalığı çağında bile hakikate yaklaşmak mümkündür. Bunun yolu, yorumu azaltmaktan değil; yorumla yaşantı arasındaki mesafeyi kapatmaktan geçer. İnsan, yaşadığı şeyi hemen açıklamak yerine önce hissettiğinde, anlam daha sahici bir yerden doğar. Sessizlik burada bir eksiklik değil, bir hazırlık hâlidir.

Bu çağda her şeyin yorumu vardır ama bu, hakikatin olmadığı anlamına gelmez. Hakikat çoğu zaman gürültüden çekilir. Kendini geri çeker. Bağırmaz. İnsanın durmasını bekler. Duran insan için hâlâ görünürdür. Hızlananlar içinse bulanıklaşır.

Anlam fazlalığı, insanı yormaya başlar. Çünkü her şey hakkında bir fikre sahip olmak, zihni sürekli açık tutmayı gerektirir. Bu da içsel bir yorgunluk üretir. Hakikat ise dinlendiricidir. Azdır, nettir, sadeleştirir. İnsan hakikate yaklaştıkça daha az konuşur ama daha sağlam durur.

Bugün çoğu insan yaşamak yerine yorumlamayı seçiyor. Çünkü yorumlamak daha güvenlidir. Yaşamak ise kırılganlık içerir. Yanılma, şaşırma, eksik kalma ihtimali vardır. Ama tam da bu ihtimaller, hakikatin kapısını aralar. Hakikat, kusursuz cümlelerde değil; eksik deneyimlerde kendini gösterir.

Anlam fazlalığı çağında yapılabilecek en olumlu şeylerden biri, her şeye hemen bir anlam yüklememektir. Bazı olayları açık bırakmak, bazı soruları cevapsız taşımak, bazı duyguları adlandırmadan yaşamak… Bu, zihinsel bir geri çekilme değil; bilinçli bir derinleşmedir.

Hakikat, yorumların toplamı değildir. O, insanın yaşadıklarıyla kurduğu dürüst ilişkide ortaya çıkar. Bu ilişki zaman ister, sabır ister, cesaret ister. Ama mümkündür. Hâlâ mümkündür.

Belki de bu çağda yapılacak en yapıcı hareket şudur: Yorumu biraz azaltmak, dikkati biraz yavaşlatmak ve yaşantıya biraz daha yer açmak. Çünkü anlam, fazlalıkta değil; temas ettiğimiz yerde doğar. Hakikat de hâlâ oradadır, beklemektedir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.