NE VAR BU DAVRANIŞTA

Uzm. Gelişim Psikoloğu Nisan ERKAN
nisan.erkan@kibrispostasi.com
Uzm. Gelişim Psikoloğu Nisan ERKAN

Çocukların sıkılmasına izin vermek neden bu kadar zor?

Yayın Tarihi: 25/06/26 07:40
okuma süresi: 6 dak.

Yaz tatili başladığında birçok evde benzer bir cümle duyulur "Anneee-Babaaa, canım sıkılıyor."

Bu cümle duyulduğu anda çoğu ebeveynin zihni hızla çalışmaya başlar. Bir etkinlik mi bulsak? Bir kursa mı göndersek? Yaz okuluna mı yazdırsak? Bir oyun mu önersek? Ya da en kolayı, telefonu/tableti mi versek?

Aslında bu telaş oldukça anlaşılır. Çünkü uzun yıllardır iyi ebeveynlik ile çocuğun zamanını verimli geçirmek arasında güçlü bir bağ kuruyoruz. Çocuğun canı sıkılıyorsa yeterince eğlenmiyor, yeterince meşgul değil ya da bizim bir şeyleri eksik yaptığımız anlamına geliyor gibi hissedebiliyoruz.

Oysa çocuk gelişimi açısından baktığımızda can sıkıntısı her zaman ortadan kaldırılması gereken bir durum değildir. Hatta çocukluk döneminin doğal ve gerekli deneyimlerinden biri olduğunu söylemek mümkündür...

Bir çocuk sıkıldığında aslında yalnızca sıkılmaz. Aynı zamanda ne yapacağını düşünmeye başlar. Zamanını nasıl değerlendireceğini, kendini nasıl oyalayacağını, eğlenceyi nasıl yaratacağını keşfetmeye çalışır. Bu süreç ilk birkaç dakika boyunca huzursuz görünebilir. Ancak çoğu zaman o huzursuzluğun ardından yeni bir fikir gelir. Bir karton kutu uzay gemisine dönüşür, yastıklar bir kale halini alır, oyuncaklar hiç kimsenin bilmediği bir hikâyenin kahramanı olur ve çocuk kendi kurallarını koyduğu yepyeni bir oyun icat eder.

Yetişkin gözüyle bakıldığında sıradan görünen bu anlar aslında oldukça değerlidir. Çünkü çocuk yalnızca oyun oynamıyordur; hayal kuruyor, problem çözüyor, deneme yanılma yapıyor ve kendi başına bir şeyler üretebileceğini deneyimliyordur.

Belki de bu nedenle çoğumuz çocukluğumuzdan kalan oyunları hâlâ hatırlarız. Çünkü o oyunların büyük kısmı planlanmış etkinliklerden değil, can sıkıntısından doğmuş keşiflerden oluşuyordu. Mahallede geçirilen uzun yaz akşamları, evde bulunan birkaç eşya ile kurulan oyunlar ya da arkadaşlarla aniden ortaya çıkan fikirler bugün hâlâ hafızamızda yer tutuyor.

Bugünün çocukları ise çok farklı bir dünyanın içinde büyüyor.

Can sıkıntısı hissedildiği anda ulaşılabilecek sayısız seçenek var. Telefonlar, tabletler, videolar, oyunlar ve sürekli yeni uyaranlar sunan ekranlar birkaç saniye içinde devreye girebiliyor. Üstelik bu durum yalnızca çocuklara özgü değil. Birçoğumuz birkaç dakika sıra beklediğimizde bile telefonumuza uzanıyoruz. Boş kalmaya, beklemeye ve zihnimizin kendi başına dolaşmasına eskisi kadar alışık değiliz.

Oysa zihnin zaman zaman yavaşlamaya ihtiyacı vardır. Hayal kurarken, pencereden dışarı bakarken, görünürde hiçbir şey yapmıyormuş gibi duran anlarda zihnimiz aslında çalışmaya devam eder. Yeni fikirler, yaratıcı çözümler ve bazen kişinin kendisiyle ilgili farkındalıkları tam da bu boşluklarda ortaya çıkabilir.

KKTC bağlamında düşündüğümüzde bu konunun ayrı bir önemi olduğunu düşünüyorum. Küçük bir toplum yapısına sahip olmanın avantajlarından biri, çocukların hâlâ komşularıyla karşılaşabilmesi, sokakta oyun kurabilmesi ve akran ilişkilerini daha doğal şekillerde sürdürebilmesidir. Birçok ülkede giderek azalan bu fırsatlar aslında çocuk gelişimi açısından oldukça kıymetlidir.

Ancak burada da son yıllarda ekranların çocukların boş zamanlarının büyük bir bölümünü doldurmaya başladığını görüyoruz. Bunun yanında bazı aileler çocuklarının her anını planlamanın iyi ebeveynliğin bir göstergesi olduğunu düşünebiliyor. Yaz okulları, kurslar, spor aktiviteleri ve çeşitli etkinlikler elbette çocukların gelişimine katkı sağlayabilir, ancak her boşluğu doldurmak her zaman aynı etkiyi yaratmayabilir çünkü çocukların gelişimsel ihtiyaçlarından biri de kendi zamanlarını yönetmeyi öğrenmeleridir.

Sürekli yönlendirilen çocuklar zamanla ne yapacaklarına başkalarının karar vermesine alışabilirler. Eğlenmek için dışarıdan bir fikir bekleyebilir, kendi oyunlarını kurma konusunda daha az fırsat bulabilirler. Bunun uzun vadeli yansıması yalnızca çocukluk döneminde değil, yetişkinlikte de görülebilir. Sürekli meşgul olmaya alışan insanlar bazen dinlenirken bile huzursuz hissedebilirler. Boş zaman geçirmek yerine sürekli bir şeyler yapmaları gerekiyormuş gibi düşünebilirler.

Belki de bu yüzden çocukların zaman zaman sıkılmasına alan açmak düşündüğümüzden daha değerlidir. Bu, onları kendi hâllerine bırakmak ya da ihtiyaçlarını görmezden gelmek anlamına gelmez. Tam tersine, onların kendi çözümlerini geliştirebilecekleri küçük boşluklar yaratma fırsatı tanımaktır.

Bir sonraki "Canım sıkılıyor" cümlesini duyduğunuzda hemen bir çözüm üretmek zorunda hissetmeyebilirsiniz. Belki birkaç dakika beklemek yeterlidir. Belki de o birkaç dakika sonra çocuğunuz çoktan yeni bir oyun bulmuş, bir hikaye yazmaya başlamış ya da kendi dünyasında bir maceraya çıkmıştır. Çünkü gelişim her zaman planlanmış etkinliklerin içinde gerçekleşmez.

Bazen en değerli öğrenmeler, çocuğun ne yapacağını kimsenin söylemediği o sessiz anlarda ortaya çıkar.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.