“Türkiye bu coğrafyada geçici bir aktör değildir. Türkiye bu coğrafyanın kendisidir”

Yayın Tarihi: 22/09/26 07:30
okuma süresi: 6 dak.

Doğu Akdeniz’de Tehlikeli Sular: Türkiye’siz Bir Güvenlik Denklemi Mümkün mü?

Doğu Akdeniz artık yalnızca enerji kaynaklarının, deniz yetki alanlarının veya Kıbrıs meselesinin tartışıldığı bir coğrafya değildir.

Bugün Doğu Akdeniz; enerji yollarının, savunma anlaşmalarının, yeni ittifakların ve küresel güç rekabetinin kesiştiği stratejik bir merkeze dönüşmüştür.

Tam da bu nedenle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin son yıllarda izlediği dış politika dikkatle okunmalıdır.

Rum yönetimi; Yunanistan, İsrail, Mısır ve farklı küresel aktörlerle geliştirdiği ilişkiler üzerinden kendisine yeni bir güvenlik alanı oluşturmaya çalışıyor. Yunanistan’ın İsrail ile savunma iş birliğini çok daha ileri bir noktaya taşıması, Güney Kıbrıs’ın bu eksendeki konumunu güçlendirme arayışı ve bölgede giderek artan askerî hareketlilik yeni bir stratejik tablo ortaya çıkarıyor.

Elbette her devletin iş birliği ve ittifak geliştirmesi doğaldır.

Asıl soru şudur:

Bu iş birlikleri bölgesel barışı güçlendirmek için mi kuruluyor, yoksa Türkiye’yi çevrelemek ve Doğu Akdeniz denkleminden dışlamak için mi?

Çünkü ikinci seçenek üzerine kurulacak her strateji daha başlangıçta ciddi bir gerçeklik sorunuyla karşı karşıyadır.

Türkiye’siz Doğu Akdeniz denklemi kurulamaz

Türkiye; Doğu Akdeniz’in en uzun kıyılarından birine sahip, NATO üyesi, güçlü askerî kapasitesi bulunan, enerji koridorlarının merkezinde yer alan ve Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ile Türk dünyasını birbirine bağlayan bölgesel bir güçtür.

Dolayısıyla Türkiye’yi dışlamayı amaçlayan bir Doğu Akdeniz mimarisi sürdürülebilir değildir.

Haritayı değiştiremezsiniz.

Coğrafyayı yok sayamazsınız.

Ve coğrafyanın ortaya çıkardığı jeopolitik gerçekleri ittifaklarla ortadan kaldıramazsınız.

Bugün bölgede oluşturulmaya çalışılan her yeni güvenlik mimarisinin önünde bu gerçek durmaktadır.

Türkiye bu coğrafyada geçici bir aktör değildir.

Türkiye bu coğrafyanın kendisidir.

Kıbrıs Türk halkını yok sayan denklem de yaşayamaz

Meselenin ikinci boyutu Kıbrıs’tır.

Rum tarafının uzun yıllardır yaptığı temel stratejik hata, Kıbrıs Türk halkını adanın eşit siyasi sahibi olarak görmek yerine çözülmesi gereken bir azınlık meselesi gibi değerlendirmesidir.

Oysa adada iki halk, iki demokrasi ve iki ayrı yönetim gerçeği vardır.

Kıbrıs Türk halkının güvenliğini, egemenlik iradesini ve Türkiye ile tarihsel bağlarını yok sayarak kurulacak hiçbir bölgesel denklem kalıcı olamaz.

Kıbrıs Türkü bu adanın misafiri değildir.

Bu toprakların ortağıdır.

Doğu Akdeniz’de kurulacak yeni düzende de masanın dışında değil, masanın asli unsurlarından biri olmak zorundadır.

İttifak başka, kuşatma siyaseti başkadır

Güney Kıbrıs’ın başka ülkelerle ekonomik, enerji veya savunma ilişkileri geliştirmesine karşı çıkmak doğru değildir.

Ancak bu ilişkilerin temel motivasyonu Türkiye karşıtlığına dönüştüğü anda mesele iş birliği olmaktan çıkar.

Bir güvenlik ikilemi başlar.

Bir taraf silahlanır.

Diğeri buna cevap verir.

Yeni ittifaklar kurulur.

Karşı ittifaklar ortaya çıkar.

Sonuçta herkes daha fazla güvenlik harcaması yaparken hiç kimse kendisini daha güvende hissetmez.

Doğu Akdeniz’in ihtiyacı yeni cepheler değil, yeni iş birliği alanlarıdır.

Değişen dünyayı doğru okumalıyız

Dünya artık tek merkezli değil.

ABD, Avrupa Birliği, Çin, Rusya, Hindistan ve yükselen bölgesel güçlerin aynı anda etkili olduğu çok kutuplu bir döneme giriyoruz.

Türkiye de bu yeni dönemin önemli aktörlerinden biridir.

Savunma sanayisinden enerji koridorlarına, Karadeniz’den Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Türk dünyasına kadar geniş bir coğrafyada etkisini artırmaktadır.

Bu nedenle Güney Kıbrıs’ın önünde aslında iki yol vardır.

Birincisi;

Türkiye’yi tehdit olarak görüp sürekli yeni ittifaklarla dengelemeye çalışmak.

İkincisi ise;

bölgenin gerçeklerini kabul ederek Türkiye ve Kıbrıs Türk halkıyla karşılıklı çıkar ve güvenlik temelinde yeni bir ilişki kurmak.

Birinci yol gerilim üretir.

İkinci yol ise refah yaratabilir.

Doğu Akdeniz bir çatışma değil refah havzası olabilir

Ben Doğu Akdeniz’in geleceğinin silahlanmada değil, iş birliğinde olduğuna inanıyorum.

Enerji…

Turizm…

Ticaret…

Limanlar…

Dijital altyapı…

Deniz taşımacılığı…

Üniversiteler…

Çevre…

Bütün bunlar bölge ülkelerini birbirine bağlayabilecek alanlardır.

Türkiye, KKTC, Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail ve Mısır’ın içinde bulunduğu geniş bir ekonomik iş birliği vizyonu düşünüldüğünde Doğu Akdeniz dünyanın en önemli refah havzalarından birine dönüşebilir.

Fakat bunun ilk şartı birbirimizi yok saymayı bırakmaktır.

Coğrafya en büyük gerçektir

İttifaklar değişir.

Hükümetler değişir.

Uluslararası dengeler değişir.

Ama coğrafya değişmez.

Doğu Akdeniz’de kalıcı barış isteyen herkes bu basit gerçeği kabul etmek zorundadır.

Türkiye’yi dışlayan bir Doğu Akdeniz kurulamaz.

Kıbrıs Türk halkını yok sayan bir Kıbrıs düzeni yaşayamaz.

Ve karşılıklı tehdit algıları üzerine kurulan hiçbir güvenlik mimarisi gerçek anlamda güvenlik üretemez.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni cepheler değil, yeni bir bölgesel akıldır.

Çünkü Doğu Akdeniz’in geleceğini silahların menzili değil;

diplomasinin menzili belirlemelidir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.