Kıbrıs Türkü bu adada parantez değil, tarihin öznesidir
BM kürsüsünde “çözüm” deyip Kıbrıs Türk halkının iradesini görmezden gelmek çözüm değildir. Eşitlik, karşındakine hangi geleceği kabul edeceğini söylemekle değil; onun iradesine saygı göstermekle başlar.
Bir tarafta Birleşmiş Milletler kürsüsünden çözüm, müzakere ve uluslararası hukuk mesajları…
Diğer tarafta Kıbrıs Türk halkının spordan kültüre, yerel yönetimlerden uluslararası temaslara kadar dünyayla kurduğu bağların önüne çıkarılan engeller…
Bugün sorgulanması gereken temel çelişki tam da budur.
Rum lider Nikos Hristodulidis, 23 Eylül’de BM Genel Kurulu kürsüsüne çıktı. Konuşmasında Türkiye’yi 1974 üzerinden ağır biçimde suçladı; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir gün önceki konuşmasına doğrudan cevap vererek Türkiye’nin Kıbrıs politikasını “en üst düzeyde ikiyüzlülük” olarak nitelendirdi. Dahası, iki bölgeli iki toplumlu federasyon modelini kapsamlı çözüm için “tek zemin” olarak sundu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bu çerçevede müzakerelere yeşil ışık yakması çağrısında bulundu.
Tam da burada sorulması gereken bir soru var:
PEKİ KIBRIS TÜRK HALKININ İRADESİ NEREDE?
Birleşmiş Milletler kürsüsünden demokrasi, hukuk, eşitlik ve insan haklarından söz ederken Kıbrıs Türk halkının geleceği konusunda ortaya koyduğu siyasi iradeyi yok sayabilir misiniz?
Bir halk adına hangi çözümün kabul edilebilir olduğuna tek taraflı karar verebilir misiniz?
Kıbrıs Türk halkının geleceği, başka bir tarafın onun adına yazacağı siyasi senaryoya indirgenemez.
Çünkü çözüm, bir tarafın diğer tarafa çizdiği sınırlar içinde yaşamayı kabul etmesi değildir.
Çözüm, iki tarafın kabul edebileceği ortak bir gelecek oluşturabilmesidir.
ERDOĞAN’A “İKİYÜZLÜLÜK” SUÇLAMASI ÇÖZÜM DİLİ DEĞİLDİR
Hristodulidis’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik kullandığı ağır ifade de ayrıca değerlendirilmelidir.
Elbette tarafların tarih ve uluslararası hukuk konusunda birbirinden tamamen farklı tezleri vardır. Rum tarafının 1974’e ve Türkiye’nin adadaki varlığına ilişkin görüşleri bilinmektedir.
Ancak bir taraftan müzakere çağrısı yaparken diğer taraftan Türkiye Cumhurbaşkanı’nı BM kürsüsünden “en üst düzeyde ikiyüzlülük” ile suçlamak, kullanılan diplomatik dil bakımından ciddi bir gerilim yaratmaktadır. Bu ifadenin gerçekten müzakere ortamına ve karşılıklı güvene ne katkı sağladığı sorgulanmalıdır.
Üstelik aynı konuşmada “politikacılar sözleriyle değil eylemleriyle değerlendirilir” mesajını veren Hristodulidis’e, aynı ölçüyü kendi siyaseti açısından da sormak gerekir.
O halde sözlerden eylemlere bakalım.
Kıbrıs Türk halkının uluslararası temaslarına yönelik itirazlar…
Spor ve kültür organizasyonları üzerinden yaşanan tartışmalar…
Kıbrıs Türk tarafının uluslararası görünürlüğüne karşı gösterilen siyasi reaksiyonlar…
Lefkoşa Türk Belediye Başkanı’nın unvanı üzerinden dahi yaşanan tartışmalar…
Bunlar güveni büyütüyor mu, küçültüyor mu?
EŞİTLİK SÖZLE DEĞİL, DAVRANIŞLA SINANIR
Barış yalnızca BM kürsüsünde söylenen kelimelerle ölçülmez.
Barış sahadaki davranışlarla sınanır.
Çözüm diyorsanız karşınızdakinin varlığını kabul edeceksiniz.
Eşitlik diyorsanız onun iradesini küçümsemeyeceksiniz.
Güven diyorsanız insanların birbirleriyle ve dünyayla kurdukları temasların önüne duvar örmeyeceksiniz.
Bir halkın sesini kısıp sonra o halka “gelin birlikte yaşayalım” diyemezsiniz.
Çünkü bir halkı dünyadan uzaklaştırarak o halkla yakınlaşamazsınız.
Bir halkın sesini kısarak ortak gelecek inşa edemezsiniz.
KIBRIS TÜRKÜ AZINLIK DEĞİLDİR
Asıl mesele budur.
Kıbrıs Türk halkı bu adanın tarihinin, kültürünün ve siyasal gerçekliğinin asli unsurlarından biridir.
Kıbrıs Türk halkının kendi kimliği, demokratik iradesi, kurumları ve siyasi talepleri vardır.
Bizim talebimiz başka bir halkın hakkının azaltılması değildir.
Biz kendi hakkımızın eksiltilmemesini istiyoruz.
Biz kimsenin dünyadan koparılmasını istemiyoruz.
Biz dünyadan koparılmayı kabul etmiyoruz.
Kimsenin sesinin kısılmasını istemiyoruz.
Bizim sesimizin kısılmasını da kabul etmiyoruz.
Kimsenin kimliğinin yok sayılmasını istemiyoruz.
Kendi kimliğimizin yok sayılmasını da kabul etmiyoruz.
ERDOĞAN’IN BM KÜRSÜSÜNDEN VERDİĞİ DESTEK ÖNEMLİDİR
Tam da böyle bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulu kürsüsünden Kıbrıs Türklerinin hakları ve Kıbrıs meselesi konusundaki Türkiye’nin tezlerini uluslararası kamuoyuna taşıması, Türk tarafının diplomatik pozisyonu açısından önem taşımaktadır.
Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Kıbrıs Türk halkının sesini ve Türk tarafının tezlerini dünyanın en önemli diplomasi kürsüsünde yeniden gündeme taşıdığı için teşekkür etmek gerekir.
Bu teşekkür, yalnızca siyasi bir nezaket değildir.
Kıbrıs Türk halkının uluslararası görünürlüğünün tartışıldığı bir dönemde, sesinin uluslararası platformlarda duyurulmasına verilen desteğin teslim edilmesidir.
BİZİ YOK SAYARAK BİZİMLE GELECEK KURAMAZSINIZ
Sayın Hristodulidis’e sorulması gereken soru açıktır:
Kıbrıs Türk halkının uluslararası temaslarından rahatsız olan siyasi girişimler devam ederken hangi güven ortamından söz edeceğiz?
Kıbrıs Türk halkının kendi geleceği konusunda ortaya koyduğu iradeyi kabul etmeden hangi eşitlikten bahsedeceğiz?
Türkiye Cumhurbaşkanı’na BM kürsüsünden ağır suçlamalar yöneltirken hangi müzakere iklimini oluşturacağız?
Barış, yalnızca kendi tezini anlatmak değildir.
Barış, karşındakinin de bir tezi, bir iradesi ve bir halk olduğunu kabul edebilmektir.
Kıbrıs’ın geleceği için çözüm aranacaksa yapılması gereken bellidir:
Birbirimizi susturmak yerine konuşmak.
Birbirimizi dünyadan koparmak yerine temas kanallarını genişletmek.
Birbirimizin varlığını küçültmek yerine karşılıklı haklara saygı göstermek.
Ve en önemlisi:
Kıbrıs Türk halkının geleceği hakkında Kıbrıs Türk halkını yok sayarak karar vermeye çalışmamak.
KIBRIS TÜRKÜNÜN SESİNİ KISARAK BARIŞIN SESİNİ YÜKSELTEMEZSİNİZ
Kıbrıs Türk halkı bu adada bir parantez değildir.
Bir dipnot değildir.
Geçici bir gerçeklik değildir.
KIBRIS TÜRKÜ BU ADADA TARİHİN ÖZNESİDİR
Biz bu adada misafir değiliz.
Görmezden gelinecek bir halk hiç değiliz.
Kıbrıs Türk halkı dün vardı.
Bugün vardır.
Yarın da kendi kimliği, iradesi ve haklarıyla var olacaktır.
Ve BM kürsülerinden hangi cümle kurulursa kurulsun, değişmeyecek gerçek şudur:
KIBRIS TÜRKÜNÜ YOK SAYAN, ÇÖZÜMÜN KENDİSİNİ YOK SAYAR
Çünkü Kıbrıs Türk halkının olmadığı bir çözüm değil; Kıbrıs Türk halkının iradesinin olduğu bir gelecek mümkündür.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.