BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

KKTC alarm veriyor: İklim krizi kapımızda, hazır mıyız?

Yayın Tarihi: 03/07/26 07:30
okuma süresi: 10 dak.
A- A A+

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Avrupa'yı etkisi altına alan aşırı sıcak hava dalgaları, artık yalnızca bir meteoroloji haberi değil; halk sağlığından yerel yönetimlere, ekonomiden toplumsal dayanıklılığa kadar uzanan, çok boyutlu bir iklim uyarısıdır. Peki KKTC bu yeni döneme gerçekten hazır mı?

"Tabiat, bazen sessizce uyarır, bazen ise yüksek sesle alarm verir. Asıl soru: bu alarmı duyup duymadığımızdır."

Avrupa'nın birçok ülkesinde günlerdir etkisini artıran aşırı sıcak hava dalgaları, artık yalnızca meteorolojik bir olay olarak değerlendirilmiyor. Bilim dünyası bu gelişmeleri iklim değişikliğinin günlük yaşam üzerindeki en somut ve en görünür sonuçlarından biri olarak görüyor. Son yıllarda giderek sıklaşan uzun süreli sıcak hava dalgaları, sağlık sistemlerinden enerji altyapısına, tarımdan su kaynaklarına, turizmden ekonomiye kadar hayatın hemen her alanını etkiliyor. Bugün artık tartışılması gereken konu yalnızca termometrelerin gösterdiği değerler değil; insanın, toplumun ve devletlerin bu yeni iklim düzenine ne kadar hazır olduğudur.

Akdeniz havzasının önemli bir parçası olan Kıbrıs Adası da bu değişimin merkezinde bulunuyor. Yaz mevsimlerinin daha uzun sürmesi, gecelerin bile serinlememesi, nem oranındaki artış ve sıcaklıkların yaşam kalitesini zorlayacak düzeylere ulaşması, bunun sıradan bir yaz mevsimi sorunu olmadığını bize gösteriyor. Bu gelişmeler artık halk sağlığını, sosyal yaşamı ve kamu yönetimini doğrudan ilgilendiren, stratejik bir güvenlik meselesidir de aynı zamanda.

Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesi, sıcak hava dalgalarını doğal afet kapsamına alırken, erken uyarı sistemleri kuruyor, belediyeler serinleme merkezleri açıyor, yalnız yaşayan yaşlıları düzenli ziyaret ediyor, evde bakım hizmetlerini artırıyor ve sağlık ekiplerini önceden hazırlıyor. Çünkü artık biliyoruz ki sıcak hava dalgaları, yalnızca güneş altında çalışanları değil, evlerinden çıkamayan yaşlıları, kronik hastaları, engellileri, çocukları ve ekonomik imkânları sınırlı aileleri de ciddi biçimde etkiliyor.

KKTC açısından bakıldığında ise, sıcak hava dalgalarının yalnızca çevresel değil, sosyal ve yönetsel boyutlarının da yeterince gündeme gelmediği görülmektedir. İklim değişikliğinin etkileri konuşulurken, çoğu zaman yalnızca hava sıcaklıkları ele alınıyor. Oysa asıl mesele, sıcaklığın insan psikolojisi, sağlık sistemi, belediye hizmetleri, enerji yönetimi, su politikaları ve sosyal dayanışma üzerindeki etkileridir de aynı zamanda.

Bu tablo, yalnızca iktidar sorumluluğu üzerinden okunabilecek dar bir çerçeveye sıkıştırılamaz. İklim krizi gibi hayati bir konuda, muhalefet partilerinin de yeterli düzeyde bütüncül, sürdürülebilir ve baskılayıcı bir politika dili geliştiremediği görülmektedir. Eleştirinin yalnızca anlık siyasi tepkiler üzerinden yürütülmesi, uzun vadeli iklim uyum politikalarının toplumsal gündemin merkezine taşınmasını geciktirmektedir. Oysa demokratik sistemlerde muhalefetin görevi yalnızca eleştirmek değil, aynı zamanda krizlere karşı alternatif yol haritalarını da sürekli ve ısrarcı biçimde kamuoyuna sunmaktır.

İklim krizinin etkileri yalnızca raporlarda, bilimsel verilerde ya da uzman uyarılarında değil, karar alma sorumluluğu taşıyan yöneticilerin günlük pratiklerinde de karşılık bulmalıdır. Klimalı ofislerde, lüks ve konfor alanlarında alınan kararların sokakta çalışan emekçiyi, evde bakıma muhtaç yaşlıyı, enerji yoksunluğu yaşayan haneleri ve kırılgan grupları ne ölçüde kapsadığı da artık daha açık bir şekilde sorgulanmalıdır. Yerel yönetimler ve merkezi idare, iklim krizini teorik bir başlık olarak değil, doğrudan sahada hissedilen bir kamu yönetimi sorunu olarak ele almalı ve buna uygun hızlı, erişilebilir ve adil çözümler üretmelidir.

Özellikle evlerinde yalnız yaşayan yaşlılar, kronik hastalar ve bakıma muhtaç bireyler için, sıcak hava dalgaları görünmeyen bir risk oluşturmaktadır. Birçok kişi klimaya erişememekte veya enerji maliyetleri nedeniyle yeterince kullanamamaktadır. İklim adaleti tam da burada başlamaktadır. Çünkü aşırı sıcaklar herkesi etkilese de, herkes aynı imkânlarla korunamamaktadır.

Sıcak hava yalnızca bedeni değil, zihni de etkiler. Bilimsel çalışmalar, uzun süreli aşırı sıcakların dikkat dağınıklığını artırdığını, öfke kontrolünü zorlaştırdığını, uyku kalitesini düşürdüğünü ve stres düzeyini yükselttiğini ortaya koymaktadır. Bunun sonucu olarak trafik kazalarında, iş kazalarında, aile içi gerilimlerde ve duygusal yıpranmada artış yaşanabilmektedir. İklim değişikliği artık sadece çevrenin değil, insanın zihinsel, duygusal ve sosyal dayanıklılığının da sınandığı yeni bir dönemi ifade etmektedir.

KKTC'nin bu süreci yalnızca yaz aylarının geçici bir sorunu olarak değerlendirmemesi gerekiyor. Yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasında güçlü bir koordinasyon kurulmalı; mahalle bazlı risk haritaları hazırlanmalı, yalnız yaşayan yaşlılar düzenli olarak ziyaret edilmeli, evde bakım hizmetleri güçlendirilmeli, mobil sağlık ekipleri sıcak günlerde daha aktif çalışmalı, serinleme alanları oluşturulmalı ve toplum sürekli bilgilendirilmelidir.

Okullar, hastaneler, huzurevleri, kamu kurumları ve çalışma hayatı da bu yeni iklim gerçekliğine göre yeniden planlanmalıdır. Açık alanda çalışan işçiler için çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi, gölgelik alanların artırılması, ücretsiz içme suyu noktalarının yaygınlaştırılması ve sıcak hava eylem planlarının hazırlanması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

İklim değişikliği aynı zamanda bir yerel yönetim sınavıdır. Belediyelerin yalnızca altyapı hizmeti veren kurumlar olmaktan çıkarak, afetlere hazırlıklı, sosyal destek kapasitesi yüksek ve toplum sağlığını önceleyen kurumlara dönüşmesi gerekmektedir. Dünyanın birçok kentinde uygulanan "serinleme merkezleri", mobil sağlık ekipleri, yaşlı takip sistemleri ve dijital erken uyarı uygulamaları, KKTC için de örnek alınabilecek önemli modellerdir.

Diğer taraftan, iklim konusu yalnızca çevre politikalarıyla sınırlı değildir. Kıbrıs Adası'nın ortak çevresel sorunları, ortak çözümler üretilebilecek en güçlü alanlardan biri olabilir. Su yönetimi, orman yangınlarıyla mücadele, biyolojik çeşitliliğin korunması, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve iklim uyum projeleri gibi konularda geliştirilecek teknik iş birlikleri, yalnızca çevrenin korunmasına değil, adada güven artırıcı adımların güçlenmesine de katkı sağlayacaktır.

Anlayacağınız, doğa, insanların çizdiği sınırları tanımaz; iklim değişikliği de öyledir. Bu nedenle çevre diplomasisi, geleceğin en önemli ortak çalışma alanlarından biri olmaya adaydır.

Bugün dünyada iklim krizine hazırlanan toplumlar yarının ekonomik ve sosyal krizlerini de daha kolay yönetebileceklerdir. Hazırlıksız yakalanan toplumlar ise yalnızca sıcak hava dalgalarıyla değil, su kıtlığı, enerji baskısı, tarımsal kayıplar ve sağlık sorunlarıyla da mücadele etmek zorunda kalacaktır.

KKTC'nin artık iklim değişikliğini yalnızca çevrecilerin konuştuğu bir konu olmaktan çıkarıp ulusal bir gelecek vizyonunun parçası hâline getirmesi gerekmektedir. Üniversiteler, belediyeler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve bilim insanları ortak akıl etrafında buluşarak, uzun vadeli iklim uyum politikaları geliştirmelidir. Çünkü iklim değişikliği seçim dönemlerini değil, gelecek kuşakların yaşamını etkilemektedir.

Bugün gazetelerin manşetlerinde sıkça gördüğümüz "Sıcaklıklar daha da artacak" uyarısı yalnızca hava durumunu anlatmıyor. Aslında geleceğin nasıl şekilleneceğine ilişkin güçlü bir mesaj da veriyor. Bu mesajı doğru okuyabilen toplumlar riskleri azaltacak, okuyamayanlar ise her geçen yıl daha ağır sonuçlarla karşılaşacaktır.

İklim krizinin en sert yüzü, sadece sıcaklık rekorlarında değil, gündelik hayatın görünmez kırılmalarında da ortaya çıkmaktadır. Bir yaşlının susuz kalması, bir işçinin aşırı sıcakta bayılması, bir çocuğun uyuyamayan geceleri ya da bir ailenin artan enerji faturası… Tüm bunlar aslında aynı tablonun farklı parçalarıdır. Bu nedenle iklim mücadelesi, yalnızca çevresel bir politika değil; doğrudan insan hayatını koruma sorumluluğudur.

Unutulmamalıdır ki en güçlü toplumlar, kriz yaşandığında değil, kriz gelmeden önce hazırlık yapan toplumlardır. İklim değişikliği artık geleceğin değil, bugünün gerçeğidir. Bugün atılacak her doğru adım, yarının daha güvenli, daha sağlıklı ve daha dirençli KKTC'sini inşa edecektir. Çünkü doğanın verdiği uyarılar ertelenebilir; fakat sonuçları asla ertelenemez.

Mert MAPOLAR, C.Ht.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.