BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

Kıbrıs'ta görünmeyen savaş!

Yayın Tarihi: 24/07/26 07:30
okuma süresi: 17 dak.

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bir tarafta barış müzakereleri sürerken, diğer tarafta savaşın bilinçaltındaki etkileri nesilden nesile aktarılmaya devam ediyor. Bu görünmeyen süreç, Kıbrıs'ta kalıcı barışın en kritik fakat en çok ihmal edilen boyutlarından biridir.

Bazı savaşlar ateşkesle sona erer. Bazıları ise silahlar sustuktan sonra görünmez biçimde yaşamaya devam eder. Haritalar değişebilir, sınırlar yeniden çizilebilir, diplomatik masalar yeniden kurulabilir; ancak savaşın insanın bilinçaltında bıraktığı izler, çoğu zaman resmi anlaşmalardan çok daha uzun ömürlü olur. O izler ailelerin sessizliklerinde, çocuk yetiştirme biçimlerinde, kimlik algılarında, tehdit değerlendirmelerinde, güven duygusunda ve geleceğe bakışlarında yaşamaya devam eder. İşte Kıbrıs sorununun belki de bugüne kadar en fazla ihmal edilen, ancak çözüm açısından en stratejik boyutlarından biri aslında tam da burada yatmaktadır.

Yaklaşık yarım asırdır Kıbrıs sorunu siyasi, hukuki, güvenlik, mülkiyet ve yönetim modelleri üzerinden tartışılmaktadır. Sayısız müzakere gerçekleştirilmiş, güven artırıcı önlemler geliştirilmiş, teknik komiteler kurulmuş ve uluslararası girişimler hayata geçirilmiştir. Buna rağmen kalıcı bir çözüme ulaşılamamıştır. Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme getirmektedir: Acaba bugüne kadar çözümün en önemli halkalarından biri hep gözden mi kaçırıldı?

Son yıllarda, hem uluslararası bilimsel literatürde yayımlanan çalışmalar hem de bilinçaltı davranış bilimleri alanındaki araştırmalar, değerlendirmeler ve gözlemlerimiz, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıs Rumları bağlamında, bu soruya yeni bir perspektiften bakmayı zorunlu kılmaktadır. Çalışmalar, 1974'ün yalnızca o dönemi yaşayan bireyleri değil, onların çocuklarını ve torunlarını da etkileyen uzun vadeli sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Aile anlatıları, eğitim sistemleri, toplumsal hafıza, göç deneyimleri, kayıp yakınlarının yaşadığı belirsizlikler ve uzun yıllar konuşulamayan acılar, yalnızca geçmişin hatıraları değildir; aynı zamanda yeni nesillerin bilinçaltını şekillendiren görünmez miraslarıdır.

Bugün Kıbrıs'ta, siyasi çözüm için yürütülen süreç ile savaşın nesilden nesile aktarılan görünmeyen etkileri aynı anda ilerlemektedir. İşte Kıbrıs sorununun en kritik paradoksu da budur. Bir tarafta, barışı inşa etmeye çalışan diplomatik süreçler devam ederken, diğer tarafta, savaşın bilinçaltındaki izleri hiçbir sistematik müdahale olmaksızın, yeni kuşaklara aktarılmayı sürdürmektedir. Bir süreç geleceği inşa etmeye çalışırken, diğer süreç fark edilmeden geçmişi geleceğe taşımaktadır.

Bu nedenle artık savaşın kuşaklararası etkileri yalnızca bilimsel ilginin konusu olarak görülemez. Bu mesele doğrudan doğruya Kıbrıs müzakere sürecinin stratejik bir parçası olarak ele alınmalıdır.

Bugün hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıs Rumları üzerinde yürütülen tüm çalışmalar, farklı toplumsal deneyimlerden yola çıksalar da, ortak bir gerçeğe işaret etmektedir. Araştırmalar savaşın bıraktığı görünmez yüklerin ikinci ve üçüncü kuşaklarda çeşitli biçimlerde yaşamaya devam ettiğini göstermektedir. Bir tarafta savaşın ve yerinden edilmenin toplumsal hafızası, eğitim sistemi ve aile anlatılarıyla canlı tutulurken, diğer tarafta benzer biçimde savaşın aile yapıları, kaygı düzeyleri, güven ilişkileri ve davranış kalıpları üzerindeki uzun vadeli etkileri, bilimsel bulgularla doğrulanmaktadır.

Bu noktada dikkat çekici olan, iki toplumun yaşadığı tarihsel deneyimlerin farklı olmasına rağmen, bilinçaltının işleyiş mekanizmalarının benzer özellikler göstermesidir.

İşte bütün bu araştırmaların işaret ettiği ortak gerçek tam da budur: Acılar farklı olabilir; ancak bilinçaltının acıyı işleme biçimi açısından insan doğası ortaktır.

İnsan büyük sarsıntıları yalnızca hatırlamaz. Onları davranış biçimlerine dönüştürür. Kimi zaman aşırı korumacı ebeveynlik olarak... Kimi zaman yüksek tehdit algısı olarak... Kimi zaman sürekli tetikte olma hâli olarak... Kimi zaman ise hiç konuşulmayan sessizlikler olarak...

İşte tam da bu nedenle savaş yalnızca cephede yaşanmaz.

Savaş bazen çocuk yetiştirme biçimlerinde de devam eder.

Bazen, aile içindeki suskunluklarda.

Bazen, hiç gidilmemiş köylere duyulan özlemde.

Ve bazen de, hiç yaşanmamış bir korkunun, gelecek nesiller tarafından gerçekmiş gibi hissedilmesinde...

Bilim dünyasında son yirmi yılda, tarihsel ve toplumsal travmaların kuşaklararası aktarımı üzerine yürütülen çalışmalar önemli ölçüde artmıştır. Holokost'tan Bosna-Hersek'e, Ruanda'dan Kuzey İrlanda'ya, Güney Afrika'dan Latin Amerika'ya kadar birçok çatışma bölgesinde yapılan araştırmalar benzer sonuçlar ortaya koymaktadır. Büyük toplumsal kırılmalar yalnızca doğrudan mağdurları değil, sonraki kuşakların güven duygusunu, kimlik oluşumunu, toplumsal ilişkilerini ve geleceğe bakışını da etkileyebilmektedir. Özellikle bilinçaltı süreçlerine odaklanan çalışmalar, travmatik yaşam deneyimlerinin yalnızca hatırlanan olaylar olarak değil, aile içi iletişim biçimleri, öğrenilmiş davranış kalıpları, tehdit algısı, güven ilişkileri ve karar verme eğilimleri aracılığıyla da sonraki kuşaklara aktarılabildiğine işaret etmektedir. Günümüzde çevresel öğrenme süreçleri, aile içi iletişim kalıpları, kültürel aktarım mekanizmaları ve biyolojik düzeyde yürütülen araştırmalar bu etkinin birbirini tamamlayan çok katmanlı mekanizmalar üzerinden gerçekleştiğini göstermektedir.

Bilinçaltı ve davranış bilimleri alanındaki çalışmalarım ve bu alanda yürüttüğüm değerlendirmeler de bilimsel literatürde ortaya konulan tüm bu bulgularla büyük ölçüde örtüşmektedir. Uzun yıllara yayılan gözlem ve analizler, savaşların yalnızca yaşandıkları dönemi değil, aile içi iletişim biçimlerini, güven algısını, karar verme süreçlerini ve toplumsal davranış kalıplarını da etkileyerek görünmez bir miras oluşturabildiğini göstermektedir. Bu nedenle Kıbrıs meselesine, yalnızca siyasi veya tarihsel bir sorun olarak değil, aynı zamanda nesiller boyunca şekillenen, bilinçaltı dinamiklerini de içeren, çok katmanlı bir toplumsal süreç olarak bakılması artık bir tercih değil, bilimsel verilerin işaret ettiği kaçınılmaz bir gerçekliktir.

İşte tam da bu noktada, uluslararası bilimsel literatürün ortaya koyduğu bulgular ışığında, Kıbrıs'a yeniden bakıldığında, bugüne kadar yeterince üzerinde durulmayan önemli bir gerçek dimdik karşımızda durmaktadır.

Kıbrıs sorununun bugüne kadarki çözüm mimarisi, büyük ölçüde siyasi kurumlar üzerine inşa edilmiştir; oysa toplumların davranışlarını belirleyen görünmeyen bilinçaltı dinamikleri, aynı ölçüde ele alınmamıştır.

Elbette bugüne kadar yürütülen müzakere süreçleri, güven artırıcı önlemler ve iki toplumlu teknik işbirlikleri son derece değerlidir. Ancak aynı dönemde, savaşın kuşaklar boyunca aktarılan etkilerine yönelik iki toplumlu disiplinlerarası bilimsel mekanizmaların oluşturulamamış olması, çözüm mimarisindeki en önemli eksik halkalardan biri olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu değerlendirmeler herhangi bir kurumu ya da siyasi aktörü suçlamak amacı taşımamaktadır. Tam tersine, çözüm sürecini tamamlayacak yeni bir stratejik boyuta dikkat çekmektedir.

Çünkü bugüne kadar büyük ölçüde siyasi kurumlar güçlendirilmeye çalışılırken, toplumların görünmeyen davranış dinamiklerini anlamaya yönelik ortak bilimsel kapasite yeterince geliştirilememiştir.

Bugün Kıbrıs'ta, ne kuzeyde ne de güneyde yaşayan hiçbir çocuk 1974'ü doğrudan yaşamamıştır. Ancak adanın her iki tarafındaki birçok çocuk, farklı tarihsel deneyimlerden beslenen, fakat benzer biçimde ailelerinde kuşaktan kuşağa aktarılan görünmez yüklerle büyümektedir. Kuzeyde savaşın, göçün ve yerinden edilmenin bıraktığı izler, aile anlatıları ve gündelik yaşam üzerinden, yeni nesillere taşınırken, güneyde de kayıpların, zorunlu göçün, eğitim sistemiyle canlı tutulan toplumsal hafızanın ve uzun yıllar konuşulamayan acıların etkileri, çocukların dünyayı algılama biçimini şekillendirmeye devam etmektedir. Bu iki gerçek arasındaki ortak payda Kıbrıs'ın geleceğini belirleyecek kadar önemli ve stratejiktir. İşte tam da bu noktada, yeni bir paradigma değişimine ihtiyaç vardır. Kıbrıs artık yalnızca siyasi çözümü değil, aynı zamanda toplumsal iyileşmenin bilimsel altyapısını da konuşmalıdır.

Önümüzdeki günlerde Birleşmiş Milletler yetkililerinin yeniden adaya gelecek olması bu açıdan önemli bir fırsat sunmaktadır. Belki de ilk kez müzakere gündemine, yeni bir stratejik başlık eklenmelidir:

"Kuşaklararası savaş etkilerinin azaltılması ve iki toplumlu toplumsal iyileşme stratejisi."

Bu yaklaşımın Birleşmiş Milletler bünyesinde, uluslararası bir politika çerçevesi olarak değerlendirilmesi ve çalışma başlığı olarak "United Nations Framework for Reducing the Intergenerational Impacts of War and Building Bicommunal Societal Healing in Cyprus". (Birleşmiş Milletler Kıbrıs'ta Kuşaklararası Savaş Etkilerinin Azaltılması ve İki Toplumlu Toplumsal İyileşmenin Güçlendirilmesi Çerçevesi) Adıyla, Kıbrıs'ta bilim temelli yeni bir güven inşa sürecinin geliştirilmesi önemli olacaktır.

Bu yazıda ortaya koyduğum "Kuşaklararası savaş etkilerinin azaltılması ve iki toplumlu toplumsal iyileşme stratejisi" yaklaşımı, bilinçaltı davranış bilimcisi olarak uzun yıllardır sürdürdüğüm araştırmalar, analizler ve danışmanlık deneyimlerim ile araştırmacı ve stratejik analist perspektifim doğrultusunda geliştirdiğim değerlendirmelerdir. Uluslararası bilimsel literatürle bütünleştirilmesi sonucunda şekillenen bir Kıbrıs politikası önerisidir. Temel amacı, Kıbrıs'ta bugüne kadar ağırlıklı olarak siyasi ve diplomatik eksende yürütülen çözüm arayışlarına insan davranışlarının görünmeyen dinamiklerini de dikkate alan, bilimsel temelli ve insan odaklı yeni bir stratejik perspektif kazandırmaktır. Bu çerçevede sunulan öneriler, mevcut müzakere başlıklarının tekrarı değil; uluslararası bilimsel literatür ile Kıbrıs'ın kendine özgü toplumsal dinamiklerini bütünleştiren stratejik bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir.

Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler gözetiminde bağımsız, iki toplumlu ve disiplinlerarası bir “Bilim Kurulu” oluşturulması değerlendirilmelidir. Bu kurul, yalnızca akademik unvanlarıyla değil, bilinçaltı davranış bilimleri, eğitim, çocuk gelişimi, sosyal politika, sağlık, kültürel hafıza, toplum çalışmaları ve çatışma çözümü alanlarında bilgi, deneyim ve uluslararası düzeyde kabul görmüş bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan alanındaki uzman kişilerden oluşmalıdır. Kurulun oluşturulmasında, siyasi yakınlıklar veya kurumsal temsillerden ziyade, liyakat, bilimsel yetkinlik, uluslararası saygınlık ve disiplinlerarası çalışma kapasitesi temel ölçütler olarak benimsenmelidir. Böyle bir yaklaşım, kurulun hem iki toplum nezdindeki güvenilirliğini hem de uluslararası platformlardaki bilimsel meşruiyetini güçlendirecektir.

Kurulun temel amacı, geçmişi yeniden tartışmak değil, geçmişin gelecek üzerindeki etkilerini bilimsel yöntemlerle anlamak ve bu etkileri azaltacak ortak politikalar geliştirmek olmalıdır. Bu doğrultuda, iki toplum arasında bilimsel iş birliğini kurumsallaştıracak ve kalıcı güven inşasına katkı sağlayacak, şu somut adımlar değerlendirilebilir:

İki toplumlu uzun dönemli bilimsel araştırmalar yürütülebilir.

Ortak veri tabanları oluşturulabilir.

Kuşaklararası aktarım mekanizmaları karşılaştırmalı olarak incelenebilir.

Öğretmen eğitim programları geliştirilebilir.

Gençlere yönelik ortak dayanıklılık projeleri hazırlanabilir.

Aile iletişimini güçlendiren çalışmalar yapılabilir.

Ortak hafıza merkezleri kurulabilir.

Yerinden edilme deneyimleri bilimsel olarak belgelenebilir.

Empati temelli eğitim materyalleri hazırlanabilir.

Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler destekli ortak araştırma fonları oluşturulabilir.

Bu çalışmalar yalnızca Kıbrıs için değil, çatışma yaşamış diğer toplumlar için de örnek oluşturabilecek yeni bir uluslararası model geliştirebilir.

Çünkü çözüm yalnızca siyasi belge üretmek değildir.

Çözüm, insan davranışlarının yönünü değiştirebilmektir.

Davranışlar ise yalnızca bilgiyle değişmez.

Onları yönlendiren görünmeyen bilinçaltı süreçlerinin de dönüşmesi gerekir.

Belki de Kıbrıs tarihinde gerçek dönüm noktası, yeni bir siyasi anlaşmanın imzalandığı gün değil; iki toplumun ilk kez savaşın bilinçaltındaki ortak mirasını birlikte bilimsel olarak araştırmaya başladığı gün olacaktır.

Çünkü kalıcı barış yalnızca sınırların değişmesiyle değil, güven duygusunun yeniden inşa edilmesiyle mümkündür.

Yalnızca kurumların uzlaşmasıyla değil, nesiller boyunca aktarılan görünmez yüklerin hafiflemesiyle mümkündür.

Yalnızca liderlerin el sıkışmasıyla değil, toplumların geleceğe aynı umutla bakabilmesiyle mümkündür.

Kıbrıs'ın geleceği yalnızca müzakere masalarında değil, bugün yetişen çocukların bilinçaltında da şekillenmektedir.

Bu nedenle artık zaman kaybetme lüksü kalmamıştır.

Bugün atılacak bilimsel adımlar yalnızca bugünün siyasetini değil, henüz doğmamış nesillerin birlikte yaşama kültürünü de şekillendirecektir.

Belki de bugüne kadar çözümün anahtarı yanlış kapılarda aranmadı; ancak en önemli kapılardan biri yeterince açılmadı.

Şimdi o kapıyı açmanın zamanı gelmiştir.

Belki de artık asıl üzerinde durulması gereken vizyon tam da budur: Kıbrıs yalnızca çözülemeyen bir siyasi sorun olarak değil, bilimin rehberliğinde, toplumsal iyileşme ve kuşaklararası güven inşasında, dünyaya örnek olabilecek bir barış laboratuvarına dönüşebileceğidir. Bunun yolu ise savaşın görünmeyen mirasını görmezden gelmekten değil, onu birlikte anlamaktan ve birlikte dönüştürmekten geçmektedir. Gerçek barış, silahların sustuğu gün değil; bilinçaltında nesilden nesile aktarılan savaşın da sona ermeye başladığı gün gerçek anlamını bulacaktır.

Bugün Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum liderliklerinin önünde, geçmişte denenmiş çözüm başlıklarını tekrarlamanın ötesine geçen yeni bir fırsat bulunmaktadır. Bu fırsat, bilimin rehberliğinde insan davranışlarının görünmeyen dinamiklerini de çözüm mimarisinin ayrılmaz bir parçası hâline getirebilmektir. Kıbrıs'ta kuşaklararası savaş etkilerinin azaltılmasına ve iki toplumlu toplumsal iyileşmenin güçlendirilmesine yönelik ortak bilimsel bir mekanizmanın oluşturulması, yalnızca adadaki güven ortamını desteklemekle kalmayacak, aynı zamanda dünyanın uzun süreli çatışma yaşamış diğer bölgeleri için de bir örnek teşkil edebilecektir. Ve böylece yeni bir barış modeli geliştirilmesine de katkı sağlayacaktır. Belki de bundan sonraki en önemli adım, savaşın bıraktığı görünmeyen mirası birlikte araştırmaya cesaret etmektir. Çünkü geleceğin barışı, yalnızca siyasi iradeyle değil, bilimsel akıl, ortak vicdan ve nesiller boyunca taşınan görünmeyen yükleri birlikte dönüştürme kararlılığıyla inşa edilecektir.

Artık o ihmal edilen kapıyı birlikte açma zamanı gelmiştir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.