BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

Bu gemiye neden binmedim? Milletvekilliği tekliflerini neden kabul etmedim?

Yayın Tarihi: 26/06/26 07:50
okuma süresi: 12 dak.

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bir ülkenin geleceği yalnızca seçimlerle değil, seçimlerin ortaya çıkardığı zihniyetle şekillenir. Bir ülkenin kaderini belirleyen yalnızca meclis binaları değil, o meclisi dolduran insanların bilgi düzeyi, karakter gücü, çözüm üretme kapasitesi, vizyonu ve ülkeye karşı taşıdığı sorumluluk bilincidir. İşte tam da bu nedenle, son dönemde çeşitli siyasi partiler tarafından, tarafıma yapılan milletvekilliği adaylık tekliflerini değerlendirirken, meseleye kişisel bir kariyer fırsatı olarak değil, ülkenin içinde bulunduğu genel tablo açısından bakmayı tercih ettim.

Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yalnızca ekonomik sorunlarla mücadele eden bir ülke değildir. Aynı zamanda yönetim krizi, vizyon krizi, liyakat krizi, kurumsallaşma krizi, güven krizi ve gelecek krizi yaşayan bir ülkedir. Daha da önemlisi, ülke tarihinin en kritik dönemlerinden birine doğru ilerlerken, özellikle Kıbrıs meselesiyle ilgili, ortaya çıkan yeni uluslararası girişimler ve yeni çözüm senaryoları karşısında, siyasi yapının ortaya koyduğu hazırlık düzeyi ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Son günlerde yeniden gündeme gelen ve çeşitli uluslararası çevrelerde tartışıldığı öne sürülen yeni çözüm modelleri, toprak düzenlemeleri, siyasi eşitlik tartışmaları, güvenlik başlıkları, doğrudan ticaret, doğrudan temas ve doğrudan uçuş gibi konular, önümüzdeki dönemin sıradan bir dönem olmayacağını da açıkça göstermektedir.

Böylesine hayati bir dönemde bir ülkenin en büyük ihtiyacı, popüler insanlar değil, sorunları okuyabilen, analiz edebilen, öngörebilen ve çözüm üretebilen insanlardır.

Ancak üzülerek görüyorum ki, siyasi yapıların önemli bir kısmında, halen çözüm üretme kapasitesi olan, insanları sisteme kazandırma anlayışından çok, oy potansiyeli yüksek, tanınırlığı fazla veya seçim matematiğine katkı sağlayabilecek isimleri, ön plana çıkarma yaklaşımı hâkimdir. Oysa popüler olmak ile ülke yönetebilmek aynı şey değildir. İyi bir insan olmak ile ülkenin kronikleşmiş sorunlarını çözebilmek de aynı şey değildir. Toplumun sevdiği bir kişi olmak değerli olabilir; fakat devlet yönetmek, ekonomik krizleri çözmek, kurumsal reform yapmak, uluslararası müzakereleri yönetmek ve geleceği inşa etmek çok daha farklı yetkinlikler gerektirir.

Bugün yaşadığımız temel sorunlardan biri de budur. Siyaset, uzun yıllardır ülkeye ne katabileceği sorgulanan insanlardan çok, seçime ne katabileceği hesaplanan insanlara yönelmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da meclis, zaman zaman ülkenin ihtiyaç duyduğu çözüm merkezi olmaktan çıkıp, sorunların konuşulduğu ancak çözümlerin üretilemediği alana dönüşmektedir.

Bir ülkede sorunların sürekli konuşulup çözümlerin sürekli ertelenmesi, aslında çözüm üretme kapasitesinin zayıfladığının en açık göstergesidir.

KKTC’de yıllardır gündeme bakıldığında tablo nettir: Ekonomi, eğitim, sağlık, trafik, nüfus politikaları, kamu reformu, enerji, çevre, gençlerin göçü, devlet yönetimi ve Kıbrıs meselesi sürekli tartışılmaktadır. Ancak bu sorunların önemli bir kısmı çözülmek bir yana, zaman içinde daha da büyüyerek kronikleşmektedir.

Bu durum yalnızca teknik bir yönetim sorunu değildir. Aynı zamanda psikososyal bir sorundur. Çünkü toplum uzun süre çözümsüzlük yaşadığında, kolektif umut duygusunu kaybetmeye başlar. İnsanlar zamanla sorunların çözülebileceğine olan inançlarını yitirirler. Yerine alışılmış çaresizlik duygusu yerleşir. Bu durum bireylerde motivasyon kaybına, gençlerde gelecek kaygısına, toplumda ise siyasal güvensizliğe dönüşür.

Bir toplumun en büyük yoksulluğu ekonomik değil, geleceğe olan inancını kaybetmesidir.

Bugün toplumun önemli bir kısmında gözlenen duygu tam olarak budur. İnsanlar artık hangi partinin ne söylediğinden çok, söylediklerini yapıp yapamayacağına bakmaktadır. Çünkü siyasette verilen sözlerle yaşanan gerçeklik arasındaki mesafe giderek büyümüştür.

Bu noktada siyasi partilerin kendi iç yapılarına da bakmak gerekmektedir. Çünkü bir ülkenin yönetim kalitesi, büyük ölçüde siyasi partilerin yönetim kalitesinin bir yansımasıdır. Eğer partiler kendi içlerinde liyakati kuramıyorlarsa, kurumsal aklı oluşturamıyorlarsa, farklı görüşleri ortak hedefler etrafında birleştiremiyorlarsa, uzun vadeli planlama yapamıyorlarsa ve nitelikli insanları sistem içerisinde etkin şekilde değerlendiremiyorlarsa, ülke yönetiminde farklı sonuçlar üretmeleri de oldukça zorlaşmaktadır.

Liyakatın olmadığı yerde sadakat ödüllendirilir. Sadakatin ödüllendirildiği yerde ise başarı değil, vasatlık büyür.

Ne yazık ki uzun yıllardır ülkenin birçok alanında görülen temel problemlerden biri budur. Liyakat yerine yakınlıkların, bilgi yerine ilişkilerin, üretkenlik yerine görünürlüğün, çözüm yerine söylemlerin ön plana çıkması ülkenin yönetim kapasitesini her yönden zayıflatmaktadır.

Son günlerde seçim sistemleri ve karma oy üzerine yapılan tartışmalar da aslında bu yapısal sorunun başka bir yansımasını ortaya koymaktadır. Mecliste bulunan önemli sayıda kişinin çeşitli siyasi hesaplaşmalar, karşılıklı destek mekanizmaları veya sistemin ürettiği farklı sonuçlar üzerinden seçildiği yönündeki tartışmalar, toplumun temsil kalitesi konusundaki kaygılarını daha da fazla artırmaktadır.

Burada sorulması gereken asıl soru şudur:

Amaç gerçekten ülkenin en nitelikli insanlarını meclise taşımak mıdır, yoksa seçim kazanabilecek insanları meclise taşımak mı?

Bu iki soru arasındaki fark aslında ülkenin geleceğini belirlemektedir.

Önümüzdeki dönemin bir başka kritik boyutu ise Kıbrıs meselesidir. Son günlerde ortaya çıkan yeni çözüm tartışmaları, olası toprak düzenlemeleri, güvenlik modelleri, siyasi eşitlik tartışmaları, Avrupa Birliği boyutu, enerji denklemleri ve Doğu Akdeniz'deki gelişmeler dikkate alındığında, Kıbrıs konusunda önümüzde son derece hassas bir sürecin bulunabileceği de görülmektedir.

Böylesine kritik bir dönemde ülkenin ihtiyaç duyduğu şey sloganlar değil, stratejik akıldır. Duygusal refleksler değil, uzun vadeli devlet perspektifidir. Günü kurtaran siyaset değil, geleceği planlayan devlet adamlığıdır.

Ne var ki, mevcut siyasi yapıya bakıldığında, birçok partinin halen kısa vadeli hesaplarla hareket ettiği, ülkenin önündeki büyük stratejik meseleleri yeterince derinlikli tartışamadığı görülmektedir.

Bir ülkenin kaderini belirleyecek süreçlere girerken, pusulası olmayan gemilerle yol alınamaz.

İşte tam da bu nedenle tarafıma yapılan milletvekilliği adaylık tekliflerine sıcak yaklaşmadım.

Bu kararın nedeni herhangi bir siyasi partiye karşı kişisel bir tavır değildir. Tam tersine, mesele ülkenin geleceğiyle ilgili duyulan sorumluluk duygusudur.

Bir siyasi yapının içerisinde yer almak için önce o yapının hangi hedefe yürüdüğünü görmek gerekir. Hangi sorunları nasıl çözeceğini bilmek gerekir. Hangi kadrolarla, hangi planla, hangi vizyonla hareket ettiğini görmek gerekir. Halkın önüne hangi geleceği koyduğunu anlamak gerekir.

Bugün ise birçok siyasi yapıda bu soruların net cevaplarını görmekte zorlanıyorum.

Yönü belli olmayan bir yolculuğa çıkmak cesaret değil, belirsizliğe teslim olmaktır.

Bu nedenle kendi adıma, hem halka hem de kendime karşı dürüst davranmayı tercih ettim. Güven duymadığım, yönünü net göremediğim ve çözüm üretme kapasitesine yeterince inanmadığım yapılarda, yalnızca bir makam elde etmek amacıyla yer almanın ne bana ne de ülkeye bir fayda sağlamayacağını düşünüyorum.

Ancak bu karar sonsuza kadar verilmiş bir karar değildir.

Siyasi partiler gerçekten kendilerini aşabilirlerse, liyakati merkeze koyabilirlerse, çözüm odaklı kadrolar oluşturabilirlerse, kolektif aklı inşa edebilirlerse, halka güven verebilirlerse, ülkenin kronik sorunları için somut yol haritaları ortaya koyup bunu sadece söylemle değil, uygulamalarıyla gösterebilirlerse, o zaman yapılacak değerlendirmeler de doğal olarak farklı olacaktır.

Çünkü mesele makam değildir.

Mesele ülkenin geleceğidir.

Çünkü mesele bir seçim değildir.

Mesele gelecek nesillere nasıl bir ülke bırakılacağıdır.

Çünkü mesele meclise girmek değildir.

Mesele meclisin ülkeye ne kadar çözüm üretebildiğidir.

Bugün KKTC'nin ihtiyacı daha fazla slogan değil, daha fazla akıldır. Daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla ortak akıldır. Daha fazla popülizm değil, daha fazla liyakattir. Daha fazla günü kurtarma çabası değil, daha fazla gelecek kurmaktır.

Bu ülkenin ciddi sorunları vardır.

Ama aynı zamanda bu sorunları çözebilecek insanları da vardır.

Asıl mesele, bu insanları vitrinlerde değil, karar mekanizmalarında görebilmektir.

Asıl mesele, siyasetin popüler isimler arayan bir yapı olmaktan çıkıp çözüm üreten kadrolar oluşturan bir yapıya dönüşebilmesidir.

Ve asıl mesele, ülkenin geleceğini belirleyecek bu kritik dönemde, cesaretin yalnızca konuşmak değil; doğruyu görmek, doğruyu söylemek ve doğruyu yapabilmek olduğunu da hatırlayabilmektir.

Benim milletvekilliği adaylık tekliflerini kabul etmeyişimin temel nedeni budur. Çünkü inanıyorum ki bu ülkenin asıl ihtiyacı makamların el değiştirmesi değil, zihniyetlerin değişmesidir. Zihniyet değişmeden kişiler değişse de sonuç değişmeyecek; sorunlar farklı isimler altında yeniden üretilmeye devam edecektir. Bu ülkenin ihtiyacı yeni yüzlerden önce yeni bir anlayış, yeni bir devlet ciddiyeti, yeni bir liyakat kültürü ve yeni bir gelecek vizyonudur. Sorunları konuşmak yerine çözmeye odaklanan, günü kurtarmak yerine geleceği inşa etmeyi hedefleyen, çıkar ilişkilerinden değil, ülke menfaatlerinden beslenen bir siyasal anlayışın ortaya çıkması gerekmektedir. Bu olmadığı sürece, yaşanacak her şeyin yeni bir zaman kaybından öteye geçmeyeceğini düşünüyorum. Bu nedenle bugün bu gemiye binmedim. Ancak yarın rotası belli, pusulası sağlam, hedefi net, liyakati esas alan ve halka güven veren bir siyasi irade ortaya çıkarsa, ülkemin geleceği için sorumluluk almaktan ve katkı koymaktan da hiçbir zaman geri durmayacağım.

Gerçek ayrım da tam olarak burada başlar.

Sorun üretenler kalabalıkla oyalanır, çözüm üretenler liyakatle yol alır; biri görünürlükle yetinir, diğeri sessizce kalıcılığı inşa eder.

Mert MAPOLAR, C.Ht.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.