BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

Gündem sürekli değişirken, Kıbrıs'ta kim kazanıyor?

Yayın Tarihi: 07/08/26 07:40
okuma süresi: 11 dak.

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

"Bir toplumun geleceğini, yalnızca konuştuğu konular değil, konuşmayı bıraktığı meseleler de belirler."

KKTC'de son günlerde, kamuoyuna yansıyan gelişmeler yan yana getirildiğinde, birbirinden tamamen bağımsız gibi görünen olayların aslında aynı büyük tablonun farklı parçalarını oluşturduğu görülmektedir. Bir tarafta Kıbrıs meselesinde uluslararası diplomasi yeniden hız kazanırken, diğer tarafta yasa dışı bahis, kara para aklama iddiaları, organize suç ağları, aşırı lüks yaşam biçimlerinin yaygınlaşması, uyuşturucu sorununa ilişkin tartışmalar ve toplumda giderek büyüyen güven bunalımı dikkat çekmektedir. Bütün bu gelişmeler yalnızca güvenlik veya ekonomi açısından değil, ülkenin geleceğini belirleyecek zihinsel ve toplumsal yönelimler bakımından da değerlendirilmesi gereken önemli işaretler vermektedir.

Son dönemde Güney Kıbrıs Rum yönetiminin de olası yeni müzakere sürecine yönelik yoğun teknik hazırlık yaptığı, anayasal çalışmalar yürüttüğü, uluslararası aktörlerle koordinasyonunu artırdığı ve uzun vadeli diplomatik hazırlık sürecini güçlendirdiği yönünde kamuoyuna yansıyan açıklamalar bulunmaktadır. Buna karşılık, Kuzey Kıbrıs Türk tarafında aynı yoğunlukta ve görünürlükte hazırlık yapılıp yapılmadığı konusunda, kamuoyunun yeterli bilgiye sahip olmadığı da görülmektedir.

Bir müzakere masası kurulmadan önce hazırlık masası kurulur. Hazırlık yapılmayan masalarda ise çoğu zaman başkalarının hazırladığı gündem konuşulur.

Toplumların geleceğini yalnızca sonuçlar değil, sonuçlara hazırlanma biçimleri de belirler. Diplomasi görünmeyen ayrıntılar üzerinde yükselir. Teknik ekipler, hukukçular, ekonomi uzmanları, anayasal çalışmalar ve uluslararası temaslar, zaman zaman kamuoyunun dikkatinden uzak yürütülse de, toplum hazırlığın varlığını hissedebilmek ister, çünkü belirsizlik arttıkça güven de azalmaya devam eder.

Tam da böyle bir dönemde, kamuoyunun dikkatini başka alanlara çeken gelişmeler de peş peşe yaşanmaktadır.

Son dönemlerde, Türkiye'de gerçekleştirilen ve uzantıları KKTC'ye de dayanan yasa dışı bahis operasyonlarında, ortaya çıkan milyarlarca liralık para trafiği, çok sayıda ilde yürütülen soruşturmalar ve paranın farklı ülkelere aktarıldığı yönündeki iddialar, yalnızca adli olaylar olarak değerlendirilmemelidir. Organize suçların ulaştığı ekonomik büyüklük, artık devletlerin mali güvenliği kadar siyasal ve toplumsal güvenliği açısından da önemli riskler oluşturmaktadır.

Bazı soruşturmalarda hesap hareketlerinin yüz milyonlarca liraya ulaşması, düşük gelirli kişilerin hesaplarının kullanıldığı iddiaları, uluslararası para transferleri, kripto varlıklar üzerinden oluşturulan finansal ağlar ve Kuzey Kıbrıs'ın da dahil olduğu farklı ülkelerle kurulduğu ileri sürülen bağlantılar oldukça ciddidir. Tüm bu yaşananlar, organize suç yapılarının teknolojiyi kullanma kapasitesinin ulaştığı boyutu da göstermektedir.

Uluslararası dolandırıcılık iddialarıyla bağlantılı çok sayıda kişinin Kuzey Kıbrıs'ta faaliyet gösterdiği yönündeki haberler ve iddialar da kamuoyunda geniş yankı uyandırmaktadır. Bu haberlerin yarattığı algının bile ülkenin uluslararası itibarı üzerinde etkileri olabileceği de asla göz ardı edilmemelidir.

Algılar bazen gerçeklerden daha hızlı hareket eder. Eğer güçlü bir şeffaflık mekanizması kurulamazsa, söylentiler bilgi boşluğunu doldurur.

Bugün kamuoyunda en fazla konuşulan başlıklardan biri de KKTC'de son yıllarda dikkat çeken lüks yaşam görüntüleridir.

Aşırı pahalı araçlar...

Lüks villalar...

Kaynağı sorgulanmayan büyük servetler...

Hızlı sermaye hareketleri...

Vatandaş doğal olarak şu soruları sormaktadır:

Bu ekonomik büyümenin kaynağı nedir?

Bu servetlerin tamamı kayıtlı ekonomik faaliyetlerden mi oluşmaktadır?

Denetim mekanizmaları ülkede yeterince çalışıyor mu?

Mali şeffaflık hangi düzeydedir?

Bu sorular suçlama değil, sağlıklı bir yönetimin doğal gereğidir. Çünkü güçlü devletler, sorulardan rahatsız olan değil, sorulara açık, şeffaf ve hesap verebilen devletlerdir.

Bilinmeli ve şimdi daha fazla farkına varılmalıdır ki organize suç yalnızca ekonomik bir mesele değildir.

Organize suç zamanla siyaseti etkileyebilir.

Ekonomiyi yönlendirebilir.

Medyayı kontrol edebilir.

Toplumsal algıları değiştirebilir.

Gençlerin rol modellerini dönüştürebilir.

Normal olan ile normal olmayan arasındaki sınırları bulanıklaştırabilir.

İşte en büyük tehlike de tam burada başlamaktadır.

Bir toplum suçtan önce suçu sıradanlaştırdığında, gerçek kırılma da yaşanmaya başlar.

Yasa dışı ekonominin büyümesi yalnızca mali tabloları değiştirmez. Aynı zamanda insanların bilinçaltında başarı kavramını da dönüştürmeye başlar.

Uzun yıllar çalışarak elde edilen kazanç yerine, kısa yoldan zenginleşme düşüncesi yaygınlaşır.

Emek ikinci plana düşer.

Risk alma eğilimi artar.

Ahlaki sınırlar esnemeye başlar.

Bu süreç yalnızca bireyleri değil, bütün toplumsal kültürü de etkileyebilir.

Tam da bu noktada, başka bir önemli tartışma daha ortaya çıkmaktadır.

Kıbrıs meselesi.

Yıllardır ülkenin en temel siyasi gündemlerinden biri olan Kıbrıs sorunu, son dönemde kamuoyundaki tartışmalarda eski ağırlığını kaybettiği görüntüsü de vermektedir.

Bu durumun nedenleri farklı şekillerde yorumlanabilir.

Uzun yıllar süren çözümsüzlük yorgunluğu...

Sürekli tekrar eden kalıplaşmış açıklamalar...

Somut ilerleme sağlanamaması...

Ekonomik sıkıntıların ön plana çıkması...

Güvenlik kaygılarının artması...

Bütün bunlar, doğal olarak kamuoyunun dikkatini günlük yaşam sorunlarına yöneltmektedir.

Ancak burada önemli olan nokta şudur:

Bir toplum geleceğini konuşmayı bıraktığında, yalnızca bugünün sorunlarıyla yaşamaya başlar.

Diplomatik süreçler beklemez.

Uluslararası dengeler sürekli değişir.

Hazırlık yapan taraf avantaj kazanabilir.

Hazırlık yapmayan taraf ise gelişmeleri takip etmekle yetinmek zorunda kalabilir.

Bu nedenle kamuoyunun en doğal beklentilerinden biri müzakere sürecine ilişkin hazırlıkların hangi aşamada olduğuna dair daha fazla bilgilendirilmesidir.

Şeffaflık yalnızca güven oluşturmaz.

Aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da güçlendirir.

Belirsizlik ise farklı söylentilerin çoğalmasına neden olur.

Son yıllarda uyuşturucu kullanımı, yeni sentetik maddelerin yaygınlaşması, trafik kazalarındaki artış, gençlerin karşı karşıya kaldığı riskler ve organize suçlarla bağlantılı olduğu iddia edilen bazı gelişmeler de toplumda endişe oluşturmaktadır.

Elbette bu sorunların her biri, farklı nedenlere dayanabildiği kadar, doğrudan birbirinin sonucu olarak da değerlendirilebilir. Neden-sonuç ilişkileri birbirini tetikleyebilir. Örneğin, uyuşturucu kullanımındaki artış ile birlikte, trafik kazalarındaki artış doğru orantılı olarak artabilir. Neden ve sonuç bağlantıları birbirini sürekli etkileyerek çoğaltabilir.

İnsan zihni de her zaman parçaları birleştirme eğilimindedir.

Sorular arttığında, cevaplar yetersiz kalıyorsa, kuşkular da büyümeye hep devam eder.

Kuşkular büyüdükçe güven de azalır.

Güven azaldığında ise toplum görünmeyen güçlerin etkili olduğu düşüncesine daha da açık hale gelir.

Bu nedenle güçlü kurumların en önemli görevi yalnızca suçla mücadele etmek değildir.

Aynı zamanda güven üretmektir.

Çünkü güven üretilmeyen yerde söylentiler büyür.

Bilgi verilmediğinde, dedikodular çoğalır.

Şeffaflık olmadığında belirsizlik hâkim olur.

Belirsizlik ise toplumsal enerjiyi tüketir.

Devlet yalnızca güvenliği sağlamaz; aynı zamanda vatandaşın geleceğe güvenle bakmasını da sağlar.

Bugün gelinen noktada karşı karşıya bulunulan tablo yalnızca ekonomik veya siyasi değildir.

Bu aynı zamanda toplumsal yön duygusuyla da ilgilidir.

Ülke hangi hedefe doğru ilerlemektedir?

Kıbrıs konusunda nasıl bir hazırlık yapılmaktadır?

Uluslararası gelişmeler nasıl takip edilmektedir?

Yasa dışı ekonomik ağlara karşı hangi yapısal tedbirler alınmaktadır?

Mali denetim mekanizmaları nasıl güçlendirilmektedir?

Gençlerin umudu nasıl artırılacaktır?

Toplumsal güven nasıl yeniden inşa edilecektir?

Bunlar yalnızca siyasetçilerin değil, akademinin, sivil toplumun, iş dünyasının, medyanın ve bütün toplumun birlikte tartışması gereken temel sorulardır.

Çünkü güçlü ülkeler yalnızca krizleri yönetmez.

Krizlerden önce önlemler üretirler.

Yalnızca bugünü değil, gelecek beş yılı, on yılı, yirmi yılı planlarlar.

Yalnızca güvenlik değil, güven de inşa ederler.

Yalnızca ekonomik büyümeyi değil, toplumsal dayanıklılığı da güçlendirirler.

Sonuç olarak KKTC'de diplomatik hazırlıkların görünürlüğü, şeffaf yönetim anlayışı, hukukun üstünlüğü, organize suçlarla kararlı mücadele, mali denetimin güçlendirilmesi ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi birbirinden bağımsız başlıklar değildir. Bunların tamamı aynı devlet kapasitesinin farklı yansımalarıdır. Kıbrıs meselesi ile hukukun üstünlüğü, ekonomik güven, uluslararası itibar ve toplumsal güven arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Geleceğin güçlü ülkeleri, yalnızca diplomasi masasında değil, hukukta, şeffaflıkta, hesap verebilirlikte ve toplumsal güveni korumada güçlü olan ülkelerdir. Bugün sorulması gereken en önemli soru belki de şudur: KKTC'de gündemimizi biz mi belirliyoruz, yoksa gündemimiz bizi fark ettirmeden başka bir yöne mi sürüklüyor? Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin yaşayacağı ülkenin niteliğini de belirleyecektir.

Mert MAPOLAR, C.Ht.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.