BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

19 Eylül 1919'dan bugüne - Hikmet Afif Mapolar'dan Mert Mapolar'a

Yayın Tarihi: 18/09/26 07:40
okuma süresi: 14 dak.

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Üstat’tan Torun’a “BİRAZ AYDINLIK”

BİR İNSAN GİDER, BIRAKTIĞI IŞIK KALIR…

Bazı insanlar vardır; onları kaybettiğimiz gün değil, unuttuğumuz gün gerçekten kaybederiz. Çünkü bazı hayatlar yalnızca bir insanın ömründen ibaret değildir. Onlar, yaşadıkları toplumun hafızasına, kültürüne ve geleceğine bırakılmış izlerdir.

Kıbrıs Türk halkının tarihinde de kalemleriyle bir döneme tanıklık eden, yaşadıklarını yazıya geçirerek gelecek kuşaklara taşıyan pek çok değerli aydınlar vardır. Ancak zaman içinde bazı isimler, eserleri ve emekleriyle birlikte toplumsal hafızamızın derinliklerine çekilmiş, hak ettikleri ölçüde hatırlanmamış ve yeni nesillere yeterince aktarılamamıştır.

İşte bu yazı, yalnızca bir büyükbabanın torunu tarafından anılması değildir. Bir emaneti hatırlama, bir vefa borcunu yerine getirme ve geçmişten geleceğe bir ışık taşıma çabasıdır.

19 Eylül 1919’da Girne’nin Templos köyünde dünyaya gelen, yaşamının yaklaşık altmış yılını basın ve yazına adayan Üstat Hikmet Afif Mapolar, benim için yalnızca büyükbabam değil, Kıbrıs Türk basın ve edebiyat tarihinin önemli tanıklarından ve kalemlerinden biridir.

Bugün onun doğum tarihine yeniden baktığımda, yalnızca 1919’u değil, 1919’dan bugüne uzanan bir kalemin bıraktığı mirası görüyorum.

Ve bir torun olarak kendime şu soruyu soruyorum:

Bize bırakılan bu mirası biz gelecek kuşaklara taşıyabilecek miyiz?

Çünkü geçmişini unutan toplumlar yalnızca isimlerini değil, kendi hafızalarının bir bölümünü de kaybederler.

Bu nedenle, yıllar önce, 22 Mayıs 2020 tarihinde kaleme aldığım ilk köşe yazımı, bugün yeniden sizlerle paylaşıyorum. O yazıya bugün yalnızca bir geçmiş yazısı olarak değil, cevabı henüz bulunamamış soruların ve yerine getirilmesi gereken bir vefa borcunun hatırlatıcısı olarak bakıyorum.

***

ÜSTAT’TAN TORUN’A “BİRAZ AYDINLIK”

Düşüncelerimi, görüşlerimi, gözlemlerimi, tecrübelerimi, almış olduğum uluslararası eğitimlerimi düşünürken, sürekli kendime sorduğum: bilinçaltı davranış bilimci-hipnoterapist olarak, mesleğimin dışında daha fazla bu ülkeye nasıl ve ne şekilde katkıda bulunabilirim? Toplum ve insanlık için daha fazla ne yapabilirim? Sorularıydı... Ve bunun için adımlar atmaya başladım.

Bu adımlardan bir tanesi de, her konuda toplumsal uyanış ve bilinçlenme için, "köşe yazarlığı"ın gerçek anlamda ne olduğunu inceleyerek, bunu kendime göre tanımlamak oldu. Bu konuyu şu şekilde tanımlıyorum: çok süratle değişmekte olan dünyayı yorumlayarak, yaşadığımız dünyayı ve ülkeyi anlamlandırarak, bulanık hususları düşüncelerimizde netleştirmeye yardımcı olmak, yol gösteren, gerekirse motive eden, yani bilinçsizliği uyanışa çevirip bilinci ve farkındalığı uyandırmak. Almış olduğum uzmanlık eğitim bilgilerini de ekleyerek, katkıda bulunmak olarak değerlendiriyorum. Bunun için de çok iyi bir gözlem yeteneği, dikkat, farkındalık, sorumluluk, dünyayı, kendi toplumunu ve insanını çok iyi tanımak, geçmişi, bugünü çok iyi analiz etmek ve geleceğe köprü kurmak olarak değerlendiriyorum.

Şimdi gelelim Üstat'tan Torun'a, "BİRAZ AYDINLIK" konusuna.

Kıbrıs’ta çok yönlü gazetecilik olayını yaşayanlar çok değildir. Hele Kıbrıs Türk politik hayatını hem yaşamak hem yazmak kolay kolay başarılamaz. Birazdan bahsedeceğim kişi olayları hem yaşadı hem yazabildi. Bununla da yetinmedi; Kıbrıs Türk edebiyatındaki yerini en tepelerde aldı. “KATAK” dönemini, Dr. Küçük’ün Millî Birlik Partisi’ni, İstiklâl Partisi’ni, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nun oluşum ve gelişimini, Con Rifat’ı, Fadıl Korkut’u, Necat’i Özkan’ı, Dr. Küçük’ü, Faiz Kaymak’ı, Rauf Denktaş’ı ve daha adını yazamayacağımız pek çok kişiyi tanıdı, izledi ve yazdı. 1974 öncesinin, 1974 sonrasının fotoğrafını halka sundu. Günlük yazılarını seve seve yazdı. Konu sıkıntısı asla çekmezdi. Bir oturuşta üç, dört ve belki de beş günlük yazısını tamamlardı. Yazdığı her yeni yazıda, öncekinin tekrarı olmazdı… Bir dönemin üzerindeki perdeyi kaldıran kişi o olmuştu…

Kıbrıs Türk edebiyatı tarihinin ve yazım hayatının Latin alfabesiyle basılmış ilk üç kitabı olan “Kahraman Kaplan”, “Son Damla” ve “Diken Çiçeği” romanlarını yazan yazarımız sizce kimdir? Harf devrimi sonrası yeni harflerle ilk Latin harflerini kullanan Kıbrıslı Türk yazarımız kimdir? Kıbrıs Türk basınının vazgeçilmez isimlerinden biri olduğu kadar, Kıbrıs Türklerinin varoluş kavgasında da kalemi ve düşünceleriyle adını basın tarihine kazımış olan bu Kıbrıslı Türk gazeteci-yazar kimdir? Türkçe yayınlanan gazetelerin hemen hemen hepsinde, on sekiz gazetede, muhabir, köşe yazarı, fıkra yazarı ve başyazar olarak, yaşamının sonuna kadar çalışmıştı. Sırasıyla bu gazeteler: Masum Millet, Söz, Haber, Vakit, Halkın Sesi, Hür Söz, İnkilâp, Kurun, Emekçi, Memleket, İstiklâl, Milliyet, Bozkurt, Milli Birlik, Devrim, Yeni Devir, Öncü ve Kıbrıs Postası olmuştur. (Memleket ve Devrim gazetelerini bizzat kendisi çıkarmıştı.)

Ona göre Akdeniz bir coğrafya değil, kendi varlığını tamamlayan ve kimliğini oluşturan bir parçaydı. Akdeniz, kimliği etkileyen bir faktör değil, kimliğin kendisiydi. Akdeniz olmadan, “Akdenizli insanınvar olması mümkün değildi. Bu şekilde düşünüldüğü takdirde, onun eserlerini anlamak mümkün olmaktadır…

Yayımladığı dergi, gazetelerde ya da çalışmakta olduğu yayın organlarında, genç kalemlere olanaklar sağlamakta, onların yazdıklarının yayımlanmasına ön ayak olarak, teşvik ederek bu kişileri topluma tanıştırarak, Kıbrıs Türk Kültür ve Sanat’ına, Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın gelişmesine çok önemli katkılarda bulunmuştu. Kimlere olanaklar yaratmadı ki! Kimler hakkında yazmadı ki! O, basında ve edebiyatta genç kuşaklara her zaman örnek olmuş, onları teşvik etmesini bilmişti.

19 Eylül 1919’da Girne’nin Templos köyünde dünyaya geldi. 5 Mart 1989 tarihinde 70 yaşında Lefkoşa’da hayata gözlerini yumdu.

Yetmiş yıllık ömrünün yaklaşık altmış yılını basın ve yazınla geçirmiş, geniş bir yelpaze içinde eserler vermiştir. Yirmiye yakın gazete ve onlarca dergide yayınlanmış binlerce makalesi, henüz toplam sayısı bilinmeyen serbest ölçüde yazılmış şiirleri, bilinen 2 öykü kitabı, 4 sahne oyunu, yalnızca 14’üne ulaşılabilen ve üçü yarım kalan, toplam 21 romanıyla, bilinmeyen ve ulaşılamayan birçok eseri vardır. Kıbrıs Türk edebiyatı ve basınında henüz erişilmemiş bir rekorun sahibidir.

Kim olduğu ile ilgili olarak bu sorulara kaçınız cevap verebiliyor? "Bu kişiyi bilmek bana ne kazandırır?" diyeceksiniz! "Bu kişi beni ilgilendirmez…" diyeceksiniz! Bunu deme bilincine sahipsiniz ama toplumsal hafızanın o derinliklerine gömülmüş, unutulmuş olmasına müsaade edilmiş, toplumca sahip çıkılmamış, yeterince hatırlatılmamış ve öğretilmemiş, çok değerli Kıbrıslı Türk üstatların bir gün tekrardan "küllerinden doğan Zümrüdü Anka Kuşu" oldukları da unutulmamalıdır…

Kimden mi bahsediyorum? Tabii ki, Kıbrıs Türk edebiyatı ve basın tarihinin duayenlerinden merhum Gazeteci-Yazar, üstat Hikmet Afif Mapolar'dan. Yani büyükbabamdan.

1982 yılından 1989 yılında ölümüne kadar, o dönemde İsmet Kotak Bey'in sahibi olduğu ve gazetenin ismi yine aynı olan “Kıbrıs Postası” gazetesinde “Biraz Aydınlık” adlı köşesinde köşe yazarlığı yaptı. Günlük yayınlanan gazetede, son yazdığı romanları tefrika edildi. 1985 yılında "Kıbrıs Postası" gazetesi tarafından kendisine yazın yaşamının “50. yılı plaketi” verilmiştir.

Esasında ünlü bir yazarın torunu olmak, çok büyük sorumluluk isteyen bir şeydir. Önce o sizi hayata taşır, sonra da siz onu sanatçı kimliğiyle tarihin sayfalarına taşırsınız. Biz onu yeterince taşıyabildik mi veya taşıyabiliyor muyuz toplum olarak? Geçmişin yoklukları ve Hikmet Afif Mapolar’ın kendi dünyası ile özdeşleşen sanatsal üretimleri, bize bıraktıkları ve bulabildiklerimizle, ama hiç durmaksızın araştırarak, onu yeniden var etmeye çalışmanın da sanatçı bir ataya olan vefa borcudur. Üstat'tan Torun'a, "BİRAZ AYDINLIK"... “Kıbrıs Postası” gazetesi “BİRAZ AYDINLIK” köşesi, tekrardan işte böyle yaşam buldu...

Onun dönemindeki yazarların çalışmalarını incelediğimizde, karşımıza çok önemli bir sonuç da çıkıyor. Ülkemizde, çok uzun zaman önce yaşanan bireysel ve toplumsal sorunların, aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, günümüzde de benzer şekilde devam ettiğini görüyoruz. Aynı sorunlara bugün dahi çözüm bulunamadığı ve bu sorunların nesilden nesile aktarıldığı gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Bu sorunlara önem vermez, çözüm üretmez ve oy artırmak uğruna günübirlik politika oyunlarına devam edersek, geçmişten gelen tüm bu sorunların geleceğe doğru çok yönlü ve ezici bir şekilde büyüyerek devam edeceği açıktır!

"Kişiler ve toplum olarak nerede hata yapıyoruz?" sorusunu kendimize, kalbimize, çocuklarımızın ve torunlarımızın gözlerinin içine bakarak sormalıyız! "Kişiler ve toplum olarak acaba biz nerede hata yapıyoruz? Nereden geldik ve nereye gidiyoruz?

“Sorunları, onu ortaya çıkaran bilinç düzeyi ile çözemezsiniz, ilerleyemezsiniz ve toplumu geleceğe taşıyamazsınız!” Çocuklarımızın, torunlarımızın gelecekte yanımızda olmasını, bu ülkede yaşamalarını istiyorsak, toplum bireyleri olarak bunun farkında olmalı ve buna odaklanmalıyız.

Bu yazı, 22 Mayıs 2020 tarihinde, Kıbrıs Postası’nda, ilk köşe yazım olarak yayımlanmıştı.

***

BİR TARİHİ HATIRLAMAK, KENDİMİZİ HATIRLAMAKTIR!

Aradan geçen yıllar ilk yazımda sorduğum soruları değiştirmedi. Tam tersine, bugün o soruların daha fazla sorulması gerektiğini düşünüyorum.

Hikmet Afif Mapolar’ın hayatı bize yalnızca bir yazarın hikâyesini anlatmıyor. Bir toplumun kendi hafızasını nasıl oluşturduğunu, nasıl koruduğunu ve unutulduğunda neleri kaybettiğini de gösteriyor.

Bugün mesele yalnızca büyükbabamı hatırlamak değildir. Mesele, onun gibi kalemleriyle Kıbrıs Türk halkının tarihine, kültürüne ve edebiyatına iz bırakmış, fakat zaman içinde isimleri ve eserleri yeterince hatırlanmamış bütün aydınlarımızı yeniden gün yüzüne çıkarabilmektir.

Çünkü bir toplum kendi aydınlarını unutursa, geçmişinin bir bölümünü de unutmuş olur. Geçmişini bilmeyen nesiller ise geleceğe hangi değerleri taşıyacağını belirlemekte zorlanırlar.

Bu nedenle gençlerimize yalnızca geleceği anlatmak yetmez. Onlara, kendilerinden önce bu topraklarda kimlerin yazdığını, düşündüğünü, ürettiğini ve bu toplum için emek verdiğini de anlatmalıyız. Eski gazeteleri, kitapları, arşivleri ve hatıraları yeniden okumalı; unutulmuş isimleri yeniden toplumun hafızasına kazandırmalıyız.

19 Eylül 1919’da doğan Hikmet Afif Mapolar’ı bugün yeniden hatırlarken, onun şahsında bütün bu değerli kalemleri de selamlıyorum.

Çünkü onların ölümü değil, doğumu önemlidir. Ölüm bedenin sonudur; eser, düşünce ve değer ise gelecek kuşaklara aktarılabildiği sürece yaşamaya devam eder.

Bir torun olarak bana düşen, büyükbabamın bıraktığı bu emaneti yalnızca saklamak değil, araştırmak, anlatmak ve yeni nesillere taşımaktır. Toplum olarak bize düşen ise bunun çok daha ötesindedir: Kendi hafızamıza ve kimliğimize sahip çıkmak.

Belki de bugün, “Biraz Aydınlık” sözüne her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Biraz daha hatırlamaya... Biraz daha vefaya... Biraz daha bilince... Ve biraz daha aydınlığa.

Çünkü yarın, gelecek nesiller bize, “Sizden önce kimler vardı ve bize ne bıraktılar?” diye sorduğunda, vereceğimiz cevap yalnızca geçmişimizi değil, nasıl bir toplum olduğumuzu ve gelecek kuşaklara nasıl bir miras bıraktığımızı da gösterecektir.

Hikmet Afif Mapolar’ın 19 Eylül 1919’da başlayan yolculuğu, bugün de devam ediyorsa, bunun nedeni, onun yalnızca yaşamış olması değil, yazmış, üretmiş ve kendisinden sonrakilere bir iz bırakmış olmasıdır.

Şimdi görev bizimdir.

O izleri silmemek, o isimleri unutturmamak ve o ışığı gelecek kuşaklara taşımak...

Çünkü bir toplumun gerçek hafızası, unutmamayı seçtiği insanlarla yaşar.

Ve biz onları hatırladıkça, onlar da yaşamaya devam eder.

Üstat’tan Torun’a...

Hikmet Afif Mapolar’dan Mert Mapolar’a...

19 Eylül 1919’dan bugüne...

BİRAZ AYDINLIK...

Bu yazı, Kıbrıs Türk halkının tarihine kalemleriyle iz bırakan, ancak zaman içinde unutulan, unutturulan veya unutulmalarına göz yumulmuş; eserleri sessizliğe terk edilen ve düşünceleri yeni nesillere yeterince aktarılamayan bütün Türk aydınlarının aziz hatıralarına ithaf edilmiştir.

Onları unutmak, yalnızca onları değil, kendi geçmişimizi, hafızamızı ve kimliğimizi de unutmaktır.

Onlar ölümleriyle değil, doğumlarıyla hatırlanmalıdır. Çünkü bıraktıkları eserler, düşünceler ve değerler yaşadığı sürece, onlar da yaşamaya devam edecektir.

Ruhları şad, hatıraları daim, bıraktıkları ışık yolumuz olsun.

Mert MAPOLAR, C.Ht.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.