BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

Dijital uyuşturucu KKTC’yi ele mi geçiriyor? Kara para, yasa dışı bahis ve sessizliğin bedeli!

Yayın Tarihi: 12/06/26 07:55
okuma süresi: 13 dak.

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Son yıllarda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, en fazla konuşulan, en fazla tartışılan, ancak belki de en az derinlemesine ele alınan konuların başında kara para, yasa dışı bahis, sanal kumar ve bunların siyaset, ekonomi ve toplum üzerindeki etkileri gelmektedir. Özellikle son dönemde, basında yer alan haberler, köşe yazıları, operasyon dosyaları ve kamuoyuna yansıyan çeşitli iddialar, meselenin artık münferit birkaç olayın çok ötesine geçtiğini düşündürmektedir.

Asıl dikkat çekici olan ise iddiaların büyüklüğü kadar toplumun önemli bir bölümünün de bu büyüklüğü algılamakta zorlanmasıdır.

Çünkü insan zihni milyonları anlayabilir. Yüz milyonları da anlayabilir. Ancak milyarlarca dolarlık para trafiği söz konusu olduğunda, algı mekanizması zorlanmaya başlar. Bir ülkede aylık milyarlarca dolarlık para hareketlerinden, yıllık onlarca milyar dolarlık yasa dışı ekonomik hacimlerden söz edildiğinde, rakamlar soyutlaşır. İşte tam da bu nedenle, birçok insan konunun önemini tam olarak kavrayamamaktadır.

Oysa mesele sadece para değildir. Mesele devlet kapasitesidir. Mesele hukuk devletidir. Mesele gençlerin geleceğidir. Mesele ulusal güvenliktir. Mesele ülkenin uluslararası itibarıdır.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde yasa dışı bahis artık sıradan bir mali suç olarak görülmemektedir. Çünkü yasa dışı bahis ağları sadece kumar oynatmaz. Aynı zamanda kara para aklama, siber suçlar, kimlik hırsızlığı, veri ticareti, finansal manipülasyon, kripto para transferleri ve organize suç ağlarıyla iç içe geçmiş yapılara dönüşebilmektedir.

Bu nedenle yasa dışı bahis için kullanılabilecek en doğru benzetmelerden biri belki de “dijital uyuşturucu” benzetmesidir.

Uyuşturucu nasıl bireyi bağımlı hale getiriyor, ailesini çökertiyor, ekonomik ve psikolojik yıkıma neden oluyorsa, yasa dışı bahis de benzer bir etki üretmektedir.

Aradaki temel fark şudur:

Uyuşturucu fiziksel bedeni hedef alırken, yasa dışı bahis dijital ortam üzerinden zihni, davranışları ve ekonomik yaşamı hedef almaktadır.

Bu nedenle yasa dışı bahis sadece bir kumar problemi değil, aynı zamanda bir halk sağlığı, toplum güvenliği ve ulusal güvenlik problemidir.

Basına yansıyan iddialarda, KKTC merkezli olduğu öne sürülen bazı yapıların Türkiye ve farklı ülkelerle bağlantılı büyük yasa dışı bahis ağları içerisinde yer aldığı ileri sürülmektedir. Ortaya çıkan haberlerde, bazı operasyonlar, bazı şirketler, bazı iş insanları ve çeşitli finansal ağlarla ilgili ciddi suçlamalar bulunmaktadır. Ancak bu noktada önemli olan, belirli kişilerden ziyade, ortaya çıkan genel tablodur. Çünkü isimler değişebilir, fakat sistem değişmediği sürece sorun devam eder.

Sorulması gereken esas soru şudur:

Bu kadar çok iddia neden ortaya çıkıyor?

Eğer iddialar tamamen asılsız ise, neden kapsamlı ve şeffaf soruşturmalarla kamuoyu tatmin edilmiyor?

Eğer iddiaların bir kısmı doğruysa, neden daha güçlü önlemler alınmıyor?

Eğer devlet kurumları gerekli çalışmaları yapıyorsa, neden toplum bunları yeterince göremiyor?

Ve belki de en kritik soru:

Neden bu konuda toplumun beklediği ölçüde güçlü bir siyasi irade görüntüsü oluşmuyor?

Bu sorular yalnızca hükümetlere değil, muhalefete, sivil topluma, iş dünyasına, üniversitelere ve medyaya da yöneltilmelidir.

Çünkü kara para ekonomisi hiçbir zaman yalnızca suç örgütlerinden oluşmaz.

Kara para ekonomileri zamanla emlak piyasasına girer.

İnşaat sektörüne girer.

Otelcilik sektörüne girer.

Finans sistemine girer.

Reklam sektörüne girer.

Spor kulüplerine girer.

Siyasete girer.

Ve en sonunda toplumun normal kabul ettiği bir ekonomik düzene dönüşmeye başlar.

Bununla birlikte, kamuoyuna yansıyan çeşitli iddia ve değerlendirmelerde, kara para ve yasa dışı bahis gelirlerinin yalnızca büyük ölçekli sektörlerle sınırlı kalmadığı; zamanla daha geniş bir ekonomik zemine yayılarak, günlük yaşamın içinde yer alan bazı işletme türlerine de nüfuz edebildiği öne sürülmektedir. Bu iddialar kapsamında restoranlar, barlar, kafeler gibi hizmet sektöründeki işletmelerin yanı sıra oto galerileri, kuyumcular ve benzin istasyonları gibi nakit akışının yoğun olduğu alanların da bu tür finansal hareketlerle ilişkilendirilebildiği ifade edilmektedir. Bu noktada önemli olan husus, bu alanların tamamının doğrudan suçla ilişkilendirildiği bir genelleme yapmak değil; tam tersine, yüksek nakit döngüsüne sahip sektörlerin kara para aklama riskine karşı daha hassas olabildiği yönündeki genel risk değerlendirmesinin altını çizmektir. Bu nedenle konu, bireysel işletmelerden ziyade, sistemsel denetim ve mali şeffaflık mekanizmalarının gücüyle doğrudan bağlantılıdır.

İşte en büyük tehlike de budur.

Bir toplum suçtan elde edilen serveti başarı hikâyesi sanmaya başladığında, ahlaki pusulasını da kaybetmeye başlar.

Bu noktada, psikososyal boyut da ayrıca önem kazanmaktadır.

Çünkü gençler artık sadece “nasıl çalışırım?” sorusunu değil, “nasıl hızlı zengin olurum?” sorusunu sormaya başlamaktadır.

Toplumun üretim kültürü zayıflarken, kolay para kültürü güçlenmektedir.

Emekle yükselen insan modeli geri çekilirken, gösterişli servet öne çıkmaktadır.

Bu durum uzun vadede toplumsal adalet duygusunu aşındırır.

Çünkü sabahın erken saatlerinde işe giden, vergisini ödeyen, kurallara uyan vatandaş ile kaynağı açıklanamayan büyük servetler arasındaki uçurum büyüdükçe, sistemin adaletine olan inanç da zayıflar.

Kara para yalnızca ekonomiyi bozmaz; toplumun vicdanını da aşındırır.

Belki de üzerinde yeterince durulmayan en önemli risklerden biri, bu yapıların sanıldığından çok daha geniş bir toplumsal alana nüfuz etmiş olabileceği ihtimalidir. Kamuoyunda yasa dışı bahis ve kara para denildiğinde, çoğu zaman birkaç isim, birkaç şirket veya birkaç organizasyon akla gelmektedir. Oysa modern suç ekonomileri yalnızca merkezdeki aktörlerden oluşmaz. Bu tür yapılar zamanla muhasebecilerden yazılımcılara, emlak sektöründen reklam sektörüne, finansal aracılardan sosyal medya ağlarına ve hatta kimi zaman farkında olarak ya da olmayarak, sürece dahil olan bazı hukuk ve avukatlık faaliyetlerine ve sağlıkla bağlantılı bazı ticari alanlara kadar, çok sayıda kişi ve yapıyı doğrudan veya dolaylı biçimde etkileyebilir. Hatta bazı insanlar farkında olmadan bu büyük çarkın küçük bir parçası hâline gelebilir. İşte bu nedenle, mesele birkaç kişinin değil, toplumun tamamının meselesidir. Sorulması gereken soru şudur: Acaba bugün gördüğümüz tablo buzdağının görünen kısmı mıdır? Ve toplum olarak bu ihtimali yeterince ciddiye alıyor muyuz?

KKTC açısından mesele daha da hassastır.

Çünkü küçük ekonomiler büyük kara para akımlarına karşı daha kırılgandır.

Belli bir noktadan sonra gayrimenkul fiyatları gerçek ekonomik değerlerden kopabilir.

Yerel işletmeler rekabet edemez hale gelebilir.

Siyasi karar alma mekanizmaları ekonomik güç odaklarının etkisine daha açık hale gelebilir.

Devlet kurumları baskı altında kalabilir.

Ve en önemlisi, uluslararası itibar zarar görebilir.

Bu durum yalnızca ekonomik bir sorun değildir.

Aynı zamanda diplomatik bir risktir.

Özellikle uluslararası mali denetim kuruluşları kara para aklama ve yasa dışı bahis konularına her geçen yıl daha fazla önem vermektedir.

Dolayısıyla ortaya atılan iddiaların ciddiyetle araştırılmaması veya yeterince şeffaf biçimde ele alınmaması halinde, KKTC’nin uluslararası görünürlüğü, yatırım ortamı ve diplomatik pozisyonu üzerinde olumsuz etkiler oluşabilir.

Bu durum Kıbrıs meselesi bağlamında da ayrı bir risk üretmektedir.

Çünkü uluslararası arenada oluşan olumsuz algılar siyasi müzakere süreçlerini dolaylı biçimde etkileyebilir.

Bir ülkenin hukukun üstünlüğü, mali şeffaflığı ve suçla mücadele kapasitesi artık diplomatik gücünün önemli parçalarından biridir.

Bu nedenle konu yalnızca polisiye bir mesele değildir.

Bu mesele aynı zamanda devletin geleceğiyle ilgilidir.

Tam da bu nedenle KKTC’de siber suçlarla mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi, finansal istihbarat mekanizmalarının geliştirilmesi ve mali suçlarla mücadelede uzmanlaşmış kurumsal yapıların oluşturulması hayati önem taşımaktadır.

Siber suçlarla mücadele eden uzman bir daire başkanlığı, gelişmiş dijital takip sistemleri, finansal analiz uzmanları, kripto para inceleme ekipleri ve MASAK benzeri bağımsız bir mali suçları araştırma yapısının oluşturulması artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur.

Bunun yanında, uluslararası iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi, veri paylaşımı, sınır aşan finansal suç soruşturmaları ve dijital suçlarla mücadele alanlarında uzman insan kaynağının yetiştirilmesi gerekmektedir.

Çünkü 21. Yüzyılın organize suç yapıları artık silah taşıyan sokak çetelerinden ibaret değildir.

Yeni nesil suç örgütleri yazılım mühendisleri, veri uzmanları, kripto para operatörleri, sosyal medya uzmanları ve uluslararası finans ağlarıyla çalışmaktadır.

Bu nedenle eski yöntemlerle yeni suçlarla mücadele etmek mümkün değildir.

Bugün gelinen noktada en önemli ihtiyaç, korkusuzca soru sormak, şeffaflığı artırmak ve iddiaları siyasi kamplaşmaların ötesinde ele almaktır.

Çünkü soru sormak suçlama değildir.

Araştırmak düşmanlık değildir.

Şeffaflık istemek ihanet değildir.

Tam tersine, bunlar güçlü devletlerin temel refleksleridir.

Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:

Bu kadar büyük olduğu iddia edilen bir risk karşısında, neden daha fazla araştırma, daha fazla şeffaflık ve daha fazla toplumsal seferberlik görmüyoruz?

Tarih boyunca birçok toplum, karşı karşıya kaldığı en büyük tehditleri başlangıçta küçümsemiştir. Çünkü bazı tehlikeler tanklarla, toplarla veya sokak çatışmalarıyla gelmez. Bazıları bankacılık işlemleri, dijital ekranlar, kripto para transferleri, lüks projeler ve gösterişli servet hikâyeleri kılığına bürünerek gelir. İşte bu nedenle asıl tehlike yalnızca suçun kendisi değildir; suçun zamanla normalleşmesi, sorgulanmaması ve toplumun alıştığı bir manzaraya dönüşmesidir. Bir ülke için en riskli an, sorunların ortaya çıktığı an değil, sorunların sıradan kabul edilmeye başlandığı andır.

Çünkü tarih bize şunu öğretmektedir:

Bir ülkeyi çoğu zaman dış tehditler değil, içeride normalleşen büyük sorunlar zayıflatır.

Kara para, yasa dışı bahis ve organize finansal suçlar da tam olarak böyle bir tehdittir.

Görünmezdir.

Sessizdir.

Yavaş ilerler.

Ancak zamanla ekonomiyi, siyaseti, toplumsal değerleri ve devlet kapasitesini etkileyebilir.

Bu nedenle mesele birkaç haberden, birkaç operasyondan veya birkaç isimden çok daha büyüktür.

Mesele, gelecek nesillere nasıl bir ülke bırakılacağı meselesidir.

Eğer iddialar doğru değilse, en büyük ihtiyaç bunların bağımsız ve şeffaf biçimde çürütülmesidir. Eğer iddiaların bir kısmı doğruysa, en büyük ihtiyaç gecikmeden harekete geçmektir. Her iki durumda da sessizlik çözüm değildir.

Çünkü dijital çağın kara para ağları, zamanında müdahale edilmediğinde yalnızca ekonomileri değil, toplumların geleceğini de rehin alabilmektedir.

Bazı ülkeler tehditler yüzünden değil, tehditleri zamanında ciddiye almadıkları için kaybederler.

Ve hiçbir toplum geleceğini görünmez bir finansal canavara teslim edecek kadar güçlü değildir.

Mert MAPOLAR, C.Ht.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.