Kıbrıs’ta esas sorun “Statü Eşitsizliği”
Kıbrıs’ta gündem, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in adaya yaptığı ziyareti.
İki liderle ayrı ayrı ve akşam yemeği buluşması.
Son yazımda da atıf yapmıştım.
Bir kez daha hatırlatayım, 16 yıl önce, dönemin BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon Kıbrıs'ı ziyaret etmişti.
Tabi ki o dönem Kıbrıs sorunu özelinde başka bir gündem vardı.
Genel Sekreter Ban Ki-moon, iki taraf arasındaki yakınlaşmaları ilan etmek üzere adaya gelmişti.
Bugün durum farklı, Genel Sekreter, yeni bir sürecin başlatılmasını sağlamak, yeni bir motivasyon geliştirmek için adaya geldi.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile yaptığı görüşme sonrası;
''Kıbrıslılarla ve garantör ülkelerle birlikte çözüm bulunmasına katkı sağlama yönündeki kararlılığımı ortaya koymak için buradayım'' derken.
Cumhurbaşkanı Erhürman, kısa bir açıklama yaptı;
"BM Genel Sekreteri Sn. Guterres ve kıymetli heyeti ile yapıcı bir görüşme gerçekleştirdik. Çabalarını desteklemeye devam ediyoruz."
Rum Hükümet Sözcüsü Konstantinos Letymbiotis ise şu açıklamayı dile getirdi;
“Yılsonundan önce ilerleme umuyoruz, ancak müzakerelerin başlaması için koşullar henüz oluşmadı.”
Siyasi taraflar bir yana, sivil toplum ve çeşitli kesimler, kendi bakış açılarına göre, Guterres’in ziyaretini ya çok önemsiyor, ya da tamamen önemsizleştiriyor.
Aslında ikisi de doğru değil.
Yeni bir dönem için bir girişim var.
Bu girişim, Türkiye, AB ve elbette Ortadoğu’daki gelişmelerden ayrı olmayacak, olamaz.
Kıbrıs sorunu pek çok etkenin yanında, bir eşitsizlik sorunu.
Bu sorunun iki eşit tarafı yok, ya da öyleymiş gibi davranılıyor.
Bizim esas mücadelemiz de işte bu noktada.
Yıllardır mülkiyet, garantiler, asker, haritalar ya da doğal gaz paylaşımı başlık olarak ortaya konuyor.
Oysa açık seçik ortada duran, Rum tarafının esas rahatsızlığı, statü eşitsizliğini her merkezde sürdürmeye çalışmak.
Siyasi eşitlik, tüm konuların en başında geliyor, Rum tarafı da işte bundan kaçıyor.
Bir ziyaret, bir görüşme veya temastan bile rahatsız olunmasının temel nedeni bu, adeta bir travma.
Beğenilir veya beğenilmez, KKTC kendi kurumları, seçilmiş yönetimi ile irademizin adı.
Buna rağmen uluslararası sistem, adanın tek meşru temsilcisi olarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni kabul ediyor.
Böyle bir tabloda masaya oturan tarafların gerçekten eşit şartlarda müzakere ettiğini söylemek mümkün mü?
Masada eşit, masadan kalkınca tek yönetim Rum tarafı, eşitlik bitiyor, peki nasıl olacak, nasıl çözüm zorlanacak?
Dolayısıyla sorun müzakere eksikliği değil, müzakerenin zemini.
Bir taraf uluslararası tanınmışlığın bütün avantajlarına sahipken diğer taraftan sürekli taviz beklenmesi, güven duygusunu güçlendirmiyor, çünkü Rum tarafı yoluna devam ederken, Türk tarafının çıkmazları büyüyor.
Bunlar suçlama oyunu değil, gelinen gerçekçi noktadır.
Artık tarafların birbirini hangi siyasi zeminde kabul edeceği ortaya konmalıdır.
BM’ye de bu konuda görevler düşüyor.
Çünkü statü meselesi çözüme kavuşmadan, mülkiyet, güvenlik veya enerji başlıklarında atılacak adımların kalıcı bir sonuç üretmesi zor.
Değişmeyen kısır döngüden çıkışın formülü buradan başlayabilir.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.