Akıncı kontrolü elinde tutuyor…

loading
7 Ağustos, Cuma
£

9.44

8.52

$

7.24

A- A A+

Akıncı kontrolü elinde tutuyor…

Berlin Zirvesi geldi geçti ama bizim memlekette her konuda olduğu gibi önemli olan her şey ve etkileri çok çabuk unutuluyor. Haftada bir mutlaka Kıbrıs konusuyla ilgili bir yazı kaleme almaya özen gösteriyorum çünkü ülkenin ekonomik anlamda düze çıkması tanınmadan ve çözümden geçiyor.

Her ne kadar bu konulardan artık usansak da usanmamız gerekiyor.  Kıbrıs konusunu çözümsüzlüğü bugün yaşadığımız birçok sorunun temelini oluşturuyor aslında.

İşte bu nedenle “yahu çözüm olmaz” karamsarlığına düşmemek lazım.

Bir başka önemli konu ise çözümsüzlüğün önünde engel olarak hep Rum tarafının tavırlarının gelmesi yatıyor.

Karşımızda küstah ve kaprisli bir Rum yönetimi var.

Bu yapının karşısında inatla uğraşan ve yılmayan bir de Cumhurbaşkanımız. Bu son derece önemli bir direnç bence.

Sizi biraz eskilere götüreyim. Hatırlayacağınız üzere Cumhurbaşkanı Akıncı seçilmeden önceki müzakere döneminde,  müzakereler Rum tarafının hidrokarbon çalışmalarını tek yanlı sürdürme ısrarı yüzünden çökmüştü. Sonrasında Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte müzakereler 15 Mayıs 2015 de yeniden başlamıştı. Fakat Cumhurbaşkanı Akıncı 15 Mayıs’tan dört gün önce yani 11 Mayıs 2015 de sosyal bir ortamda Anastasiadis’i uyarmış ve müzakerelerin daha önce Rum tarafının tek yanlı olarak ısrarı yüzünden çöktüğünü anımsatmıştı. Akıncı, “Eğer aynı şeyler yaşanacaksa iyisi mi müzakerelere hiç başlamayalım. Çünkü aynı şeyleri yaparsanız sonuç aynı olacak” demişti.

Anastasiadis ise, “Bu işin öneminin farkındayım, araştırma faaliyetleri çok zaman alan işler, zaten şimdi dünyada doğal gaz fiyatları düşük ekonomik değeri az, bu şartlarda istesek bile kazıları başlatacak bir şirket bulamayacağız, merak etme bizim müzakerelerimizde bir problem olmaz”  demişti.Ama gelin görün gelişmelerde  tam tersi oldu. El çabukluğuyla hem araştırmaları hem de kazı çalışmalarını öne almaya çalışmıştı. Defalarca Cumhurbaşkanı Akıncı, bu konuyu gündeme getirip Anastasiadis’i eleştirdi. Gelen giden diplomatlarla ve ülke temsilcileriyle ve kamuoyuyla da bu düşüncelerini açık bir şekilde yüksek sesle paylaştı.

Maalesef çözüm sürecinden kopan Anastasiadis eski soğuk savaş taktikleriyle, düşmanımın düşmanı benim dostumdur fırsatçılığıyla bölgede kimin Türkiye ile bir sorunu varsa, onlarla ittifak arayışı içine girdi.

Anastasiadis yaptığı bu hukuksuz çalışmalara bir muhafızlık oluşturmaya çalışıyor, oysa Cumhurbaşkanı Akıncı kendisini geçmişte uyardığı dönemlerde Nikos’a, “ Mademki bu doğal zenginlikler ortak değerimiz, diğer konularda olduğu gibi iş birliği yapmayı becermeliyiz, güven yaratıcı önlemler hayata geçebilsin diye pek çok komite kuruldu,  enerji konularını da birlikte planlamak ve yürütmek üzere bir teknik komite kurabiliriz” dedi ve bunu resmen önerdi. Nikos bunu tercih edeceğine, Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi dışlayarak, yaptığı bu hukuksuz girişimlere karşı Türkiye’nin muhtemel tepkilerini güya önlemek için Türkiye ile kimin sorunu varsa onunla ittifaklar kurmaya çalıştı.

Tüm bunlarçok tehlikeli ve bölgede gerginliği artırıcı sebeplerdir. Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu önünde iş birliğini reddettikleri için sadece iki opsiyon bırakılmış oldu. Türkiye ya Rum tarafının çalışmalarını kuvvet zoruyla engelleyecekti ya da kendi haklarını ve Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak için kendi kazı faaliyetlerini yürütecekti.

Türkiye daha ılımlı olan seçeneği tercih etti. Üstelik bunun maliyeti daha yüksek olmasına rağmen, kolay mı zamanda hem araştırma yapan hem kazı yapan gemileri satın alma. Dünyada bu gemiler hayli sayılı miktardadır ve yüksek maliyetlidirler.

Durum böyleyken Türkiye kendi çalışmalarını başlatmışken ortalığı geriyor yaygarası başlatmak doğru değildir. Ortalığı geren tek yanlı hareket eden Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’yi bu çalışmalardan dışlayan ve Türkiye’ye karşı şer cephesi oluşturan Rum tarafıdır.

Türkiye’nin tutumu bu gerçekler ışığında varılabileceği en makul ve yapıcı bir model içinde gerçekleşmektedir şu an; yani Türkiye bir diğer deyişle “Aynısını bende yapacağım çünkü bu bölgede gerek Türkiye’nin gerekse Kıbrıs Türk tarafının hakkı hukuku vardır” demektedir.

Bir diğer dikkat edilmesi gereken durum ise Rum tarafının sahte bir algı yaratmaya yönelik yaptığı manipülatör girişimlerdir. Örneğin Kıbrıslı Türklerin doğal gaz üzerindeki haklarını tanıdıkları ve bu hakları ancak çözümden sonra bizimle paylaşacaklarını ve bunun içinde bir fon kurduklarını söyleyerek, dünyayı aldatmaya çalışmalarıdır. Burada dikkat edilmesi gereken birkaç husus var.

Birincisi; eğer biz hak sahibiysek hakkımızı nasıl alacağımıza dair bir tedbiri kendimizin kararlaştırması ya da Rum tarafıyla birlikte kararlaştırmamız gerekmektedir. Sen Rum tarafı olarak tek başına karar alabiliyorsan bunun bizim için bir hükmü yoktur ilerde istersen tek başına aldığın bu karardan vazgeçebilirsin. İşte mesele bu denli önemlidir.

İkincisi ise nasıl ki Kıbrıslı Türkler hak sahibiyse;  bu yeraltı zenginliklerinin nasıl ortaya çıkarılacağı, ne şekilde dünya pazarlarına sunulacağı, eğer boru hattı döşenecekse hangi istikamette seyredeceği, hangi şirketlerle ihale paylaşımına gidileceği gibi pek çok konuda Kıbrıslı Türklerin söz sahibi olması lazım.

Sürecin de ortak bir paydaşı olmamız gerekir. Ancak Rum tarafının ajandasında tüm bu saydıklarım yer almamaktadır.

Son olarak üçüncü nokta ise Cumhurbaşkanı Sözcüsü Barış Burcu’nun da defalarca kez ifade ettiği gibi Rum tarafının bu şekilde yani Kıbrıslı Türkleri dışlayarak tek başına bir fon oluşturuyor olması aslında Kıbrıslı Türklere yapılan bir şantajdır. Neden, çünkü Kıbrıslı Türkler sadece yer altı zenginliklerinde değil Kıbrıs’ın yönetiminde de siyasal eşitliği ve ortaklığı olması gereken bir toplumdur. Çözüm sonrasında hakkını alabilir diyen Rum tarafı aslında bize şu mesajı vermeye çalışıyor, “Doğal gaz zenginliklerinden payını istiyorsan benim sana verdiğim şekilde bunu kabul edeceksin, ayrıca siyasal eşitlik taleplerinden geri duracaksın, bir an önce benim istediğim gibi bir çözüme razı olacaksın. Çünkü çözüm olmadan bunu sana vermeyeceğim”;  işte bu bakımdan bunu bir şantaj olarak okumamız lazım.

Akdeniz de süren doğal gaz arama çalışmaları sonuç olarak son derece kritik bir aşamadadır ve Türkiye tutum ve davranışlarında son derece haklıdır.

Türkiye gibi büyük bir devletin hem devletimizi hem de haklarımızı koruması ülkemiz kamuoyu tarafından doğru anlaşılmalı ve doğru etüt edilmelidir.

******************

Günün Sözü

Ben sensiz de yaşarım ama seninle bir başka yaşarım.

Cemal Süreya

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.