KRİZLER ÇAĞINDA TOPLUM, EĞİTİM VE İNSAN: Öğretmen değişmeden eğitim değişmez
Çünkü hiçbir sistem, onu taşıyan insanın ufkundan daha ileri gidemez.
Eğitim sistemleri değiştirilebilir.
Yönetmelikler yazılabilir.
Müfredatlar güncellenebilir.
Ama öğretmen değişmiyorsa, bütün bu dönüşümler çoğu zaman kâğıt üzerinde kalır.
Çünkü eğitim, özü itibarıyla bir yapı değil; bir ilişki biçimidir.
Ve o ilişkiyi kuran, canlı tutan, anlamlandıran kişi öğretmendir.
Krizler çağında eğitimin neden zorlandığını, neden tökezlediğini anlamak istiyorsak, öğretmeni merkeze almadan ilerleyemeyiz. Ama bu merkezileştirme bir yüceltme değildir; sorumluluğun adını koyma çabasıdır.
Öğretmen Artık Bilgiyi Taşıyan Değil, Anlamı İnşa Eden Kişidir
Bilgi artık öğretmenin tekelinde değildir.
Daha hızlıdır, daha yaygındır, daha erişilebilirdir.
Ama bilgi bolluğu, kendiliğinden anlam üretmez.
Aksine, çoğu zaman anlam kaybı yaratır.
Bu noktada öğretmen:
- Bilgiyi aktaran değil,
- Bilgiyle ne yapılacağını birlikte düşünen,
- Bilgiyi hayatla, değerlerle ve sorumlulukla ilişkilendiren
bir özne olmak zorundadır.
Aksi hâlde öğrenci çok şey bilir;
ama neye inandığını, neyi savunduğunu, neyin parçası olduğunu bilmez.
Öğretmen “Doğru Cevabı” Değil, “Doğru Soruyu” Taşımalıdır
Krizler çağında sorular, cevaplardan daha değerlidir.
Çünkü cevaplar hızla eskir;
sorular ise düşünmeyi canlı tutar.
Bugünün öğretmeni:
- Öğrenciyi doğru cevaba götüren kişi değil,
- Doğru soruyu kurabilecek zihinsel cesareti kazandıran kişidir.
Bu aynı zamanda demokratik bir beceridir.
Soru soramayan birey, hak arayamaz.
Sorgulamayan birey, sorumluluk alamaz.
Öğretmen Belirsizlikten Kaçan Değil, Belirsizlikle Düşünebilen Kişidir
Eğitim uzun yıllar boyunca belirsizliği ortadan kaldırmak üzerine kuruldu.
Net hedefler, net ölçütler, net sonuçlar…
Ama bugün dünya net değil.
Ve belirsizliğe hazırlamayan bir eğitim, insanı hayata hazırlamaz.
Öğretmen artık:
- Belirsizlikten korkmayan,
- Yanlış yapmayı öğrenmenin parçası olarak görebilen,
- Kesinlik yerine düşünme süreçlerini önemseyen
bir rehber olmak zorundadır.
Dezenformasyon Çağında Öğretmen Etik Bir Rehberdir
Dezenformasyon çağında öğretmenin görevi yalnızca “doğruyu anlatmak” değildir.
Asıl görev:
- Doğruya nasıl ulaşılacağını göstermek,
- Bilgi ile propaganda arasındaki farkı görünür kılmak,
- Güçlü olanla haklı olan arasındaki ayrımı öğretmektir.
Bu etik duruş olmadan eğitim,
bilgili ama yönsüz,
başarılı ama sorumsuz bireyler üretir.
Öğretmen Yetiştirme: Krizin Asıl Göründüğü Yer
Bugünün öğretmen yetiştirme sistemleri çoğu yerde hâlâ:
- Alan bilgisini,
- Teknik becerileri,
- Ölçme–değerlendirme araçlarını
önceliyor.
Oysa krizler çağında öğretmen yetiştirme, bunlarla sınırlı kalamaz.
Çünkü öğretmenlik yalnızca bir teknik meslek değil;
etik, toplumsal ve insani bir sorumluluktur.
Bu noktada yeniden hatırlamak gerekir:
Yetkinlik = Bilgi + Beceri + Tutum + Değerler
Bilgi ve beceri öğretilebilir.
Ama tutum ve değerler, ancak yaşatılarak kazandırılır.
Bunu yapmayan bir sistem, öğretmen değil;
uygulayıcı yetiştirir.
Kuzey Kıbrıs’ta Öğretmen Meselesi Neden Daha Hayati?
Küçük toplumlarda öğretmen yalnızca sınıfta kalmaz.
Sözü, davranışı, duruşu topluma yayılır.
Kuzey Kıbrıs’ta öğretmen:
- Sessiz bir liderdir,
- Toplumsal referanstır,
- Geleceğin aynasıdır.
Bu nedenle öğretmen yetiştirme burada teknik bir mesele değil;
doğrudan toplumsal bir meseledir.
Bugün birçok öğretmen adayı:
- Kriz okuryazarlığı kazanmadan,
- Dijital etikle yeterince yüzleşmeden,
- Toplumsal sorumluluğu mesleğin merkezine almadan
mezun olabilmektedir.
Bu bireysel bir eksiklik değil;
sistemin ürettiği bir sonuçtur.
Öğretmen Değişmeden Neden Eğitim Değişmez?
Çünkü öğretmen:
- Müfredatı yorumlar,
- Değeri davranışa dönüştürür,
- Eğitimi canlı kılar.
Aynı sistem,
iki farklı öğretmenin elinde
iki farklı insan,
iki farklı gelecek üretir.
Bu yüzden eğitim reformu,
öğretmeni denetleyerek değil;
öğretmeni güçlendirerek başlamak zorundadır.
Bir Eşik Daha
Bugünkü yazımızda şunu vurgulamaya çalıştık:
Krizler çağında öğretmen, yalnızca ders anlatan bir meslek icracısı değildir.
O, toplumsal geleceğin sessiz taşıyıcısıdır.
Ama bu da tek başına yeterli değildir.
Çünkü öğretmeni dönüştürmek, yalnızca öğretmen yetiştirme programlarının işi değildir.
Asıl soru hâlâ orada duruyor:
Biz nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?
Bu soruya cevap vermeden,
ne öğretmeni,
ne eğitimi,
ne de toplumu gerçekten dönüştürebiliriz.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.