LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Bir Kadın Ayağa Kalktığında Dünya Değişir

Yayın Tarihi: 08/03/26 13:30
okuma süresi: 10 dak.

8 Mart, Emek, Mücadele ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Üzerine

Bazen bir toplumun ne kadar adil olduğunu anlamak için anayasasına bakmak gerekmez.
Kadınlarının hayatına bakmak yeterlidir.

Akdeniz’in suları bazen sakin görünür.
Ama o suların altında yüzyılların hikâyeleri saklıdır.

Mitolojiye göre güzellik ve sevginin tanrıçası Afrodit deniz köpüklerinden doğarak Kıbrıs kıyılarına çıkmıştı.
Ama Akdeniz kıyılarında doğan şey yalnızca güzellik değildi.

Dirençti.
Emekti.
Sabırdı.

Çünkü bir toplumun gerçek gücü, kadınlarının hayatına bakarak anlaşılır.

Kadınların özgür olduğu toplumlar gelişir.
Kadınların sesi bastırılan toplumlar ise kendi vicdanlarını susturur.

Bu yüzden 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yalnızca bir kutlama günü değildir.
Bu gün, insanlık tarihinin en uzun eşitlik yürüyüşlerinden birinin hatırlandığı gündür.

Ama bugün mesele yalnızca kadınların mücadelesi değildir.

Bugün mesele toplumsal cinsiyet eşitliğidir.

Kadınların ve erkeklerin hayatın her alanında eşit haklara, eşit fırsatlara ve eşit saygıya sahip olması…

Bu yalnız kadınların meselesi değildir.
Bu bir demokrasi meselesidir.
Bir adalet meselesidir.
Bir medeniyet meselesidir.

 

Bir Kadının “Hayır”ı

1955 yılının Aralık ayında Alabama’nın Montgomery kentinde sıradan bir akşam yaşanıyordu.

Otobüs doluydu.
Irk ayrımcılığı yasalarına göre siyah yolcuların beyaz yolculara yer vermesi gerekiyordu.

Şoför bir kadına koltuğunu bırakmasını söyledi.

Kadın başını kaldırdı.

Yorgundu.
Ama yalnızca bedeni değil, yıllardır süren aşağılanmalar da yorgundu.

Ve dedi ki:

“Hayır.”

O kadın Rosa Parks idi.

Tutuklandı.

Ama o küçük “hayır” sözcüğü bir ülkenin vicdanını uyandırdı.

Montgomery’de başlayan 381 günlük otobüs boykotu, Amerika’daki sivil haklar hareketinin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Bu boykot yalnızca bir ulaşım protestosu değildi; eşitlik talebinin bütün dünyaya duyurulduğu bir direnişti.

Otobüsler boş kaldı.
Şehir günlerce yürüyen insanların adımlarını dinledi.

Bu hareket daha sonra Martin Luther King Jr. gibi liderlerin yükselişine de zemin hazırladı.

Ve dünya şunu gördü:

Bazen tarih büyük meydanlarda değil, küçük ama cesur bir anda değişir.

Bir kadın ayağa kalkmayı reddettiğinde,
bir toplum ayağa kalkmayı öğrenir.

 

NASA Koridorlarında Bir Kadın

1960’larda Amerika’da bir kadın matematikçi NASA’da çalışıyordu.

Adı Katherine Johnson idi.

NASA’ya girmesi bile kolay olmadı.
Çünkü o dönemde uzay programı tamamen erkeklerin egemen olduğu bir alandı.

Ama Johnson olağanüstü bir matematikçiydi.

Birçok adayın önüne geçerek NASA’da görev aldı.

Uzay uçuşlarının yörünge hesaplarını yapıyordu.
Öyle hesaplar ki o dönemde bilgisayarlar bile bunları güvenilir şekilde yapamıyordu.

Astronot John Glenn uzaya gönderilmeden önce özellikle onun hesaplarının yeniden kontrol edilmesini istemişti.

Ama çalıştığı yerde kadınlar için tuvalet bile yoktu.

Her gün yüzlerce metre yürüyerek başka bir binaya gitmek zorundaydı.

Toplantılara alınmıyordu.
Yazdığı raporların altına imza atmasına izin verilmiyordu.

Erkek mühendisler onun hazırladığı raporları kendi imzalarıyla sunuyordu.

Yağmurda, soğukta başka bir binaya yürümek zorundaydı.
Yemeklerini bile erkeklerle değil, kadın işçilerin bulunduğu ayrı bölümde yiyordu.

Ama yaptığı hesaplamalar insanlığı uzaya taşıdı.

Onun hikâyesi yıllar sonra Hidden Figures filmiyle bütün dünyaya anlatıldı.

Bilim tarihinin en sessiz devrimlerinden birini yapan kadınlardan biriydi.

 

Özgürlük İçin Ölen Kadın

Avrupa’da Rosa Luxemburg özgürlük düşüncesinin en güçlü seslerinden biri oldu.

Polonya’da doğmuş bir Yahudi kadındı.
Genç yaşta siyasete girdi.

Savaşlara, otoriterliğe ve baskıya karşı konuştu.

“Özgürlük her zaman farklı düşünenin özgürlüğüdür” diyordu.

1919 yılında Berlin’de öldürüldü.

Ama fikirleri ölmedi.

Bugün hâlâ demokrasi ve özgürlük tartışmalarında onun adı anılır.

Onun hayatını anlatan “Rosa Luxemburg” filmi, özgürlük mücadelesini anlamak isteyen herkes için mutlaka izlenmesi gereken güçlü bir anlatıdır.

 

Bilimin Kapısını Açan Kadın

Bilim dünyasında Marie Curie, iki Nobel ödülü kazanarak tarihe geçti.

Ama onun başarısı yalnızca bilimsel değildi.

O, bilim dünyasında kadınların da var olabileceğini kanıtladı.

Bugün laboratuvarlarda çalışan binlerce kadın bilim insanının yolu biraz da onun açtığı kapıdan geçer.

 

Eğitim İçin Kurşuna Rağmen Konuşan Bir Ses

Malala Yousafzai, kız çocuklarının eğitim hakkı için mücadele eden bir sembol haline geldi.

Henüz bir çocukken vuruldu.

Ama susturulamadı.

“Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap ve bir kalem dünyayı değiştirebilir” dedi.

 

Türkiye’de Kadın ve Cumhuriyet

Modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, kadınların özgürlüğünü modernleşmenin temel şartı olarak görüyordu.

“Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”

Bu söz yalnızca bir övgü değil, bir toplumsal vizyondur.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Halide Edip Adıvar, kalemi ve meydan konuşmalarıyla bağımsızlık mücadelesinin sembol isimlerinden biri oldu.

Kadınların siyasal hakları için mücadele eden öncü isimlerden biri Nezihe Muhiddin idi.
Kadınlar Halk Fırkası’nı kurmaya çalışarak Türkiye’de kadınların siyasal hak mücadelesinin öncülerinden biri oldu.

Sanat alanında Afife Jale, sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadın oyuncu olarak büyük bir tabu yıktı.

Gökyüzünde ise Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadın savaş pilotlarından biri olarak tarihe geçti.

Cumhuriyet döneminde eğitim ve toplumsal mücadele alanında Türkan Saylan, özellikle kız çocuklarının eğitimi için yürüttüğü çalışmalarla binlerce hayatı değiştirdi.

Edebiyatta Adalet Ağaoğlu, romanlarında kadınların toplumsal dönüşüm içindeki yerini güçlü bir şekilde anlattı.

Çocuk psikolojisi alanında Türkiye’nin öncü isimlerinden biri olan Neriman Hızıroğlu, Türkiye’nin önde gelen filozoflarından Nusret Hızır’ın eşi olarak da tanınır.
Eğitim ve çocuk gelişimi alanında yaptığı çalışmalarla, çocuk psikolojisinin Türkiye’de bilimsel bir alan olarak gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır.

Ve daha niceleri…

 

Kıbrıs’ın Güçlü Kadınları

Kıbrıs’ta kadınlar çoğu zaman tarih kitaplarının başlıklarında yer almadılar.

Ama toplumun gerçek tarihini onlar taşıdı.

Neriman Cahit, kadınların görünmeyen hikâyelerini kalemiyle anlattı.

Kamran Aziz, sağlık ve kültür hayatında öncü rol oynadı.

Ayten Berkalp, spor ve sosyal yaşamda kadınların görünürlüğünü artırdı.

Urkiye Mine Balman, şiirlerinde insan sevgisini ve barışı işledi.

Fatma Aziz, sağlık alanında kadınların önünü açtı.

Kıbrıs’ta ilk kadın öğretmenler, sendikal mücadelede yer alan kadınlar ve toplumun eğitimine emek veren sayısız kadın da bu yürüyüşün parçası oldu.

Ama onların yanında…

Buraya sığdıramadığımız daha onlarcası, yüzlercesi vardır.

Ve elbette adı bilinmeyen daha nice yüzlerce kadın…

Tarlalarda çalışanlar…
Okullarda öğretenler…
Hastanelerde iyileştirenler…
Evlerde hayatı yeniden kuranlar…

Hayatın her alanında emek veren kadınlar…

Toplumların gerçek tarihi çoğu zaman onların omuzlarında yükselir.

 

Eşitlik Hâlâ Tamamlanmadı

Bugün dünyada kadınların elde ettiği kazanımlar ne kadar önemli olursa olsun, toplumsal cinsiyet eşitliği hâlâ tamamlanmış bir hikâye değildir.

Dünya Ekonomik Forumu’nun raporlarına göre mevcut hızla küresel toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması yaklaşık 130 yıl sürebilir.

Bu yalnızca bir istatistik değildir.

Bu, bugün doğan bir çocuğun torunlarının bile hâlâ eşitsizlikle mücadele edebileceği anlamına gelir.

Kadınlar dünya genelinde erkeklerden ortalama %20 daha az ücret alıyor.

Bilim ve teknoloji alanlarında çalışanların yalnızca yaklaşık üçte biri kadınlardan oluşuyor.

Dünya parlamentolarında kadınların temsil oranı hâlâ %25 civarında.

Yani kararların alındığı masalarda kadınların sesi hâlâ yeterince duyulmuyor.

Ama tarih bize şunu gösteriyor:

Eşitlik hiçbir zaman kendiliğinden gelmez.

Eşitlik mücadeleyle kazanılır.

 

Şiir Gibi Bir Son

Nazım Hikmet şöyle diyordu:

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine…”

Belki de eşitlik dediğimiz şey tam da budur.

Bir ağacın gölgesinde yalnız durmak değil,
bir ormanın içinde birlikte büyümek.

Bir gün…

kadınların emeği görünür olduğunda,
kadınların sesi özgür olduğunda,
kadınların hayatı eşit olduğunda,

sokakların dili değişecek,
okulların kapısı daha geniş açılacak,
evlerin içindeki sessizlik yerini umuda bırakacak.

Ve belki o gün…

bir kız çocuğu doğduğunda
dünya biraz daha aydınlanacak.

Ve belki o gün…

insanlık ilk kez gerçekten nefes alacak.

Çünkü dünya,
en başından beri,
kadınların omuzlarında dönüyor.

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.