KUTADGU BİLİG'DEN YAPAY ZEKÂ ÇAĞINA – III
Kanaat ve Mutluluk: Geleceğin Medeniyeti Nasıl Kurulacak?
İnsanlık tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar çok şeye sahip olmadı.
Daha büyük evlerimiz var.
Daha hızlı araçlarımız var.
Daha gelişmiş teknolojilerimiz var.
Daha güçlü bilgisayarlarımız var.
Ama garip bir şekilde...
Daha huzurlu olduğumuzu söylemek zor.
Sanki elimizdeki imkânlar büyürken içimizdeki boşluk da büyüyor.
Bir şeyler çoğalıyor.
Ama bir şeyler eksiliyor.
Belki de modern çağın en büyük paradoksu budur.
İnsanlığın sahip oldukları artarken, tatmin duygusu azalıyor.
Çünkü tüketim çağının görünmez sloganı şudur:
"Daha fazlasına sahip olursan daha mutlu olursun."
Oysa hayat bize çoğu zaman bunun tersini gösteriyor.
Daha fazla tüketiyoruz.
Ama daha fazla huzur bulamıyoruz.
Daha fazla bağlantı kuruyoruz.
Ama daha fazla yalnızlaşıyoruz.
Daha fazla görünür oluyoruz.
Ama kendimizi daha az tanıyoruz.
İşte tam bu noktada Yusuf Has Hacib'in bin yıl önceki sesi yeniden duyuluyor.
Kutadgu Bilig'de mutluluğun karşısına serveti değil...
Kanaati koyuyor.
Bugünün dünyasında kulağa eski bir kelime gibi gelebilir.
Kanaat...
Ama belki de geleceğin en modern kavramlarından biridir.
Çünkü kanaat vazgeçmek değildir.
Teslim olmak değildir.
Hayattan el çekmek değildir.
Kanaat, insanın sahip olduklarının farkına varabilmesidir.
İhtiyaçlarıyla hırsları arasındaki çizgiyi görebilmesidir.
Kendi iç dünyasını kaybetmeden yaşayabilmesidir.
Bugün sosyal medya bize sürekli başka hayatlar gösteriyor.
Daha güzel evler.
Daha güzel bedenler.
Daha güzel tatiller.
Daha güzel başarı hikâyeleri.
Ve insan fark etmeden kendi hayatını eksik görmeye başlıyor.
Bir başkasının vitriniyle kendi gerçeğini kıyaslıyor.
Sonra da mutlu olamadığını düşünüyor.
Oysa Yusuf Has Hacib mutluluğun dışarıda değil içeride aranması gerektiğini söylüyordu.
Çünkü insanın en büyük zenginliği sahip oldukları değil...
Kaybetmedikleridir.
Vicdanını kaybetmemesi.
Aklını kaybetmemesi.
Merhametini kaybetmemesi.
İnsanlığını kaybetmemesi.
Belki de bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu şey daha fazla teknoloji değildir.
Daha fazla insanlıktır.
Daha fazla veri değildir.
Daha fazla hikmettir.
Daha fazla hız değildir.
Daha fazla anlamdır.
Son yıllarda Türk dünyasında sıkça kullanılan bir kavram var:
"Üçüncü Rönesans."
Birçok kişi bunu teknolojiyle, bilimle ve ekonomik kalkınmayla ilişkilendiriyor.
Elbette bunlar önemlidir.
Ama gerçek bir rönesans yalnızca makinelerin gelişmesi değildir.
İnsanın da gelişmesidir.
Vicdanın gelişmesidir.
Adaletin gelişmesidir.
Ahlakın gelişmesidir.
Yusuf Has Hacib'in bize bıraktığı en büyük miras da budur.
Bilgi ile vicdanı ayırmamak.
Akıl ile ahlakı birbirinden koparmamak.
Mutluluğu yalnızca başarıyla ölçmemek.
Ve insanı her şeyin merkezinde tutmak.
Çünkü geleceğin medeniyetini yapay zekâ kurmayacak.
Onu nasıl kullanacağına karar veren insanlar kuracak.
Ve belki de insanlığın önündeki en büyük soru hâlâ aynıdır:
Daha güçlü nasıl olacağız?
Değil...
Daha iyi insan nasıl olacağız?
Kutadgu Bilig'in bin yıl öncesinden bugüne uzanan çağrısı budur.
Bilgiye ulaşın.
Ama bilgeliği unutmayın.
Güç kazanın.
Ama adaleti kaybetmeyin.
Başarılı olun.
Ama insan kalın.
Çünkü bazı kitaplar yalnızca geçmişi anlatmaz.
Bazı kitaplar geleceği de aydınlatır.
Ve bazı bilge insanlar, öldükten sonra bile insanlığa yol göstermeye devam eder.
Yusuf Has Hacib onlardan biridir.
Belki de artık yeni bir çağın eşiğindeyiz.
Bilgi çağını kurduk.
Şimdi sıra bilgelik çağını kurmakta.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.