LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Hayatın sessiz yasası

Yayın Tarihi: 07/06/26 08:00
okuma süresi: 8 dak.

Roland Garros finalinden hayata, eğitime ve insanın bitmeyen yolculuğuna dair notlar

Dün (6 Haziran 2026 Cumartesi), Paris'te Roland Garros'un kırmızı toprak kortlarında kadınlar finali oynanıyordu.

Bir tarafta henüz 19 yaşındaki Mirra Andreeva…

Diğer tarafta 24 yaşındaki Maja Chwalińska…

İki genç kadın…

İki farklı hikâye…

İki farklı yolculuk…

Ama aynı hayal.

Milyonlarca insan gibi ben de ekran başında bu mücadeleyi izliyordum.

Kortun kenarında yıllardır duran bir yazı vardı.

Daha önce de defalarca görmüştüm.

Belki onlarca kez...

Ama bazı cümleler vardır; insanın gözüne değil, zihnine takılırlar.

İşte dün, bu iki genç sporcunun mücadelesini izlerken, o kısa cümle yeniden çıktı karşıma:

“Victory belongs to the most tenacious”

Zafer en azimli olana aittir.

Evet, bu söz ilk kez karşıma çıkmıyordu.

Ama nedense dün farklı görünüyordu.

Belki kortta mücadele eden iki genç insanın hikâyesiydi bunun nedeni…

Belki birinin henüz 19, diğerinin yalnızca 24 yaşında olması…

Belki de dünyanın giderek daha hızlı değiştiği bir çağda, başarının ne olduğuna dair yeniden düşünme ihtiyacı…

Bilmiyorum.

Ama o birkaç kelime, kırmızı toprağın üzerinden yükselip beni tenis kortlarından aldı; hayatın, eğitimin ve insan olmanın derin sularına götürdü.

Çünkü insanlık tarihinin en eski sorularından biri hâlâ önümüzde duruyor:

Başarıyı getiren şey nedir?

Zekâ mı?

Yetenek mi?

Güç mü?

Şans mı?

Yoksa bütün bunlardan daha derin bir şey mi?

Aklıma önce Darwin'e atfedilen o meşhur düşünce geldi:

"Hayatta kalan ne en güçlü ne de en zekidir; değişime en iyi uyum sağlayandır."

Belki Darwin bu cümleyi tam olarak böyle söylemedi.

Ama düşüncesinin özü buydu.

Yaşamın sırrı yalnızca güçlü olmakta değil, değişen koşullara uyum sağlayabilmektedir.

Sonra Einstein'a atfedilen o meşhur söz geldi aklıma:

"Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir."

Bu sözün de gerçekten ona ait olup olmadığı tartışılır.

Ama taşıdığı düşünce önemlidir.

Çünkü hayat, eski cevaplarla yeni sorunları çözmeye çalışanları değil; öğrenebilenleri, yenilenebilenleri ve farklı yollar deneyebilenleri ödüllendirir.

Bir an için korta yeniden baktım.

Ve şunu düşündüm:

Belki de zafer yalnızca azimli olanların değildir.

Belki zafer, azim ile değişimi aynı potada eritebilenlerin olur.

Çünkü yalnızca azim yeterli değildir.

Yanlış bir yolda inatla yürümek insanı hedefe ulaştırmaz.

Ama yalnızca değişmek de yeterli değildir.

Sürekli yön değiştiren bir gemi hiçbir limana varamaz.

Bilgelik, hedefe sadık kalırken yöntemi değiştirebilmektir.

İşte nehirler bu yüzden denize ulaşır.

Kayaları kırdıkları için değil…

Onların etrafından geçmeyi öğrendikleri için.

Bu nedenle Herakleitos'un iki bin beş yüz yıl önce söylediği düşünce bugün hâlâ canlıdır:

"Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız."

Çünkü nehir değişmiştir.

Siz değişmişsinizdir.

Dünya değişmiştir.

Hayatın özü değişimdir.

Ama değişimin içinde kaybolmadan yaşayabilmek, insanın en büyük sınavlarından biridir.

İşte burada Mevlânâ'nın sesi duyulur:

"Dünle beraber gitti cancağızım; ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım."

Yeni şeyler söylemek…

Aslında yeni şeyler düşünebilmek demektir.

Yeni şeyler düşünebilmek ise insanın kendi sınırlarını aşabilmesi demektir.

Bugün eğitim sistemlerinin önündeki en büyük mesele de budur.

Çocuklarımızı yalnızca bilgiyle doldurmak mı?

Yoksa onları değişen bir dünyada ayakta kalabilecek insanlar olarak yetiştirmek mi?

Çünkü bilgi artık birkaç saniyede ulaşılabilen bir kaynaktır.

Fakat merakı,

Sabrı,

Cesareti,

Vicdanı,

Umut etmeyi,

Yeniden başlamayı,

Henüz hiçbir teknoloji öğretememektedir.

Bu nedenle geleceğin dünyasında en büyük yetkinlik bilgi değil, öğrenme yeteneği olacaktır.

En büyük güç cevap vermek değil, doğru soruları sorabilmek olacaktır.

Roland Garros finaline çıkan sporcuların hikâyelerine baktığımızda da aynı gerçeği görürüz.

Onları zirveye çıkaran yalnızca yetenek değildir.

Yetenek bir tohumdur.

Ama emek o tohumu büyüten topraktır.

Sabır onu sulayan yağmurdur.

Başarısızlıklar ise köklerini derinlere gönderen fırtınalardır.

Bu yüzden gençlerimize yalnızca başarı hikâyeleri anlatmamalıyız.

Onlara mücadele hikâyeleri anlatmalıyız.

Çünkü insanı büyüten şey kazandığı kupalar değildir.

Yere düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı öğrenmesidir.

Dün finali Mirra Andreeva kazandı.

Kupayı o kaldırdı.

Ama Maja Chwalińska'nın hikâyesi de orada bitmedi.

Çünkü hayat yalnızca kazananların değil, yürümeye devam edenlerin hikâyesidir.

Bir maç biter.

Bir turnuva sona erer.

Bir kupa kaldırılır.

Ama insanın yolculuğu devam eder.

Bazen aynı hedefe farklı yollardan ulaşırız.

Bazen de yolun kendisi hedefimizi değiştirir.

Dün önemli görünen bir zirve, yarın yalnızca yeni bir başlangıcın ilk basamağı olabilir.

Çünkü yaşam bir sonuç değil, bir süreçtir.

Belki de bu yüzden Yunus Emre'nin yüzyıllar öncesinden gelen sesi bugün hâlâ bize yol göstermektedir:

"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir."

Kendini bilen insan değişimden korkmaz.

Çünkü bilir ki değişmek, kendini kaybetmek değildir.

Daha iyi bir kendine doğru yürümektir.

Nazım Hikmet'in dizelerindeki ağaç gibi…

Kökleri toprağın derinliklerinde,

Dalları gökyüzüne uzanırken…

İnsan da ancak değerlerine sadık kalıp düşüncelerini yenileyebildiğinde büyüyebilir.

Ağaç kökleriyle hayata tutunur.

Dallarıyla gökyüzüne uyum sağlar.

İnsan da ancak köklerini koruyup ufkunu genişletebildiğinde olgunlaşır.

Dün finali izlerken dikkatimi çeken başka bir ayrıntı daha vardı.

Mirra Andreeva korta kendi ülkesinin bayrağıyla çıkmıyordu.

Ama o an şunu düşündüm:

Bazen insanın önünde bayrağını taşıyamadığı günler olabilir.

Ama hayalini taşıyamadığı gün olmamalıdır.

Şartlar her zaman ideal olmayabilir.

Kapılar her zaman sonuna kadar açık olmayabilir.

Fakat insanın kendisini geliştirme yolculuğu hiçbir zaman durmamalıdır.

Çünkü bazen açılmayan kapıları zorlayan şey öfke değil, yıllar boyunca biriktirilmiş emek ve başarıdır.

Belki de Roland Garros kortunda yazan o kısa cümleyi bugün yeniden yorumlamamız gerekiyor:

“Victory belongs to the most tenacious.”

Evet…

Zafer azimli olanındır.

Ama eksik bir cümledir bu.

Zafer yalnızca azimli olanın değildir.

Zafer;

Öğrenebilenin,

Değişebilenin,

Uyum sağlayabilenin,

Yeniden başlayabilenin,

Ve bütün bunlara rağmen hayallerinden vazgeçmeyenin olur.

 

"Çünkü hayatın sessiz yasası şudur:

En güçlüler değil...

En zekiler değil...

Öğrenmeye, değişmeye ve yürümeye devam edenler kazanır."


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.