Bir kupadan daha fazlası: Mesele kupa değil, oyunun içinde kalabilmektir
Bazı zaferlerin değeri, kaldırılan kupanın büyüklüğünde değil; o kupaya ulaşmak için yürünmüş yolun uzunluğunda saklıdır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin CONIFA Avrupa Şampiyonu olması üzerine birçok yorum yapıldı.
Kimi turnuvaya baktı.
Kimi katılan takım sayısına.
Kimi organizasyonun uluslararası ağırlığını tartıştı.
Ben ise başka bir şey düşündüm:
Bir toplum neden bu kadar sevindi?
Neden belediye meydanlarında ekranlar kuruldu?
Neden insanlar kahvelerde, evlerde, sokaklarda aynı heyecanı paylaştı?
Çünkü bazen insanlar bir kupaya sevinmezler.
Bir ihtimale sevinirler.
Bir görünürlüğe sevinirler.
Dünyaya yeniden seslerini duyurabilme imkânına sevinirler.
Meydanlarda kurulan dev ekranların önünde toplanan insanlara baktım.
Kahvelerde nefeslerini tutarak maçı izleyenlere...
Evlerinde televizyon başında heyecanlanan ailelere...
Gol olduğunda ayağa fırlayan çocuklara...
Sessizce tebessüm eden yaşlılara...
Çünkü bazen bir toplumun neye sevindiğini anlamak için kupaya değil, insanların yüzüne bakmak gerekir.
Ve gördüğüm şey yalnızca bir futbol sevinci değildi.
Sanki uzun yıllardır yarı aralık duran bir pencere biraz daha açılmıştı.
Sanki uzaklarda unutulmuş bir ses yeniden duyulmuştu.
Sanki bir toplum, dünyaya bir kez daha "Biz de buradayız" diyebilmişti.
Aslında bu hikâyenin başlangıcını bugünde, 1983'te ya da 1974'te aramak doğru olmaz.
Bu hikâye, 1955 yılında EOKA'nın kurulması ve adadaki ayrışmanın futbol sahalarına da yansımasıyla başladı.
Kıbrıs Türk kulüplerinin kendi federasyonlarını kurduğu o günlerde başlayan yolculuk, yalnızca futbolun değil; görünür olmaya çalışan bir toplumun yolculuğuydu.
Aradan geçen yıllar içinde nesiller, formalar ve sahalar değişti; fakat çocukların topun peşinden koşarken kurduğu hayaller hiç değişmedi. Kıbrıs Türk futbolunun asıl hikâyesi de belki burada saklıydı: Değişen şartlara rağmen değişmeyen umutlarda.
1960'lı ve 1970'li yıllarda Türkiye genç milli takımları adaya geldi. Dostluk maçları oynandı. Tribünler doldu. İnsanlar kendilerini daha büyük bir futbol ailesinin parçası gibi hissetti.
1975 yılında düzenlenen Kıbrıs Barış Kupası ise yalnızca bir spor organizasyonu değildi. Galatasaray'ın, Beşiktaş'ın ve Trabzonspor'un bu adanın sahalarına çıkması, savaşın ardından yaralarını sarmaya çalışan bir toplum için uzaktan gelen bir selam, unutulmadığını hissettiren bir dost eli gibiydi.
Sonra yıllar geçti.
Dünyanın bazı kapıları açılırken bazı kapıları kapandı.
Futbol sahalarının etrafına görünmeyen duvarlar örüldü.
Bir zamanlar kolayca kurulan temaslar zorlaştı.
Dostluk maçları azaldı.
Gençlerbirliği'nin Kıbrıs Türk futboluyla kurduğu temaslar etrafında yaşanan tartışmalar bile futbolun nasıl siyasetin gölgesine çekilebildiğini gösterdi.
Ama top yuvarlanmaya devam etti.
Çünkü umut da top gibidir.
Önüne ne kadar engel koyarsanız koyun, kendine mutlaka yeni bir yol bulur.
İşte bu yüzden Kıbrıs Türk futbolu yıllar boyunca kendisine açılan her pencereye yöneldi.
Önce FIFI Wild Cup'lar geldi.
ELF Cup'lar geldi.
Sonra FIFA dışında kalan halkların ve toplulukların buluştuğu VIVA World Cup organizasyonları...
Daha sonra bütün bu arayışların, bütün bu deneyimlerin üzerine CONIFA kuruldu.
Aslında isimler değişiyordu.
Kupalar değişiyordu.
Organizasyonlar değişiyordu.
Ama değişmeyen bir şey vardı:
Kıbrıs Türk gençlerinin ve Kıbrıs Türk toplumunun dünyaya açılma arzusu.
Bu yolculuk boyunca şampiyonluklar da yaşandı, finaller de oynandı.
2006 yılında ELF Cup ve FIFI Wild Cup'ta gelen başarılar umut verdi.
2012 yılında VIVA World Cup finali oynandı.
2016 yılında CONIFA Dünya Kupası'nda üçüncülük elde edildi.
2017 yılında Kuzey Kıbrıs, CONIFA Avrupa Şampiyonası'na ev sahipliği yaptı ve finale yükseldi.
2018 yılında dünya finaline kadar çıkıldı.
Bugün kazanılan Avrupa şampiyonluğu ise bu uzun yürüyüşün sonu değil, yeni bir durağıdır.
Çünkü mesele hiçbir zaman yalnızca kupa olmadı.
Mesele hiçbir zaman yalnızca futbol olmadı.
Mesele oyunun içinde kalabilmekti.
Yetmiş yıldır...
Bütün zorluklara rağmen...
Bütün engellere rağmen...
Oyunun içinde kalabilmek.
Bu nedenle bugün sevinen yalnızca futbolcular değildi.
Yalnızca teknik heyet değildi.
Yalnızca tribündeki taraftarlar da değildi.
Sevinen, meydanlarda toplanan insanlardı.
Sevinen, evlerinde ekran başında bekleyen ailelerdi.
Sevinen, çocuklardı.
Gençlerdi.
Yaşlılardı.
Kısacası bir toplum seviniyordu.
Çünkü insanlar bazen kupalara değil, kupaların taşıdığı anlamlara sevinir.
Bazen bir madalyaya değil, o madalyanın arkasındaki hikâyeye sevinir.
Bazen bir gole değil, o golün açtığı ihtimallere sevinir.
Belki bir gün Kıbrıs sorunu çözülecek.
Belki federal bir yapı içerisinde Kıbrıs futbolu yeniden şekillenecek.
Belki Kıbrıs Türk futbolu FIFA ve UEFA içinde yerini alacak.
Nasıl ki bir zamanlar uluslararası sistemin dışında kalan Kosova bugün Dünya Kupası elemelerinde mücadele edebiliyorsa, Kıbrıs Türk gençlerinin de dünya sporunun doğal bir parçası olduğu günler gelebilir.
O gün geldiğinde tek takım mı olur?
İki ayrı futbol yapısı mı olur?
Başka bir model mi ortaya çıkar?
Bunu zaman gösterecek.
Ama bugün için bildiğim bir şey var:
Bir gencin önüne açılan her kapı değerlidir.
Bir toplumun dünyayla kurduğu her temas değerlidir.
Ve sporun gerçek gücü kupalarda değil, insanlar arasında kurduğu köprülerde saklıdır.
Çünkü top bazen siyasetçilerin yıllarca açamadığı yolları açar.
Bir maç bazen uzun müzakerelerin kuramadığı temasları kurar.
Bir gol bazen binlerce insanı aynı anda ayağa kaldırır.
Ve bazen bir kupa...
Sadece bir kupa değildir.
O gece meydanlarda insanlar yalnızca bir şampiyonluğu kutlamıyordu.
Belki farkında olmadan kendi hikâyelerini kutluyorlardı.
Yetmiş yıldır dünyanın futbol haritasında kendisine yer açmaya çalışan bir toplumun hikâyesini...
Dünyaya karışmak isteyen çocukların hikâyesini...
Ve bütün zorluklara rağmen umudunu kaybetmeyen insanların hikâyesini...
Belki o gece meydanda maçı izleyen çocuklardan biri yıllar sonra profesyonel bir futbolcu olmayacak.
Belki bir Dünya Kupası'nda forma giyemeyecek.
Belki adı hiçbir zaman büyük stadyumların ışıkları altında anılmayacak.
Ama o gece çok önemli bir şey gördü.
Kendisinden önce gelenler oyunu terk etmedi.
Sahadan çekilmedi.
Umudunu kaybetmedi.
Ve bazen bir çocuğun geleceğe inanması için bundan daha büyük bir ders yoktur.
Çünkü bazı halklar tarihe büyük ordularla geçer.
Bazıları büyük devletlerle...
Bazıları büyük zaferlerle...
Kıbrıs Türk halkının hikâyesi ise çoğu zaman oyunun dışında bırakılmasına rağmen oyunu terk etmeyenlerin hikâyesidir.
Belki de bu yüzden o akşam meydanlarda insanlar yalnızca bir kupayı kutlamıyordu.
Biraz da kendilerini kutluyorlardı.
Biraz da çocuklarını...
Biraz da yarınlarını...
Çünkü bazen en büyük zafer kazanmak değildir.
En büyük zafer, bütün zorluklara rağmen sahada kalabilmektir.
Ve bazen bir halkın geleceği, kaldırdığı kupalarda değil; çocuklarının hâlâ hayal kurabiliyor olmasında saklıdır.
Belki de o gece kazanılan şey bir kupadan çok daha fazlasıydı.
Belki kazanılan şey, yıllardır kapanan kapılara rağmen açık tutulmaya çalışılan bir umuttu.
Ve umut da top gibidir...
Önüne ne kadar engel koyarsanız koyun, kendine mutlaka yeni bir yol bulur.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Alexy Flemming08/06/26 09:32
Kıbrıs Cumhuriyeti HİÇ BİR ZAMAN dünya kupasına katılamadı! Kıbrıs Cumhuriyeti HİÇ BİR ZAMAN Avrupa şampiyonasına katılamadı; HEP elendi! BM üyesi olmayan UEFA ve FİFA üyesi olan KOSOVA, FİFA dünya sıralamasında 78. sırada. Kıbrıs Cumhuriyeti, FİFA dünya sıralamasında 123. sırada! BM üyesi olmayan UEFA ve FİFA üyesi olan CEBELİTARIK, FİFA dünya sıralamasında 202. sırada. BM üyesi olmayan UEFA ve FİFA üyesi olan KUZEY KIBRIS da, çok yakında, UEFA ve FİFA'da yerini alacak!