Üniversiteler Kime Değil, Nasıl Bir İnsan Yetiştiriyor?: KKTC Yükseköğretim 2040 Vizyonu – II
Birinci bölümün sonunda şu soruyu sormuştuk:
KKTC üniversiteleri aslında kime insan yetiştiriyor?
Elbette bu sorunun pratik bir cevabı vardır.
KKTC'li öğrencilere...
Türkiye'den gelen öğrencilere...
Afrika'dan, Orta Asya'dan, Orta Doğu'dan ve dünyanın farklı bölgelerinden gelen uluslararası öğrencilere...
Ancak geleceği konuşuyorsak, asıl soru bu değildir.
Asıl soru şudur:
Biz nasıl bir insan yetiştiriyoruz?
Çünkü yapay zekâ çağında ülkelerin rekabet gücünü belirleyecek olan şey yalnızca mezun sayıları olmayacaktır.
Asıl belirleyici olan;
öğrenmeyi sürdürebilen,
değişime uyum sağlayabilen,
etik kararlar verebilen,
farklı kültürlerle birlikte çalışabilen,
girişimci düşünebilen,
ve henüz ortaya çıkmamış problemlere çözüm üretebilen insanların sayısı olacaktır.
OECD'nin Geleceğin Eğitim ve Becerileri 2030 yaklaşımı, geleceğin eğitim sistemlerinin yalnızca bilgi değil; bilgi, beceri, tutum ve değerleri birlikte geliştirmesi gerektiğini vurgulamaktadır (OECD, 2023).
Demek ki mesele yalnızca meslek sahibi insanlar yetiştirmek değildir.
Mesele insan yetiştirmektir.
Üniversite Bir Kampüs Değil, Bir Yaşam Deneyimidir
Belki de yükseköğretim tartışmalarında en fazla ihmal ettiğimiz konu budur.
Bir öğrenci üniversitede yalnızca dersliklerde öğrenmez.
Kütüphanede öğrenir.
Kafeteryada öğrenir.
Kulüplerde öğrenir.
Gönüllülük faaliyetlerinde öğrenir.
Farklı ülkelerden gelen arkadaşlarıyla kurduğu ilişkilerde öğrenir.
Üniversite aslında küçük bir dünya modelidir.
Bu nedenle yükseköğretimi yalnızca ders programları ve diplomalar üzerinden değerlendirmek eksik kalır.
UNESCO'nun yükseköğretimin geleceğine ilişkin çalışmaları, üniversitelerin yalnızca iş gücü yetiştiren kurumlar değil; insan potansiyelini geliştiren, toplumsal refahı güçlendiren ve küresel sorunların çözümüne katkı sunan yapılar olması gerektiğini vurgulamaktadır (UNESCO, 2024).
Çünkü geleceğin üniversitesi bilgi aktaran bir kurumdan çok daha fazlası olacaktır.
Bir yaşam ekosistemi olacaktır.
Öğrenci Adası mı, Üniversite Adası mı?
Belki de artık hedefimizi yeniden tanımlamamız gerekiyor.
Kuzey Kıbrıs yalnızca üniversitelerin bulunduğu bir ada olmamalıdır.
Gerçek anlamda bir Öğrenci Adası olmalıdır.
Bu yalnızca yeni kampüsler inşa etmekle gerçekleşmez.
Öğrencinin güvenli ulaşım sağlayabildiği...
Kültürle buluşabildiği...
Sanat üretebildiği...
Spor yapabildiği...
Girişimcilik deneyimi yaşayabildiği...
Toplumla bütünleşebildiği...
Ve kendisini ait hissedebildiği bir yaşam alanı oluşturmak gerekir.
Çünkü bir öğrenci üniversitede yalnızca diploma almaz.
Hayata bakışını da şekillendirir.
Bu nedenle yükseköğretim politikası ile şehir politikası, kültür politikası ve gençlik politikası birbirinden ayrı düşünülemez.
Mozaik Değil, Ebru
Çok kültürlü toplumları anlatırken sık sık "mozaik" benzetmesini kullanıyoruz.
Oysa mozaikte taşlar yan yana durur.
Birbirine temas etmeden...
Birbirini dönüştürmeden...
Sadece aynı resmin içinde yer alırlar.
Benim hayalimdeki öğrenci adası ise bir mozaik değildir.
Bir ebrudur.
Ebruda renkler birbirine dokunur.
Birbirinden etkilenir.
Birbirini dönüştürür.
Ve sonunda ortaya daha önce var olmayan yeni bir desen çıkar.
Üniversitelerimizin hedefi de bu olmalıdır.
Farklı milletleri aynı kampüste toplamak değil;
farklı kültürlerin birbirinden öğrenebildiği, birlikte üretebildiği ve birlikte yaşayabildiği yeni bir öğrenme ortamı oluşturmak.
Çünkü geleceğin dünyasında başarı yalnızca rekabetle değil, iş birliğiyle de ölçülecektir. UNESCO'nun "Eğitimin Geleceği" raporu da eğitim sistemlerinin rekabetten çok iş birliği, kapsayıcılık ve ortak gelecek inşasına yönelmesi gerektiğini vurgulamaktadır (UNESCO, 2021).
Asıl Mesele
Belki de bütün tartışmanın özü tek bir cümlede saklıdır.
Üniversitelerin görevi yalnızca meslek öğretmek değildir.
Üniversitelerin görevi yalnızca diploma vermek de değildir.
Üniversitelerin görevi, değişen dünyayı anlayabilen ve gerektiğinde onu değiştirebilecek insanlar yetiştirmektir.
Çünkü bugün üniversitelerimizde bulunan gençler yalnızca bugünün öğrencileri değildir.
Onlar 2040'ların öğretmenleri...
Mühendisleri...
Girişimcileri...
Bilim insanları...
Sanatçıları...
Karar vericileri...
Ve toplum liderleridir.
Bu nedenle artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Üniversitelerimizi hâlâ fakülteler ve bölümler etrafında mı tasarlamalıyız?
Yoksa insanlığın çözmek zorunda olduğu büyük problemler etrafında mı yeniden düşünmeliyiz?
Çünkü belki de geleceğin üniversiteleri fakülteler etrafında değil, insanların çözmek zorunda olduğu problemler etrafında şekillenecektir.
Kaynakça
OECD. (2023). OECD Learning Compass 2030.
UNESCO. (2021). Reimagining Our Futures Together: A New Social Contract for Education.
UNESCO. (2024). Higher Education and the Futures of Learning.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.