Mevlana bugün yaşasaydı Twitter’dan mı susardı?
Bu soruyu genellikle ironik bir sitemle soruyoruz. Gürültülü dünyaya bir eleştiri, bugünün diline bir mesafe koyma isteği var bu cümlede. Ama belki de meseleyi tersinden düşünmek gerekir. Mevlana bugün yaşasaydı susmazdı; ama herkesin konuştuğu yerden de konuşmazdı. Çünkü onun öğretisi sessizlikten değil, derinlikten beslenirdi.
Mevlana’nın dili bağırmazdı. Çağırmazdı. Davet ederdi. Bugünün dünyasında asıl eksik olan şey de tam olarak bu: davetkâr bir dil. İnsanlar ikna etmeye çalışıyor, etkilemeye uğraşıyor, görünür olmaya çabalıyor. Oysa Mevlana’nın sözü görünmek için değil, bulunmak içindi. Kalbi olanın bulacağı bir söz.
Eğer bugün yaşasaydı, muhtemelen herkesin konuştuğu hızda konuşmazdı. Çünkü hakikat aceleyi sevmez. Ama bu, bugünün insanına söyleyecek bir sözü olmayacağı anlamına gelmez. Aksine, tam da bu çağın yarasına temas eden bir dili olurdu. Daha yumuşak, daha kapsayıcı, daha sakin… Gürültünün karşısına yeni bir gürültüyle değil, başka bir ritimle çıkardı.
Mevlana’nın öğretisinin en güçlü tarafı şudur: İnsanı dışlamaz, daraltmaz, köşeye sıkıştırmaz. “Böyle olmalısın” demez; “olduğun yerden başlayabilirsin” der. Bugün insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur. Sürekli eksik hissettiren, yetmezlik duygusunu körükleyen bir dünyada, insanı olduğu hâliyle kabul eden bir bakış.
Bugün sosyal medya çoğu zaman insanları ayırıyor. Taraflara bölüyor, kimliklere sıkıştırıyor, etiketliyor. Mevlana’nın dili ise birleştiricidir. Ayıran değil, bağlayan bir bakışı vardır. Bu bakış, bugün de mümkündür. Çünkü mesele platform değil, niyettir. Sözün nerede söylendiğinden çok, hangi kalpten çıktığı önemlidir.
Pozitif olmak, her şeyi görmezden gelmek değildir. Mevlana’nın öğretisi de hayattan kaçmaz. Acıyı inkâr etmez, zorluğu yok saymaz. Ama acının içinde anlam arar. Zorluğun içinde dönüşüm ihtimali görür. Bugün de insanlara tam olarak bunu hatırlatmak gerekir: Her karmaşa, bir iç düzen kurma fırsatıdır.
Belki de Mevlana bugün yaşasaydı, en çok şunu söylerdi: “Bu kadar konuşmanın arasında kalbini kaybetme.” Ve bunu yüksek sesle değil, insanın içine yerleşen bir cümleyle yapardı. Çünkü hakiki söz, yankı yapmaz; yer eder.
Bu yüzden mesele susmak değil. Mesele, nasıl konuştuğunu bilmek. Mesele görünür olmak değil, anlamlı olmak. Ve bugün de bu mümkündür. Yeter ki insan, sözünü hızdan değil, kalpten çıkarmayı hatırlasın.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.