Çanlar kimin için çalıyor?
Bu haftaki yazımın başlığı olarak ünlü Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in bir savaş romanı olan eserinin adını kullandım (For Whom the Bells Toll). Yazarın kullandığı bu roman adı sonraları “Şimdi sıra kimde? Şimdi kim, kimler tehlikede?” anlamında kullanılmaya başlandı.
Geçen haftaki yazımda aşırı sağ Reform UK partisinin hızla büyüdüğünü ve birkaç yıl sonra yapılacak genel seçimde iktidara gelmesinin büyük olasılık olarak görüldüğünü yazmıştım. Manchester şehrinin Gorton ve Denton bölgesinde, İşçi Partisi milletvekilinin istifası nedeniyle düzenlenen ara seçim bu tehlikeli olasılığın geçerliliğini kanıtlayıcı nitelikte idi.
26 Şubat ara seçimini Yeşiller kazanarak Avam Kamarasındaki sayılarını 5’e çıkardı ve Reform UK’in milletvekili sayısını artırmasını şimdilik önledi. Ancak Reform UK adayının daha 18 ay önce seçimi büyük farkla kazanan İşçi Partisinin adayını üçüncü sıraya itmesi hiç de hayra alâmet değil. Yarışı Muhafazakârların 4’üncü, Liberal Demokratların 5’inci sırada bitirmesi 2 partili sistemin sonuna yaklaşıldığının habercisidir. Şimdi seçim sisteminin değişmesi için kampanyalara hız verilecektir.
Yani anlayacağınız değerli okurlarım, “Çanlar kimin için çalıyor?” sorusunun cevabı Reform UK’in ırkçı, faşist ideolojisini savunmayan herkes, ama en fazla göçmen toplumlar için.
Göçmen sözcüğünü biraz açmak gerekir. Vikipedi tanımı şöyle: “Göçmen (muhacir), bir ülkeden başka bir ülkeye yerleşmek amacıyla göç eden kişidir. Hukuki olarak göçmen veya göçmenler, en az iki ülkeyi ilgilendirmektedir. Biri bırakılan ülkedir, öteki yerleşilen ülkedir.”
Esasında göçmen sözcüğü batılılar tarafından az gelişmiş üçüncü dünya ülkelerinden, genellikle eski müstemlekelerinden gelen insanlar için kullanılır. Kıbrıs’ta, değişik Avrupa ülkelerinde yaşayan İngiliz kendisine göçmen der mi? Ne münasebet… O “Expat”tır (Expatriate). Anlamı, kendi ülkesi dışında yaşayan kişi demektir. Peki, göçmen kelimesi ile tıpatıp aynı anlamı taşıyan bu kelime niye gereklidir? Çünkü İngiliz kendini sömürüp yoksul bıraktığı, şimdi sözde bağımsız olan eski müstemleke ülkeleri insanından üstün görür. Hollandalı, İspanyol, Belçikalı, Fransız, keza. Anlayacağınız beyaz üstünlüğü megalomanisi.
İdeolojilerinin merkezinde ırkçılık olan, ayrımcılığı önleme amaçlı eşitlik yasalarını kaldırmayı amaçlayan, Avrupa İnsan Hakları Anlaşmasını terk etmeyi plânlayan ırkçı bir partinin yöneticileri arasında bulunan göçmen kökenli kişilere ne demeli? Kraldan çok kralcı bu fenomenin üzerinde durulması gerekir.
Değerli gazeteci / yazar Mete Hatay bir sosyal medya paylaşımında bu durumun bir analizini yaptı. Hatay’ın analizi bir genellemedir ve sosyal sınıf unsurunu gözardı eder ama yine de iyi bir analizdir:
“…Birinci nesil göçmen sınırı geçer. İkinci nesil ise sınırın içinde doğar veya küçük yaşta göç etmiştir. Ama sınırdan kurtulamaz. Çünkü sınır artık coğrafi bir çizgi değil, toplumsal bir filtredir. Sürekli bir sadakat beklentisi üretir. Bu yüzden göçmenin çocuğu çoğu zaman sadece uyum sağlamakla yetinmez. Sadakat gösterir. Sadakat ise sadece bir duygu değildir; bir performanstır. Ve bu performansın ödülü statüdür. Onlara açılan kapı, sadece liyakatın değil, aynı zamanda sadakatin ödülüdür. Ve bir kez o kapıdan girdiklerinde, o statüyü korumak için aynı sadakati yeniden ve yeniden üretmeleri gerekir. Böylece bir zamanlar dışarıda olanlar, içeride kalabilmek için kapıyı başkalarına kapatanlara dönüşür.”
Geçenlerde ailesi 1960lı yıllarda Pakistan’dan göç eden ve Maliye ve İçişleri bakanlıkları yapmış olan Muhafazakâr Partili Sacid Javeed, şimdiki muhaceret yasalarında kendi anne ve babasına ülkeye giriş izni vermeyeceğini açıklamakla sert tartışmalar başlatmıştı. Neden olarak İngilizce dilinin entegrasyon için önemli olduğunu vurguladı. Göçmenlerin İngilizce dilini bilmeleri ülkeye iyi uyum sağlamaları açısından önemlidir. Bu şüphesiz. Ama bunu ülkeye giriş için şart yapmak? Merak ederim, Kıbrıs’ta İspanyada yaşayan İngilizler Türkçe, Rumca İspanyolca dillerine hakim miler? Ama doğru, unutuyordum, onlar göçmen değil, “expat”!
Irkçılar, faşistler toplumların mantıklı olmayan korkularından yararlanarak, kasıtlı olarak gerçek dışı istatistikler kullanarak, arkalarına çoğunluğu sağ politikaları destekleyen medya kuruluşlarını da alarak çirkin, yıkıcı, tehlikeli politikaları ile güç elde etme uğraşı içerisindedirler. Bu, tarih boyunca hep böyle oldu.
İngiltere, kendi polisi içerisinde kurumsallaşmış ırkçılık olduğunu saptayan ve bu durumu gidermek ve ırkçılık, ayrımcılıkla savaşmak için yasalar çıkaran bir ülkedir. Demokratik yollarla seçilmiş olmasa da bir üst meclis olan Lordlar Kamarası hükümetlerin aşırı siyasetlerine sürekli engel teşkil etmiştir. Ne yazık ki tüm bu olumlu şeyler Reform UK’in yükselişi ile tehlikededir.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.