İran-korku ve umut arasında bir halk

Yayın Tarihi: 08/03/26 07:30
okuma süresi: 6 dak.

İran savaşının ilk gününde medyaya yansıyan görüntülerin bence en çarpıcı olanlarından biri, Tahran’a yağan bombalardan camları kırılan bir apartman dairesindeki ekrana yansıtılmayan kadın ve çocukların çığlıklarının duyulduğu görüntüler idi. Son zamanlarda iki ateş arasında kalan İran halkının çektiği çileyi çok iyi özetliyordu bu görüntüler.

Geçen yıl dünyanın birçok çatışma bölgelerinde habercilik yapmış deneyimli gazeteci Tim Marshall’ın “Coğrafyanın Mahkumları – Prisoners of Geography” kitabını okumuştum. Kitap, politik bir genel bakışla dünyanın 10 bölgesinden örnekler vererek coğrafyanın sadece tarihi etkilemekle kalmayıp insanların kaderini değiştirdiğini anlatıyor. Bu kitaptan şu an dünyada gelişen çatışmaların altında yatan nedenler net bir şekilde öğrenilebilir.

Kitabın “Ortadoğu” bölümünde 1916 yılında İngiliz diplomat Mark Sykes’ın eline kalemi alıp Ortadoğu bölgesini bir hat çizerek kuzey ve güney olarak ikiye böldüğüne değinir. Sykes-Picot Hattı olarak bilinecek olan hat. Sonradan meslektaşı Fransız Francois Georges-Picot ile anlaşarak Ortadoğuda uydurma“ülkeler” yarattılar ve bu sözde ülkeleri Birleşik Krallık ve Fransa arasında paylaştılar. Osmanlının Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmesiyle bu paylaşım uygulanmaya başlar ve Suriye, Lübnan, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Küveyt ve İsrail devletleri yaratılır. (Kıbrıs’ta da yeşil kalemle bölmüşlerdi Lefkoşa’yı). Bu olayın şimdi İran’da gelişen durumla ne ilgisi var diyeceksiniz, ama çok ilgisi var. Arap kavimlerinin ortasına “vadedilen topraklar” masalı ile İsrail’i yerleştirmekle başladı her şey çünkü. Neyse, bu kompleks konu başka bir makale konusu. Bahsettiğim kitabı okumanızı öneririrm.

“Tarih tekerrürden ibarettir” sözü çeşitli düşünürler tarafından değişik şekilde ifade edilmiştir, ancak 1834 ille 1902 tarihleri arasında yaşayan İngiliz tarihçi Lord Acton ile özdeşleşmiştir. Liberal bir tarihçi olan Lord Acton’un başka ünlü bir sözü şöyle: “Güç, yozlaştırma eğilimlidir. Mutlak güç mutlaka yozlaştırır”. Lord Acton burada kontrolsüz gücün özgürlük için en büyük tehdit olduğuna inandığını ifade etmektedir.

ABD ve Israil’in Iran’a karşı başlattığı yasa dışı savaşta bu iki sözün örneklerini görmekteyiz. Aslında yakın tarihimizde çok gördük bu örnekleri. ABD Cumhurbaşkanı Trump’ın Kongre’nin iznini almadan, uydurma nedenlerle İsrail ile başlattığı bir savaştır bu. İran’a yapılan saldırının amacının ne olduğu henüz açık değil. Trump ve kurmayları tarafından çelişkili nedenler belirtilmekte. Biri İran’ın nükleer tehdidini önlemek olduğunu söylerken diğeri İran’da rejim değişikliğini amaçladıklarını dillendiriyor. İran’ın bulunduğu coğrafya’ya bakıldığında ABD, İsrail saldırısının en önemli nedeninin petrol yataklarını kontrol etmek olduğunu hemen görebilirsiniz. ABD’nin tüm Ortadoğu ülkelerinde üslerinin bulunması, Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’ta kocaman iki üssünün bulunması tesadüf değildir.

Trump’ın, Cumhurbaşkan Yardımcısı J.D. Vance’ın, kendisine şu an Savaş Bakanı diyen Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun söyediklerini dinlerken bir Superman veya Batman filmini izlediğinizi sanırsınız. Ancak bu kişiler size Superman veya Batman’ı değil, onların düşmanları Darkseid, Lex Luther, Zod, Brainiac, Joker ve Two-Face karakterlerini anımsatır. Özellikle Hegseth’in kullandığı dil sorumluluk sahibi bir bakandan çok bir futbol holiganının dilidir. Trump’ın sürrealist, gerçeküstü açıklamalarının, söylemlerinin örnekleri kitaplar doldurur.

Şu an süregelen savaş konusunda yazılacak, söylenecek çok şeyler vardır. Starmer’in Kıbrıs’taki üslerini sözde savunma amaçlı ABD’nin kullanımına açması, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in Trump’a karşı dik duruşu, ABD’de Trump’ın diktatörlüğünü önlemeyi beceremeyen muhalefet, KKTC’de “inşallah İran Rum kesimine füze yağdırır diye dua eden kuş beyinliler, Türkiye’nin tarafsız duruşu, Çin’in pasifliği, ABD ve Batı medyasının tarafsız yayıncılıkla bağdaşmayan önyargılı, propaganda niteliğindeki yayınları, v.s.,v.s. Ama bunların en önemlisi umut ile korku arasında yaşam süren İran halkının, aynı zamanda her çatışmada Ortadoğu’nun şımarık çocuğu İsrail tarafından başlarına bomba yağdırılan Lübnan halkının çilesidir. Uzun yıllar mollaların zulmünden kurtulamayan İran halkı örgütlü bir şekilde ayaklanmaya başlamıştı. 36 bini aşkın kişi bu yüzden rejim tarafından katledildi. Ancak Amerika’dan medet ummak hiç çözüm değil.

“Tarih tekerrürden ibarettir”, ancak tarihten öğrenen pek yoktur. Never again! (Asla tekrarlanmayacak) denmişti dünya savaşları sonucunda. Ama tekrar tekrar aynı hataların yapılması önlenemedi. 2003 yılında Bush ve Blair ikilisinin aynı yalanı kullanarak Irak’a saldırmaları tüm dünyaya çok pahalıya mal oldu. Ne yazık ki bu savaşın sonuçları dünyaya belki de 23 yıl öncekinin sonuçlarından çok daha pahalıya mal olacaktır. 

“Milyonlarca insanın kaderi ile Rus ruleti oynayamazsınız” İspanyol Başbakanı Pedro Sánchez


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ertanç HİDAYETTİN yazıları