Nereden nereye

Yayın Tarihi: 28/06/26 10:18
okuma süresi: 4 dak.

Kağıt, kalem, kitap, daktilo, bilgisayar, yapay zeka.

Radyo, sinema, televizyon, cep telefonu You tube, Netflix, sosyal medya.

Anlamışsınızdır nostaljik bir yazı olacağını, eskileri özlemle anıp yenileri yereceğimi. Biraz öyle.

Çok yazdım nostaljik yazılar geçmişte. Roma’yı yeniden keşfedeceğime o yazılarımdan birkaç bölüm:

Televizyon hayatımıza girmeden önce, soğuk kış gecelerinde annelerimizin, nenelerimizin mesellleri ile ısınırdık. Kızma-beyim (Ludo), yılan oyunu, gonga, ıspastra oynardık saatlerce o uzun kış gecelerinde.

Eğer ailemiz bize bayramlık yeni ayakkabı alabilmişlerse onlara sarılarak uyurduk arife günün gecesi. Bayramlık elbiselerimizi itina ile sabah uyandığımızda görebileceğimiz bir yere asardı annelerimiz.

Francola dediğimiz beyaz dilimli ekmek, uzun kutularda satılan Danimarka peyniri gibi şeyler lüks idi bizim için. Çok severdik onları, ama idareli tüketirdik. Çarşıdaki fırından aldığımız nefis sıcak ekmek üzerine nestle kutu sütü ve şeker koyarak yerdik okul çıkışı.

Çamaşır makinesi yoktu. Annelerimiz bahçe avlusunda odun veya kömürlerin ısıttığı kocaman kazanlar içerisinde, suya kül katarak yıkardı çarşaflarımızı, çamaşırlarımızı. Tertemiz beyaz gömleklerimizin yakaları kolalanırdı. Her şey gibi bu iş de çok meşakkatli idi. Özellikle kadınlar çekerdi bu çileleri.

Mahalle çocukları hafta sonları ve tatillerde sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar dışarılarda korkusuzca pirili, saklambaç, beştaş, alda gibi oyunlar oynar, topaç çevirirdik. Oyuncaklarımız azdı ama çok yaratıcıydı bizim nesil. Mahalle dedim de, gerçekten bir mahalle kültürü, mahalle dayanışması vardı bizim neslin. Yaz geceleri tüm mahalleli tozu, toprağı dindirmek için sulanan kapı önlerinde oturur sohbet ederdik.

2022 yılındaki İstanbul ziyaretimde Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni ziyaret etmiştim. Yazar’ın aynı ismi taşıyan romanında geçen eşyaların sergilendiği bir müze idi bu. Bu müzeden etkilenerek “Masumiyet müzenizde neler var?” başlıklı yazımda kendi hayali müzeme koyacağım eşyaları, tropen dolma kalemim, mekodikam, lingiri değnekleri ve plâkçalarım olarak sıralamıştım.

***

Birçok yazılarımda da bizim masum yaşamımızı zamane çocuklarının şimdiki yaşantıları ile kıyaslayarak onların teknolojiden çok olumsuz etkilendiğini, yaratıcılıklarının yok olma yoluna gittiğini esefle vurguladım.

Sosyal medyanın özellikle gençler üzerinde ölümle sonuçlanabilecek etkileri olduğunu geçmiş yazılarımda örnekler vererek belirttim. Geçmiş yazılarımda değindiğim Molly Russell, Mia Janin ve Morgan Ribeiro sosyal medyanın kurbanları arasında olan üç genç. İkisi henüz 14 yaşında öğrenci kız, diğeri 20 yaşında genç bir kadındı.

Birkaç ay önce Amerika’nın New Meksiko ve Los Angeles eyaletlerinde çok önemli  davalar sonuçlandı. Facebook, Instagram ve WhatsApp uygulamalarının sahibi dev teknoloji şirketi Meta, çocukların zihinsel sağlığına zarar vermek ve kullanıcıları platform gövenliği konusunda yanıltmak suçlarından birçok davada suçlu bulunarak yüz milyonlarca dolar ceza ve tazminat ödemeye mahkum edildi.

New Meksiko davası yöneticilerin güvenlik yerine finansal kazançın öne çıkarıldığını vurguladı. Meta binlerce ihlal için 375 milyon dolar cezasına çarptırıldı.

Kısa bir süre önce de çocukların güvenliğini sağlamak amacıyla Birleşik Krallık hükümeti 16 yaş altı çocukların sosyal medya kullanımını yasakladı.

Tüm bunlar önemli ama cılız adımlar. Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ertanç HİDAYETTİN yazıları